Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Gören göz artık eskisi gibi bakmıyor; sadece kötümseri görüyor. Karanlığı güneşe tercih ediyor. İşiten kulak artık sadece olumsuzu duyuyor. Güzeli, faydalıyı duymuyor. Akıl, doğruyu-yanlışı birbirinden ayıramıyor. Etrafında ‘umut’ verici ne kadar olay vuku bulursa bulsun, kişi bunların farkında bile olmuyor.
Umutsuzluk, yaşarken yaşamıyor gibi hayatın dışına itilmek, ya da bu dünya hayatı oyunundan başrol kendisinden alınmış gibi hissetmektir. Artık kendi hayatının kontrolü, kendi istek ve hedefleri, anlam yitirip-değersizleşmiştir. Rüzgârın önündeki kuru ot misali rüzgâr hangi yöne uçurursa oraya gitmektir. Direnişini, gücünü yitirmektir. Melankolik bir duygu atmosferi içinde ‘asıl amacını’ yitirip O’na sonsuz merhamet sunan gücü unutmasıdır.
Bu yazının devamı
210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz. Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara,
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Azmiyle Ümidiyle Yaşar Hep Yaşayanlar
Bir şeyden ümitsiz olan, ondan uzak olur.
Hz. Ömer
Hayatın ağır yüklerinden biri de hayata dair umutsuzluk yükünü yüklenmektir. Umutsuzluk öyle ağır öyle incitici bir duygudur ki insanı sürekli tedirgin, huzursuz ve mutsuz kılar. Korku içinde günlerini, yıllarını elinden alıp götürür. Umutsuzluk, tedavisi zor bir hastalık gibidir. Bir defa bir bünyede kök saldı mı; bütün uzuvların işlevini değiştirebilir.
Gören göz artık eskisi gibi bakmıyor; sadece kötümseri görüyor. Karanlığı güneşe tercih ediyor. İşiten kulak artık sadece olumsuzu duyuyor. Güzeli, faydalıyı duymuyor. Akıl, doğruyu-yanlışı birbirinden ayıramıyor. Etrafında ‘umut’ verici ne kadar olay vuku bulursa bulsun, kişi bunların farkında bile olmuyor.
Umutsuzluk, yaşarken yaşamıyor gibi hayatın dışına itilmek, ya da bu dünya hayatı oyunundan başrol kendisinden alınmış gibi hissetmektir. Artık kendi hayatının kontrolü, kendi istek ve hedefleri, anlam yitirip-değersizleşmiştir. Rüzgârın önündeki kuru ot misali rüzgâr hangi yöne uçurursa oraya gitmektir. Direnişini, gücünü yitirmektir. Melankolik bir duygu atmosferi içinde ‘asıl amacını’ yitirip O’na sonsuz merhamet sunan gücü unutmasıdır.
Bu yazının devamı 210. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Beklemenin Ontolojik Derinliği
Beklemek, insan varoluşunun en temel fakat çoğu zaman en az fark edilen tecrübelerinden biridir. İnsan, yaşamı boyunca bir dizi bekleme ânının kıyısında durur: doğumu bekleyen bir anne, haber bekleyen bir âşık, kurtuluşu bekleyen bir toplum… Beklemek, görünürde zamanın akışına boyun eğmek gibi dururken, aslında insanın gelecekle, umutla ve zamanla kurduğu derin bir ilişki biçimidir.
Mektup VII
Nasılsın? diye sormadım ama sen cevap vermediğin içindir, belki de soruyu yük etmeyeyim diyedir. Bazı cevapsız sorular sorunları besleyebilir diye düşünüyorum ben, şahit oldum çünkü. Birine sordun diyelim, “beni seviyor musun?” diye, öyle ya anlayamadın varsayalım halinden-hareketlerinden, iki türlü yorumlanmaya müsait hâli ve tavrı, o da cevap vermiyor ya. Dön-dolaş beyninde bu sorunun cevabının kalabalığı. Bu sadece sevgi konusunda değil tabii, birçok konuda böyle. Nasılsın? En ciddi sorulardan biridir, cevabı hak eder. Sadece kimin ilgilendiği, kime cevap vereceğinle ilgili ufak tefek kısıtlamalar yapılır cevapta. Nasılsın? denildiğinde kendini kontrol etmen gerekir, nasılsın gerçekten, nasılsın gerçeklerle…
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Robot Ron Bir Sorun Var & Yumurtalar
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Wall-E& Kutu
Sinemanın, sadece bir eğlence aracı olmanın ötesinde, anlam üreten, toplumsal gerçekliği yansıtan ve yeniden inşa eden bir sanat dalı olduğunu anlamakla başlayabiliriz. Bu alanda derinlemesine bir kavrayış geliştirmek için bazen hem teknik estetik katmanlara,
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.