Bahçede, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kırmızı güller açar. Yaprakların üzerine düşen çiy damlaları, minik aynalar gibi sabahı yansıtır. Kuş sesleri arasında, çitin ardından bakan biri için manzara büyüleyicidir; renklerin uyumu, sessiz bir zarafetle insanın içine ferahlık salar. Fakat biri merakla yaklaşıp eğildiğinde, o güzelliğin ardında başka bir hakikat belirir: toprağın derinlerinden gelen ağır, çürümüş bir koku. Köklerin çevresinde, bir zamanlar besleyen toprağın artık yorgun, nemli ve kararmış bir hâli vardır. Gül hâlâ güzel görünür ama güzelliğini taşıyan zemin bozulmuştur.
İşte o anda büyü dağılır. Dıştaki ihtişam, içteki çürümeyi saklayamaz. O kırmızı yaprakların altında sessiz bir çözülme vardır; hayatın en görkemli anında bile gizli bir keder gibi. İnsan da böyledir. Sözleri, kıyafeti, yüzündeki zarafet ne kadar parlak olursa olsun; içinde kibir, haset ya da hoyratlık barınıyorsa, o güzellik bir süre sonra solmaya mahkûmdur. Çünkü suret, hakikatin cilasıdır; huy ise cevherin rengi. Yüz bazen ışığı yansıtır ama huy, ışığın kaynağıdır. Eğer içteki kaynak bulanıksa, en parlak yüz bile karanlık görünür.
Fıtratın Sessiz Mimarı: Çocuğun Ruhunda İnşa Edilen Huy
İnsanın iç toprağında çocuklukla kurulan ahlâkın temelleri.
Gemi batıyor, seyrediyorlar. Bir heyula dolaşıyor, dinliyorlar. Dünya değişiyor, bakmıyorlar. Bir şeyler yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Dönüşen sadece nesneler, mekânlar, olaylar, kişiler değil. Yaşadığımız gariplik bizi dönüştürüyor. Hem de dönüşümün ruhuna aykırı bir şekilde. İnsanı yavaş yavaş olgunlaştıran, var eden bir dönüşümden çok, şokla, özüne aykırı şekilde, varoluşunu tamamlamadan olgunlaştıran bir dönüşüm bu yaşadığımız.
. Burada çektiğimiz acılar, kazanacağımız mallar, yaşadığımız eğlenceler büyük resimde, ahiretle kıyaslandığında önemsizdir. Ama buradaki eylemlerimiz ve sorumluluklarımız ahiret hayatımızı belirleyeceği için başka bir açıdan önemlidir. Zalimlerle mücadele etmek ve zulmetmemek bu yüzden çok önemlidir
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde bir cümle kurduğumuzda, bu, o davranışın sadece ‘gayri ahlakî’ olduğunu mu gösterir, yoksa o davranış aynı zamanda ‘irrasyonel’ de olabilir mi? …
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Yüzün Işığı, Kökün Karanlığı: Ahlâkın Görünmez Toprağı
Görünüşün ardındaki ahlakî derinliğe bir bakış.
Bahçede, her sabah güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kırmızı güller açar. Yaprakların üzerine düşen çiy damlaları, minik aynalar gibi sabahı yansıtır. Kuş sesleri arasında, çitin ardından bakan biri için manzara büyüleyicidir; renklerin uyumu, sessiz bir zarafetle insanın içine ferahlık salar. Fakat biri merakla yaklaşıp eğildiğinde, o güzelliğin ardında başka bir hakikat belirir: toprağın derinlerinden gelen ağır, çürümüş bir koku. Köklerin çevresinde, bir zamanlar besleyen toprağın artık yorgun, nemli ve kararmış bir hâli vardır. Gül hâlâ güzel görünür ama güzelliğini taşıyan zemin bozulmuştur.
İşte o anda büyü dağılır. Dıştaki ihtişam, içteki çürümeyi saklayamaz. O kırmızı yaprakların altında sessiz bir çözülme vardır; hayatın en görkemli anında bile gizli bir keder gibi. İnsan da böyledir. Sözleri, kıyafeti, yüzündeki zarafet ne kadar parlak olursa olsun; içinde kibir, haset ya da hoyratlık barınıyorsa, o güzellik bir süre sonra solmaya mahkûmdur. Çünkü suret, hakikatin cilasıdır; huy ise cevherin rengi. Yüz bazen ışığı yansıtır ama huy, ışığın kaynağıdır. Eğer içteki kaynak bulanıksa, en parlak yüz bile karanlık görünür.
Fıtratın Sessiz Mimarı: Çocuğun Ruhunda İnşa Edilen Huy
İnsanın iç toprağında çocuklukla kurulan ahlâkın temelleri.
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
221. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Bir Garip Dünyada Çocuklara Seslenmek
Gemi batıyor, seyrediyorlar. Bir heyula dolaşıyor, dinliyorlar. Dünya değişiyor, bakmıyorlar. Bir şeyler yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Dönüşen sadece nesneler, mekânlar, olaylar, kişiler değil. Yaşadığımız gariplik bizi dönüştürüyor. Hem de dönüşümün ruhuna aykırı bir şekilde. İnsanı yavaş yavaş olgunlaştıran, var eden bir dönüşümden çok, şokla, özüne aykırı şekilde, varoluşunu tamamlamadan olgunlaştıran bir dönüşüm bu yaşadığımız.
Gazze’deki Acılar ve Teodise
. Burada çektiğimiz acılar, kazanacağımız mallar, yaşadığımız eğlenceler büyük resimde, ahiretle kıyaslandığında önemsizdir. Ama buradaki eylemlerimiz ve sorumluluklarımız ahiret hayatımızı belirleyeceği için başka bir açıdan önemlidir. Zalimlerle mücadele etmek ve zulmetmemek bu yüzden çok önemlidir
Nekropolitikalar ve Ortadoğu
Hayat ve ölüm hakkını elinde tutan modern iktidar sistemleri eylemlerin de işlevsizleştirmesini sağlarlar, eylem özünde bir potansiyeli göstermekten ziyade onu terbiye etme yöntemi olarak vardır. Dolayısıyla hakikatin ve anlamın değersizleştiği bir dünyada ifade etme özgürlüğünü tartışamazsın. Ölüm ve yaşam hakkının ifade etmeyle özdeşleştiği bir dünyada eylemin değil susmanın özgürlüğünü tartışmamız lazım. Susma hakkını elinde tutabildiğin ölçüde potansiyel bir tehdit olabilirsin. Bu da elbette nefes alma hürriyetiyle alakalıdır.
Bugün Gazze’de yaşanan trajik gerçek, tam da nekroiktidarın gücünü gösterir.
Vicdan Körelmesi’ Hayra Alamet Değildir!
Vicdan’ı nasıl tanımlayabiliriz? Onu, iyiyi kötüden ayırt etmeyi sağlayan içsel/fıtrî bir his olarak mı görmeliyiz, yoksa o ‘edinilmiş’ bir şey midir? Bir davranış ile ilgili olarak örneğin “vicdanım elvermiyor” yahut “bu yapılan vicdansızlıktır’ şeklinde bir cümle kurduğumuzda, bu, o davranışın sadece ‘gayri ahlakî’ olduğunu mu gösterir, yoksa o davranış aynı zamanda ‘irrasyonel’ de olabilir mi? …
İqrâ: Yenilen insandan yenilenen insana
“Yenilenme arzumuz ve çoğumuzun şu andakinden daha iyi olmamız hususundaki isteği bize, iş işten geçmediği hakkında düşünme hakkı veriyor. Şüphesiz yenilenmek (yeniden hayata dönmek) için ortada bir yol da mevcuttur. Bu yol görebilenler için apaçık ortadadır. Gerçekleşebilmesi de iki şeye bağlıdır. Bizdeki rûhî yenilginin veya ümitsizliğin bir başka adı olan “bahâne bulma rûhunu” terk etmek; Tam bir azim ve şuurla Resûlullah’ın sünnetiyle amel etmek…”
Alışverişe devam et