İnsanın yaşamı boyunca arzuladığı temel ve nihai bir amaçtır mutluluk. Yapılan her işte, alınan her kararda mutluluk arzulanandır daima. Ancak insan için bu kadar önemli, aranan ve arzulanan mutluluğun “ne olduğu, nasıl tanımlanabileceği” oldukça çetrefilli bir konudur. Çünkü mutluluk, tek bir tanımı olmayan; belki de kişiden kişiye farklı biçimlerde tanımlanabilen çok anlamlı bir kavramdır. Her insanın farklı anlamlar yüklediği ve farklı unsurlarla bağdaştırdığı mutluluğu, TDK “anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk” olarak tanımlamaktadır.
“Ruh bilimi” olarak tanımlanan psikolojiye göre ise mutluluk; öznel iyi oluş hâli, memnuniyet, bütün özlemlere ve isteklere eksiksiz biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu ya da bir istek ve özlem yerine geldiğinde hissedilen sevinç, olarak tanımlanır. (Kamsız, C.).
Pek çok düşünür, bilim insanı ve psikolog tarafından ele alınan mutluluk kavramı, farklı açılardan ve çeşitli bağlamlarda değerlendirilmiştir. Bunlardan bazılarına yer vererek, mutluluk kavramını daha kapsamlı biçimde ele alalım:
Mutluluk ya da öznel iyi olma, bireyin yaşamına dair olumlu düşünce ve duygularının miktarca üstünlüğüdür (Myers ve Diener, 1995).
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır. Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder.
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
İnsanın yaşamı boyunca arzuladığı temel ve nihai bir amaçtır mutluluk. Yapılan her işte, alınan her kararda mutluluk arzulanandır daima. Ancak insan için bu kadar önemli, aranan ve arzulanan mutluluğun “ne olduğu, nasıl tanımlanabileceği” oldukça çetrefilli bir konudur. Çünkü mutluluk, tek bir tanımı olmayan; belki de kişiden kişiye farklı biçimlerde tanımlanabilen çok anlamlı bir kavramdır. Her insanın farklı anlamlar yüklediği ve farklı unsurlarla bağdaştırdığı mutluluğu, TDK “anlık bir duruma bağlı olarak duyulan sevinç veya alınan zevk” olarak tanımlamaktadır.
“Ruh bilimi” olarak tanımlanan psikolojiye göre ise mutluluk; öznel iyi oluş hâli, memnuniyet, bütün özlemlere ve isteklere eksiksiz biçimde ve sürekli olarak erişilmekten duyulan kıvanç durumu ya da bir istek ve özlem yerine geldiğinde hissedilen sevinç, olarak tanımlanır. (Kamsız, C.).
Pek çok düşünür, bilim insanı ve psikolog tarafından ele alınan mutluluk kavramı, farklı açılardan ve çeşitli bağlamlarda değerlendirilmiştir. Bunlardan bazılarına yer vererek, mutluluk kavramını daha kapsamlı biçimde ele alalım:
Mutluluk ya da öznel iyi olma, bireyin yaşamına dair olumlu düşünce ve duygularının miktarca üstünlüğüdür (Myers ve Diener, 1995).
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yasal Olanın Meşruluğundan Adil Olanın Meşruluğuna
Modern dönem öncesinde meşruluğun ölçütü adaletti. Bir şeyin âdil olması onu meşru kılıyordu. Yunan filozoflarında bu husus felsefe üzerinden şekillenmiş, Hristiyan Batı düşüncesinde ise bu adalet mefhumu Tanrı’ya dayandırılarak okunmuştur. Modern döneme kadar bir şeyin meşru olması için o şeyin âdil olması gerekmekteydi. Burada egemen gücün kavramı belirleyişini görmek mümkündür.
Şairlerin ve Tüm Vicdan Sahiplerinin Filistin İçin Küresel İntifada Çağrısı
Ne yapmalıyım diye düşündüm hala düşünüyorum. İsrail ve ona yardım edenlerin mallarına karşı bir boykottan söz ediliyor. Tamam, diyorum. Markette daha önceleri yetmiş dokuz liraya satılan Domestos kırk liraya düşürülmüştü. Her müşteriye kasadaki masum kız tarafından özellikle indiriminden söz açılıp pazarlanmaya çalışılıyordu. İşte diyorum, karşımda ciddi bir imtihan suali. Cebimdeki para beni tahrik ediyor, elinde avucunda başka ne kaldı hadi davran al bu ucuzlukta şu kimyasal nesneyi de eşin sevinsin. Ama benim içimde bir başka ben daha var. O diyor ki sor bakalım senin memleketin Elaziz’deki Coca Cola dolum tesislerinin kapısına kilit vurulmuş mudur; Endonezya’da McDonalds’ların iflas ettirildiği gibi.
İslam’ın Ahlâki İlkeleri Bir Hukuka Dönüşsün Yeter ki
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Mekanik Panoptikon’dan Sanal Panoptikon’a: Gözetim
Müslümanlar olarak, inşa ettiğimiz bir uygarlık içinde yaşamıyoruz bilakis başkaları tarafından Müslümanca olmayan dinamiklerle inşa edilmiş bir uygarlık içerisinde yaşıyoruz. Yalnızca Müslümanlar değil Batı dışı topluluklar kendilerinin inşa etmediği var edilmiş bir dünyada yaşamaktadırlar. Batı dışı toplumlar, 300 yıldır Batı ontolojisinin ve epistemolojisinin inşa ettiği (ç)ağlara, mekânlara ve olaylara maruz kalmaktadırlar. Tarihsel olarak “güç” ve “iktidar” varlığını çok mühim gören Batı inanç ve düşünce tarihinde Mitoloji (tasavvuri varlıkların hâkim olduğu bakış), Kilise (din adamlarının ve dogmaların hâkim olduğu yapılanma) ve Devlet (seküler aklın inşa ettiği kurumlaşma) son olarak meydana gelen Şirketleşme (rasyonel akıl gücünün bireyselleşme ile buluştuğu kurumlaşma türü) süreçleri yaşanmıştır.
Çocuk Edebiyatının Kuramsal Boyutu
Çocuk edebiyatında özerkleşmenin niteliksel karşılıklarını yadsımak yanlış sonuçlara vardırır. Fakat alanı, birincil derecede bağımlı olduğu edebiyat ve çocukluk kavramından ayırmak neredeyse imkânsızdır. Tacettin Şimşek’in dikkat çektiği üzere çocuk edebiyatı, her şeyden önce bir edebiyattır. Bu nedenle edebiyat için geçerli olan değerlendirmelerin ve kıstasların ancak çocuk ölçüsünde özel bağlamlarla anlaşılabileceği boyutlar söz konusudur. Bu durum, tam da çocuk olmaklığın barındırdığı özelliklerle bir denkleşmeye işaret eder.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.