Tarih boyunca insanı sınırlayan, yönlendiren, tahakküm altına alan iki mutlak olgu vardır, bunlardan birisi yaratıcı fikri diğeri ise devlet mefhumudur. Yaratıcı fikrinin insanlar üzerindeki etkisi dolaylı bir etkidir. Genelde inananlar ve inanma biçimiyle sınırlıdır. Ancak devlet, gözle görülen, etkisi doğrudan hissedilen bir organizasyondur. Pek çok yaklaşım ilk insan, ilk toplum ve ilk(el) devlet organizasyonu gibi evrimci bir paradigma ile tanımlama yapsa da bilinen tarihi bilgide devlet mefhumu neredeyse insan ile yaşıt durumdadır. Tarihte pek çok devlet bugün anlaşılan aşkın bir yapıda olmasa da siyasal bir organizasyon olarak her daim varlığını devam ettirmiştir. Pek çok düşünce insanı devlet mefhumunu farklı tanımlamalar ile anlaşılır hale getirmeye çalışsa da Max Weber’in “meşru güç kullanma tekeline sahip bir yapı” tanımı aslında devlet ile insan arasındaki ilişkiyi açıklama bağlamında önemlidir. Ayrıca Weber’in bu tanımı modern devletin aslında görünür olma biçiminin de izahıdır. Modern devleti meşrulaştırmak için kullanılan bu izaha sorulacak soru ise “neden ve kime güç kullanmak”tır. Bu soruya modern devletin teorisyenleri “toplum sözleşmesi” kuramlarıyla açıklama getirirler. John Locke, Thomas Hobbes ve Jean-Jacques Rousseau tarafından dillendirilen toplum sözleşmesi teorilerinde devletin varoluş sebepleri farklı olsa da devletin varlığının insanlar arasında düzenin sağlanması adına bir zorunluluk olarak görürler. Bu durumu da insanlar arasında yetkilerini ve haklarının pek çoğunu devrettikleri zımni bir sözleşmeyle açıklarlar. Sözleşmeyi ihlal edenlere karşı da devlet güç kullanabilmekte, bu durum da “meşru” olmaktadır.
Bu yazının devamı
212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bugün Türkiye’deki entelektüel kesimin bir kısmı —akademisyeninden yazarına, sanatçısından kanaat önderine kadar— benzer bir Oblomovluk haliyle kuşatılmış gibidir.
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır.
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Evrimsel doğalcılık anlayışa göre, ahlâki yargıların kökeni evrimsel süreçler aracılığıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşıma göre evrim, ahlâken doğru olanı yapmanın neden iyi olduğunu açıklamak yerine ahlâki değer ve yargıların, doğal seçilim sonucunda
İnsanın Laneti ve Hikmeti Arasında Devletin Modern Hali
Tarih boyunca insanı sınırlayan, yönlendiren, tahakküm altına alan iki mutlak olgu vardır, bunlardan birisi yaratıcı fikri diğeri ise devlet mefhumudur. Yaratıcı fikrinin insanlar üzerindeki etkisi dolaylı bir etkidir. Genelde inananlar ve inanma biçimiyle sınırlıdır. Ancak devlet, gözle görülen, etkisi doğrudan hissedilen bir organizasyondur. Pek çok yaklaşım ilk insan, ilk toplum ve ilk(el) devlet organizasyonu gibi evrimci bir paradigma ile tanımlama yapsa da bilinen tarihi bilgide devlet mefhumu neredeyse insan ile yaşıt durumdadır. Tarihte pek çok devlet bugün anlaşılan aşkın bir yapıda olmasa da siyasal bir organizasyon olarak her daim varlığını devam ettirmiştir. Pek çok düşünce insanı devlet mefhumunu farklı tanımlamalar ile anlaşılır hale getirmeye çalışsa da Max Weber’in “meşru güç kullanma tekeline sahip bir yapı” tanımı aslında devlet ile insan arasındaki ilişkiyi açıklama bağlamında önemlidir. Ayrıca Weber’in bu tanımı modern devletin aslında görünür olma biçiminin de izahıdır. Modern devleti meşrulaştırmak için kullanılan bu izaha sorulacak soru ise “neden ve kime güç kullanmak”tır. Bu soruya modern devletin teorisyenleri “toplum sözleşmesi” kuramlarıyla açıklama getirirler. John Locke, Thomas Hobbes ve Jean-Jacques Rousseau tarafından dillendirilen toplum sözleşmesi teorilerinde devletin varoluş sebepleri farklı olsa da devletin varlığının insanlar arasında düzenin sağlanması adına bir zorunluluk olarak görürler. Bu durumu da insanlar arasında yetkilerini ve haklarının pek çoğunu devrettikleri zımni bir sözleşmeyle açıklarlar. Sözleşmeyi ihlal edenlere karşı da devlet güç kullanabilmekte, bu durum da “meşru” olmaktadır.
Bu yazının devamı 212. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Oblomovluk Sendromu: Psikososyal Bir Yaklaşım ve Türk Entelektüelinin Eylemsizliği
Bugün Türkiye’deki entelektüel kesimin bir kısmı —akademisyeninden yazarına, sanatçısından kanaat önderine kadar— benzer bir Oblomovluk haliyle kuşatılmış gibidir.
Kendimize Yardım Etmek
‘Yardımlaşma’ dendiğinde genellikle anlaşılan; cebimizde ağırlık eden üç beş lirayı bir dilencinin eline tutuşturmak şeklinde karikatürize edilir hale gelmişse; bu anlayışın yaygınlaşmasında eli sıkı davranan her birimizin katkısı vardır.
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Dreyfüs, Herzl Ve Bizim Çelebiler
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Ahlâki Yargıların Evrimsel Kökeni: Ahlâki Yargıların Gayriahlâki Temellendirilmesi Problemi
Evrimsel doğalcılık anlayışa göre, ahlâki yargıların kökeni evrimsel süreçler aracılığıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Bu yaklaşıma göre evrim, ahlâken doğru olanı yapmanın neden iyi olduğunu açıklamak yerine ahlâki değer ve yargıların, doğal seçilim sonucunda
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.