Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir; bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile erdemin olduğu şey aynı değildir: Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir; kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
Aristoteles
Giriş
Aristoteles, bir yönüyle ahlâk ile adaleti birbirinin benzeri görmekte, ikisi arasındaki ayrımda adalet için bir öteki aramakta. Kişi yalnız olsa dahi ahlâkiliği söz konusuyken; adalet için bir ötekine ihtiyaç vardır. Ahlâkı, bir yönüyle, insanların yapıp ettiği davranışların alışkanlık haline gelmesi olarak da görmek mümkündür. Bu yazımızda, ahlâktan arındırılmış hukukun durumunu konuşmak, tartışmak niyetindeyiz. Ahlâkın hukuk ile ilişkisi ne boyuttadır? Olayın tarihsel serencamı neyi gösterir? Biz bu konunun neresinde durmaktayız? Ahlâk hukuktan ayrılmış da ne olmuş? Gibi soruların peşinden gitmeye çalışacağız.
Ahlâk ve Sorunumuz
Rağıp el-İsfahani, Ahlâkı; insanda önceden bulunan veya sonradan alışkanlıklarla kazanılan, fiillerin nefiste kendiliğinden meydana gelmesini sağlayan aslî meleke (yetkinlik/huy) şeklinde tanımlamakta, bu ve benzeri tanımlar birçok kişi tarafından da benimsenmektedir. Tarih boyu tartışma konusu olan husus ahlâkın kaynağı sorunu olmuştur. Bu tartışma neticesinde herkesin kendi rabbi, onun ahlâkını oluşturmaktadır.
Ahlakın kaynağı problemi ise, bu önermelerin kaynağının ne olduğuna ilişkindir. Sözgelimi “Hırsızlık kötüdür” derken, hırsızlığın kötü olduğuna dair yargımızın bize nereden geldiği meselesidir. Hırsızlığın kötü olduğunu tamamen kendi duygularımız sayesinde mi bilmekteyiz, yoksa aklımız mı bize bu önermeyi sağlamaktadır? Yahut kutsal kitaplar ya da sezgilerimiz mi bu bilgiyi bize vermektedir? Bir şeye iyi veya kötü dememizi sağlayan ölçütün kaynağı nedir? İşte bu sorular, ahlâkın kaynağı problemini oluşturmaktadır.[1]
Hümeyra hocanın sorduğu bu sorular önemlidir, insanlar arasındaki farklılığın nedeni; ahlâk tanımlarının farklılığından ziyade, ahlâkın kaynağının ne olarak görüldüğü ile ilgilidir. Rasyonalist biri her şeyi akla dayandırmasından dolayı ahlâkın kaynağını da akla dayandıracaktır. Akıl kavramı – kendisi bile bir yönüyle metafizik olan- ile insanlık için ortak ahlâki ilkeler çıkarılabileceği iddia edilmektedir.
Ahlâkın Hukuktan Ayrılışı
Bu yazının devamı
221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Nitekim bu sapkın düşünce onu, kendisinin de borcu olduğu yaşlı bir tefeci kadını ve cinayeti gören yardımcı komşu kadını öldürmeye yöneltmiş, kendinden sonra gelecek bütün edebiyat tarihine indirilmiş haldeki baltasıyla bir cinayet işlemiş, ancak cinayeti işledikten sonra, her ne kadar kendisini bir Napolyon gibi görmeye çalışmışsa da vicdanı bu role itiraz etmiş, evvela işlemiş olduğu suçun cenderesinde dönmeye başlayıp vicdanıyla baş başa kaldığı her dakika boyunca da dayanılmaz bir gerilimin ortasında kalmıştır.
Bilinmelidir ki dünyanın en harika eğitim kurumu mutlu ve huzurlu bir aile; en harika eğitimcileri ise örnek anne ve babalardır. Aile içi iletişimi düzene sokmadan, aile bireyleri arasında güveni oluşturmadan, sevgiyi ve saygıyı bina etmeden söylenecek her söz havada kalacaktır
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Günübirlik, üzerinde çok da araştırma yapmaya gerek olmayan mevzuların yanında söz söylemek için bir ömür çaba harcamak zorunda olduğumuz meseleler de var. Hatta bazı meseleleri anlayabilmek için bir ömür harcadığımız halde yine de meseleyle ilgili net bir şey söylemek çoğu zaman mümkün de olmayabilir.
Ahlaktan Arındırılmış Hukuk; Adaletten Arıtılmış Hüküm
Erdem ile bu adaletin arasında ne fark olduğu söylediklerimizden bellidir;
bu adalet erdemle aynı şeydir ama adaletin olduğu şey ile
erdemin olduğu şey aynı değildir:
Başkasıyla ilişkide söz konusu olduğunda adalettir;
kendi başına böyle bir huy söz konusu olduğunda erdemdir.
Aristoteles
Giriş
Aristoteles, bir yönüyle ahlâk ile adaleti birbirinin benzeri görmekte, ikisi arasındaki ayrımda adalet için bir öteki aramakta. Kişi yalnız olsa dahi ahlâkiliği söz konusuyken; adalet için bir ötekine ihtiyaç vardır. Ahlâkı, bir yönüyle, insanların yapıp ettiği davranışların alışkanlık haline gelmesi olarak da görmek mümkündür. Bu yazımızda, ahlâktan arındırılmış hukukun durumunu konuşmak, tartışmak niyetindeyiz. Ahlâkın hukuk ile ilişkisi ne boyuttadır? Olayın tarihsel serencamı neyi gösterir? Biz bu konunun neresinde durmaktayız? Ahlâk hukuktan ayrılmış da ne olmuş? Gibi soruların peşinden gitmeye çalışacağız.
Ahlâk ve Sorunumuz
Rağıp el-İsfahani, Ahlâkı; insanda önceden bulunan veya sonradan alışkanlıklarla kazanılan, fiillerin nefiste kendiliğinden meydana gelmesini sağlayan aslî meleke (yetkinlik/huy) şeklinde tanımlamakta, bu ve benzeri tanımlar birçok kişi tarafından da benimsenmektedir. Tarih boyu tartışma konusu olan husus ahlâkın kaynağı sorunu olmuştur. Bu tartışma neticesinde herkesin kendi rabbi, onun ahlâkını oluşturmaktadır.
Ahlakın kaynağı problemi ise, bu önermelerin kaynağının ne olduğuna ilişkindir. Sözgelimi “Hırsızlık kötüdür” derken, hırsızlığın kötü olduğuna dair yargımızın bize nereden geldiği meselesidir. Hırsızlığın kötü olduğunu tamamen kendi duygularımız sayesinde mi bilmekteyiz, yoksa aklımız mı bize bu önermeyi sağlamaktadır? Yahut kutsal kitaplar ya da sezgilerimiz mi bu bilgiyi bize vermektedir? Bir şeye iyi veya kötü dememizi sağlayan ölçütün kaynağı nedir? İşte bu sorular, ahlâkın kaynağı problemini oluşturmaktadır.[1]
Hümeyra hocanın sorduğu bu sorular önemlidir, insanlar arasındaki farklılığın nedeni; ahlâk tanımlarının farklılığından ziyade, ahlâkın kaynağının ne olarak görüldüğü ile ilgilidir. Rasyonalist biri her şeyi akla dayandırmasından dolayı ahlâkın kaynağını da akla dayandıracaktır. Akıl kavramı – kendisi bile bir yönüyle metafizik olan- ile insanlık için ortak ahlâki ilkeler çıkarılabileceği iddia edilmektedir.
Ahlâkın Hukuktan Ayrılışı
Bu yazının devamı 221. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Raskolnikov, Ahlâk, Adalet ve Günümüz: Suçun Vicdani Anatomisi
Nitekim bu sapkın düşünce onu, kendisinin de borcu olduğu yaşlı bir tefeci kadını ve cinayeti gören yardımcı komşu kadını öldürmeye yöneltmiş, kendinden sonra gelecek bütün edebiyat tarihine indirilmiş haldeki baltasıyla bir cinayet işlemiş, ancak cinayeti işledikten sonra, her ne kadar kendisini bir Napolyon gibi görmeye çalışmışsa da vicdanı bu role itiraz etmiş, evvela işlemiş olduğu suçun cenderesinde dönmeye başlayıp vicdanıyla baş başa kaldığı her dakika boyunca da dayanılmaz bir gerilimin ortasında kalmıştır.
Okul Öncesi Çocukların Kitaplarla Tanışması
Bilinmelidir ki dünyanın en harika eğitim kurumu mutlu ve huzurlu bir aile; en harika eğitimcileri ise örnek anne ve babalardır. Aile içi iletişimi düzene sokmadan, aile bireyleri arasında güveni oluşturmadan, sevgiyi ve saygıyı bina etmeden söylenecek her söz havada kalacaktır
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Müslümanın ‘Kim’liği
‘Kimlik’ meselesi, paradigmal bir değişimin yaşandığı modernite-sonrası dönemde, sosyal ve beşerî bilim çevrelerinin yoğun ilgisine mazhar olmuş bir mevzudur. Genellikle modernite döneminde ‘giydirilmiş kimlikler’ olarak tabir edilen varoluş biçimlerine yönelik itirazlar çerçevesinde şekillenen bu ilgi yoğunluğu, halen de büyük ölçüde devam etmektedir.
Sünnetsiz, Mezhepsiz, Modernist!
Günübirlik, üzerinde çok da araştırma yapmaya gerek olmayan mevzuların yanında söz söylemek için bir ömür çaba harcamak zorunda olduğumuz meseleler de var. Hatta bazı meseleleri anlayabilmek için bir ömür harcadığımız halde yine de meseleyle ilgili net bir şey söylemek çoğu zaman mümkün de olmayabilir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.