İnsanın yaşamı boyunca arzuladığı temel ve nihai bir amaçtır mutluluk. Yapılan her işte, alınan her kararda mutluluk arzulanandır daima. Ancak insan için bu kadar önemli, aranan ve arzulanan mutluluğun “ne olduğu, nasıl tanımlanabileceği” oldukça çetrefilli bir konudur. Çünkü mutluluk, tek bir tanımı olmayan; belki de kişiden kişiye farklı biçimlerde tanımlanabilen çok anlamlı bir kavramdır. Her insanın farklı anlamlar yüklediği ve farklı unsurlarla bağdaştırdığı mutluluğu, TDK “anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk” olarak tanımlamaktadır.
“Ruh bilimi” olarak tanımlanan psikolojiye göre ise mutluluk; öznel iyi oluş hâli, memnuniyet, bütün özlemlere ve isteklere eksiksiz biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu ya da bir istek ve özlem yerine geldiğinde hissedilen sevinç, olarak tanımlanır. (Kamsız, C.).
Pek çok düşünür, bilim insanı ve psikolog tarafından ele alınan mutluluk kavramı, farklı açılardan ve çeşitli bağlamlarda değerlendirilmiştir. Bunlardan bazılarına yer vererek, mutluluk kavramını daha kapsamlı biçimde ele alalım:
Mutluluk ya da öznel iyi olma, bireyin yaşamına dair olumlu düşünce ve duygularının miktarca üstünlüğüdür (Myers ve Diener, 1995).
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Yaratılmış olanı Yaratıcıdan ayıran en temel özelliklerden biri de sınırlı ve sonlu olma durumudur. Bir varlık hâline gelme durumunun söz konusu olması her daim soyut ya da somut sınırların çizilmesiyle mümkün olur. Çünkü sınırsızlık ya da sonsuzluk aslında bir çeşit yokluk formu olarak da düşünülebilir; bu sebeple bu hikâye aynı zamanda yokluktan varlığa, ademden Âdem’e geçiş hikâyesidir.
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
İnsanın yaşamı boyunca arzuladığı temel ve nihai bir amaçtır mutluluk. Yapılan her işte, alınan her kararda mutluluk arzulanandır daima. Ancak insan için bu kadar önemli, aranan ve arzulanan mutluluğun “ne olduğu, nasıl tanımlanabileceği” oldukça çetrefilli bir konudur. Çünkü mutluluk, tek bir tanımı olmayan; belki de kişiden kişiye farklı biçimlerde tanımlanabilen çok anlamlı bir kavramdır. Her insanın farklı anlamlar yüklediği ve farklı unsurlarla bağdaştırdığı mutluluğu, TDK “anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk” olarak tanımlamaktadır.
“Ruh bilimi” olarak tanımlanan psikolojiye göre ise mutluluk; öznel iyi oluş hâli, memnuniyet, bütün özlemlere ve isteklere eksiksiz biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu ya da bir istek ve özlem yerine geldiğinde hissedilen sevinç, olarak tanımlanır. (Kamsız, C.).
Pek çok düşünür, bilim insanı ve psikolog tarafından ele alınan mutluluk kavramı, farklı açılardan ve çeşitli bağlamlarda değerlendirilmiştir. Bunlardan bazılarına yer vererek, mutluluk kavramını daha kapsamlı biçimde ele alalım:
Mutluluk ya da öznel iyi olma, bireyin yaşamına dair olumlu düşünce ve duygularının miktarca üstünlüğüdür (Myers ve Diener, 1995).
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Her Paradigmanın Kendine Özgü Bir Dili Vardır
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Ötekileştirme Ve Göç Sorunu
Öteki” sosyolojik bir terim olarak din, etnisite, dil ve kültür acısından farklı olan toplumsal kategorileri ifade etmektedir. Burada sorun ötekinin varlığı ile ilgili değil, onunla gerçekleştirilecek ilişkinin niteliğidir. Bir devleti totaliter veya demokratik hukuk devleti yapan da öteki olarak algılananlara karşı yürüttüğü politikalarla ilgilidir.
İnsan Odaklı Bir Yönetim Anlayışı
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Günah ve Tövbe İlişkisine Sınır Kavramı Üzerinden Varoluşsal Bir Bakış
Yaratılmış olanı Yaratıcıdan ayıran en temel özelliklerden biri de sınırlı ve sonlu olma durumudur. Bir varlık hâline gelme durumunun söz konusu olması her daim soyut ya da somut sınırların çizilmesiyle mümkün olur. Çünkü sınırsızlık ya da sonsuzluk aslında bir çeşit yokluk formu olarak da düşünülebilir; bu sebeple bu hikâye aynı zamanda yokluktan varlığa, ademden Âdem’e geçiş hikâyesidir.
Ahlaktan Arındırılmış Hukuk; Adaletten Arıtılmış Hüküm
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.