İyi olduğunu düşünmeye yaptığım yatırım benim gönlümü hoş ediyor, bilmiyorum sana faydası var mı lakin beni hoş ediyor dediğim gibi. Biliyorum kaç kez seslendim, bilemiyorum kaç kez daha sesleneceğim; yazmalısın, bana yazmasan da olur. Sessizliği kâğıt ve kalemle bozmalısın, zihninden akan her tecrübe kâğıtta inşa olmalı yeni okuyacaklar için. Mesela bizden öncekiler için sıradan olan bazı şeyler bizim için nasıl da sıradışı olarak tarif edilir oldu. Onlar anlatırdı, bence sen de dinlemişsindir. “Biz birbirimize yardım ederdik. Diğerinin acısını tam olarak hissedemesek bile hafifletmek için gayret ederdik. Komşu komşunun külüne muhtaç olmasın diye özel gayret eder, yediklerimizi paylaşır, giyeceklerimizi ödünç verirdik. Yokluğun sancısını çekmesine izin vermemeye çalışırdık yoksulların. Üzüntüsüne sevinmezdik sevmesek bile, diğerinin. Ayıp diye bir kelime vardı sıkça duymadığımız ama duyduğumuz zaman başımızı önümüze eğdiğimiz. Büyüklerimize inanmak mıydı bilmiyorum ama biz büyüklerimiz bir şey söylediğinde onu gerçeğin yansıması olarak algılar ve yapmaya gayret ederdik.” Yok yok, biz çok iyiydik demek için anlatmıyorum bunları… Kaybedilenlerin nelere mal olduğunu gördükçe canım yanıyor da ondan yazıyorum inan…
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Geçmişten günümüze kadar gelen tüm pedagogların/eğitimcilerin cevabını aradığı temel sorulardan biri de: “Bilgi, muhataba en iyi şekilde nasıl aktarılabilir?” sorusu olmuştur. Bu soruya cevap sadedinde ortaya koyulmuş birçok çaba disiplin haline getirilerek ‘öğretim yöntem ve teknikleri’ olarak adlandırılan çalışmaların ortaya çıkmasına kaynaklık etmiştir.
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Modernizmin dayattığı şeffaf ağ toplumu projesi insanı insan kılan pek çok dini, fıtri veya kültürel değeri kendi varoluşu için tehdit olarak görmektedir. Bu değerlerin en başında ise şüphesiz mahremiyet gelmektedir. Çünkü; biricikliğimizi, özgünlüğümüzü ve kişisel varlığımızı mahrem sınırlarımız korur. Oysa bizim olanı, bize ait olanı başkalarına açtığımızda artık o aynı zamanda kamusallaşmıştır da. Ancak insan, ahlakı, bilgisi, tecrübesi gibi ulvi değerleriyle kamusal alana katkı sağlayan bir özne olmalıyken, kamusal alanın bir nesnesi olmamalıdır.
11 Eylül sonrası İslam coğrafyalarında öteki mefhumunu anlatan birçok ülke sineması ve bu ülkelerde yaşayan yönetmenlerin ürettiği filmlerden şimdiye kadar söz ettik.
Mektup XI
İyi olduğunu düşünmeye yaptığım yatırım benim gönlümü hoş ediyor, bilmiyorum sana faydası var mı lakin beni hoş ediyor dediğim gibi. Biliyorum kaç kez seslendim, bilemiyorum kaç kez daha sesleneceğim; yazmalısın, bana yazmasan da olur. Sessizliği kâğıt ve kalemle bozmalısın, zihninden akan her tecrübe kâğıtta inşa olmalı yeni okuyacaklar için. Mesela bizden öncekiler için sıradan olan bazı şeyler bizim için nasıl da sıradışı olarak tarif edilir oldu. Onlar anlatırdı, bence sen de dinlemişsindir. “Biz birbirimize yardım ederdik. Diğerinin acısını tam olarak hissedemesek bile hafifletmek için gayret ederdik. Komşu komşunun külüne muhtaç olmasın diye özel gayret eder, yediklerimizi paylaşır, giyeceklerimizi ödünç verirdik. Yokluğun sancısını çekmesine izin vermemeye çalışırdık yoksulların. Üzüntüsüne sevinmezdik sevmesek bile, diğerinin. Ayıp diye bir kelime vardı sıkça duymadığımız ama duyduğumuz zaman başımızı önümüze eğdiğimiz. Büyüklerimize inanmak mıydı bilmiyorum ama biz büyüklerimiz bir şey söylediğinde onu gerçeğin yansıması olarak algılar ve yapmaya gayret ederdik.” Yok yok, biz çok iyiydik demek için anlatmıyorum bunları… Kaybedilenlerin nelere mal olduğunu gördükçe canım yanıyor da ondan yazıyorum inan…
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Tebliğde Anlatım Yöntemi ve Muhatabı Tanımanın Önemine Dair
Geçmişten günümüze kadar gelen tüm pedagogların/eğitimcilerin cevabını aradığı temel sorulardan biri de: “Bilgi, muhataba en iyi şekilde nasıl aktarılabilir?” sorusu olmuştur. Bu soruya cevap sadedinde ortaya koyulmuş birçok çaba disiplin haline getirilerek ‘öğretim yöntem ve teknikleri’ olarak adlandırılan çalışmaların ortaya çıkmasına kaynaklık etmiştir.
Yolun Sonu Görününce!
Yol bazen çok uzunmuş gibi gelir insana.
Yapılacak şeyleri yaymışsındır daha yaşayacağını sandığın hayatına.
Kafanda hayata dair kaba taslak bir plan vardır.
Birgün aniden birşeyler oluverir.
Birden yolunun kısaldığını anlarsın.
Her an başka başka nedenlerle seni bulabilecek “son” düşüncesi daha da yakınlaşmıştır sana.
Sığdırmaya çalışırsın kısalan yoluna, uzunca gördüğün yol için düşündüklerini.
Ölümü Anlayabilmek…
Bir secde gayretinde, hayatı yorumlayıp yaşayabilmek… Bir secde yakınlığıyla kendisini yaratanı Halık bilip; mahlûk olmanın mütevazılığını anlayabilmek… Her günün gecesinde bir muhasip gibi kendini sorguya çekebilmek… Ve gözlerini yumarken karanlıkların içinde yarının aydınlığının kendine rahmet getireceği ve getirmesi ümidiyle; sabahlara uyanabilmek…
Ağ Toplumu ve Mahremin İfşası
Modernizmin dayattığı şeffaf ağ toplumu projesi insanı insan kılan pek çok dini, fıtri veya kültürel değeri kendi varoluşu için tehdit olarak görmektedir. Bu değerlerin en başında ise şüphesiz mahremiyet gelmektedir. Çünkü; biricikliğimizi, özgünlüğümüzü ve kişisel varlığımızı mahrem sınırlarımız korur. Oysa bizim olanı, bize ait olanı başkalarına açtığımızda artık o aynı zamanda kamusallaşmıştır da. Ancak insan, ahlakı, bilgisi, tecrübesi gibi ulvi değerleriyle kamusal alana katkı sağlayan bir özne olmalıyken, kamusal alanın bir nesnesi olmamalıdır.
Kefernahum’da Çocuk Olmak ve Ötekileri Yeniden Düşünmek
11 Eylül sonrası İslam coğrafyalarında öteki mefhumunu anlatan birçok ülke sineması ve bu ülkelerde yaşayan yönetmenlerin ürettiği filmlerden şimdiye kadar söz ettik.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.