Ahlâk, ahlâkın mahiyeti ve önemi, ahlâkın kaynağı, ahlâkın gerekliliği, ahlâki olan ile ahlâki olmayanın nasıl ayırt edileceği, dinden bağımsız, seküler bir ahlâkın mahiyeti ve imkânı, bilginin ahlâkiliği ve Kant’ın ahlâk anlayışı gibi ahlâka dair temel meseleleri Ömer Türker hocayla konuştuk. Ahlâkın yönünü ve bağlamını oluşturan bütünlük ve yetkinlik ilkeleri, insanın varoluşsal ve metafizik idrakinin neticesinde ahlâki idrake de yansıyarak bir anlam ve değer kazanmaktadır. Ahlâki idrakimize dair ufuk açıcı ve istifadeli bir röportajla baş başa bırakıyoruz sizleri.
Ömer hocam, ahlâkın mahiyeti ve önemine dair bir girişle başlayabilir miyiz?
Evet hocam, ahlâkın mahiyeti esas itibariyle insanın kabiliyetlerinde ortaya çıkan bir şey. Yani insan diğer canlılardan farklı olarak hem bir akıl gücüne hem de duyu güçlerine sahip, arzu gücüne sahip, hepsini arzuda toplayabiliriz. Yani idrak ve arzu gücüne sahip. Klasik dönemden beri zaten bütün düşünürlerin ifade ettiği şey bu… Arzuyla akıl arasındaki çatışma insanda irade dediğimiz bir tedirginliği doğuruyor. Normal şartlarda yargı verme anlamında yani bir konuya karar verme anlamında tedirginlik insana mahsus bir şey değil, bütün canlılarda var yani normal şartları düşündüğümüzde bütün canlıların duyu araçları var. Hepsinin görme, koklama, dokunma gibi özellikleri var. Farklı boyutlarda olmakla birlikte bütün canlılarda hayal var, hafıza var, yargı verme özelliği var fakat insanı ahlâklı kılan şey; insanı bütünleyen, insanı tamamlayan gücün akıl olması yani bu, dış duyu güçlerinden yahut iç duyu güçlerinden birisi değil, doğrunun ve yanlışın farkına varan yani ikinci farkındalığına, bildiğini bilme özelliğine sahip olan akıl tarafından insanın bütünleniyor olması. Bu durum insanın idrakini, saf anlamı kavrama, cismani olanın ötesine geçecek şekilde varlıkla ilişki kurma seviyesine taşıyor. En kritik nokta burası, yani hem biz anlamı saf bir şekilde kavrıyoruz hem de bunun başka bir ifadesi olarak söyleyebiliriz ki cismani olanın ötesine geçiyoruz. Bu, şu anlama geliyor:
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan
Moderniteye karşı İslami düşünsel tepkinin üç aşamadan geçtiği söylenebilir. İlki, saf gelenekçilik diyebileceğimiz, on dokuzuncu yüzyılda egemen olan ve İslam’ı savunmak için tamamen orta çağ uygulamalarına başvuran Abdülkadir el-Cezairî gibi
(Cerh-Tadil ve Metin Tenkidi) Geçmişten günümüze İslami literatür, hususen rivayete dayalı kaynaklarımız için düşündüğümüzde ‘tenkid’ kavramını nasıl bir yere koyabiliriz? Tenkit ile ister olumlu yönleri ortaya çıkarmayı ve ister olumsuz yönleri ortaya çıkarıp eleştirmeyi kastedelim,
Yönünü ve ufkunu hakikate dönmüş; kendini O’na teslim etmiş insanın tahtından olup, yalnız ve savunmasız kaldığı; hakikat, anlam ve değerin yegâne belirleyeni gibi görülmek istendiği, hakikatin vakıa karşısında hesaba çekildiği(!) çağa erdik. Aşina değiliz bu hâle. Kasım Küçükalp ile ‘İktidar’ı, felsefi, erdem ve hakikat boyutuyla konuştuk.
Bütünlük ve Yetkinlik Temelinde Ahlâk Üzerine
Ahlâk, ahlâkın mahiyeti ve önemi, ahlâkın kaynağı, ahlâkın gerekliliği, ahlâki olan ile ahlâki olmayanın nasıl ayırt edileceği, dinden bağımsız, seküler bir ahlâkın mahiyeti ve imkânı, bilginin ahlâkiliği ve Kant’ın ahlâk anlayışı gibi ahlâka dair temel meseleleri Ömer Türker hocayla konuştuk. Ahlâkın yönünü ve bağlamını oluşturan bütünlük ve yetkinlik ilkeleri, insanın varoluşsal ve metafizik idrakinin neticesinde ahlâki idrake de yansıyarak bir anlam ve değer kazanmaktadır. Ahlâki idrakimize dair ufuk açıcı ve istifadeli bir röportajla baş başa bırakıyoruz sizleri.
Ömer hocam, ahlâkın mahiyeti ve önemine dair bir girişle başlayabilir miyiz?
Evet hocam, ahlâkın mahiyeti esas itibariyle insanın kabiliyetlerinde ortaya çıkan bir şey. Yani insan diğer canlılardan farklı olarak hem bir akıl gücüne hem de duyu güçlerine sahip, arzu gücüne sahip, hepsini arzuda toplayabiliriz. Yani idrak ve arzu gücüne sahip. Klasik dönemden beri zaten bütün düşünürlerin ifade ettiği şey bu… Arzuyla akıl arasındaki çatışma insanda irade dediğimiz bir tedirginliği doğuruyor. Normal şartlarda yargı verme anlamında yani bir konuya karar verme anlamında tedirginlik insana mahsus bir şey değil, bütün canlılarda var yani normal şartları düşündüğümüzde bütün canlıların duyu araçları var. Hepsinin görme, koklama, dokunma gibi özellikleri var. Farklı boyutlarda olmakla birlikte bütün canlılarda hayal var, hafıza var, yargı verme özelliği var fakat insanı ahlâklı kılan şey; insanı bütünleyen, insanı tamamlayan gücün akıl olması yani bu, dış duyu güçlerinden yahut iç duyu güçlerinden birisi değil, doğrunun ve yanlışın farkına varan yani ikinci farkındalığına, bildiğini bilme özelliğine sahip olan akıl tarafından insanın bütünleniyor olması. Bu durum insanın idrakini, saf anlamı kavrama, cismani olanın ötesine geçecek şekilde varlıkla ilişki kurma seviyesine taşıyor. En kritik nokta burası, yani hem biz anlamı saf bir şekilde kavrıyoruz hem de bunun başka bir ifadesi olarak söyleyebiliriz ki cismani olanın ötesine geçiyoruz. Bu, şu anlama geliyor:
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
221. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İslamcılık ve Müslümanlar Üzerine
İslamcılık bitti, İslamcılık zaten tarihin en büyük felaketi, din elden gitti, din iyi ki elden gitti, din elden gitmeli, İslam diye bir şey kalmadı vs… Bu ve benzeri söylemlerle çokça karşılaştığımız bu günlerde aklımıza ‘Din’e karşı ciddi bir yorgunluk mu oluştu? Müslümanlar bir yılgınlık mı yaşıyor? Bu ve benzeri söylemlerin asıl sebebi nedir?
“Zihni Örtülmüş Durumdaki İnsanlar Haksızlığa Karşı Nasıl Mücadele Verecek?”
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan
“İslam, Modernlikler ve Gelecek”
Moderniteye karşı İslami düşünsel tepkinin üç aşamadan geçtiği söylenebilir. İlki, saf gelenekçilik diyebileceğimiz, on dokuzuncu yüzyılda egemen olan ve İslam’ı savunmak için tamamen orta çağ uygulamalarına başvuran Abdülkadir el-Cezairî gibi
Rivayete Dayalı Kaynaklarımızı Tenkid Zorunluluğu Üzerine
(Cerh-Tadil ve Metin Tenkidi) Geçmişten günümüze İslami literatür, hususen rivayete dayalı kaynaklarımız için düşündüğümüzde ‘tenkid’ kavramını nasıl bir yere koyabiliriz? Tenkit ile ister olumlu yönleri ortaya çıkarmayı ve ister olumsuz yönleri ortaya çıkarıp eleştirmeyi kastedelim,
İktidar ve Erdem Üzerine
Yönünü ve ufkunu hakikate dönmüş; kendini O’na teslim etmiş insanın tahtından olup, yalnız ve savunmasız kaldığı; hakikat, anlam ve değerin yegâne belirleyeni gibi görülmek istendiği, hakikatin vakıa karşısında hesaba çekildiği(!) çağa erdik. Aşina değiliz bu hâle. Kasım Küçükalp ile ‘İktidar’ı, felsefi, erdem ve hakikat boyutuyla konuştuk.
Alışverişe devam et