ALLAH, Kendisinden başka ilah olmayan, Sonsuza kadar diri, Hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağı, Her şeyi hükmüne, iradesine bağlı kılan Yaratıcı! (ʿÂl-i İmrân/2, Muhammed Esed, Kur’an Mesajı)
Giriş
Sosyal bilimlerin tartışmalı olan kavramlarından biri de meşruluk kavramıdır. Kullanım itibariyle de kullanıcılar kendi haklılığını vurgulama amacıyla bu kavrama sarılmaktadır. Meşru olanın ne olduğu ve bunun neden meşru olduğu sorusu tarih boyunca sorulmuş ve tarihin farklı dönemlerinde egemen gücün etki ve baskısıyla cevap bulmuştur. Bu yazımızda, öncelikle kavramın dünya tarihindeki sürecini okumaya, anlamaya çalışmak, bununla beraber kavramı biraz özelleştirerek; yasal, rasyonel meşruiyet meselesini tartışmaya açmak ve bu sürece siz değerli okuru davet etmek niyetindeyiz.
Meşruiyet Kavramının Ne’liği ve Tarihsel Değişimi
Bugün meşruluk kavramından genel olarak anlaşılan; bir işlemin veya olayın olumlu nitelikteki bir hukuk normuna uygun olmasıdır.[1] Bu kanı genel mahiyeti ile herkes için geçerlidir. Burada toplumlar arasındaki farklılığın temeli, meşruluğu nereye dayandırdığımızda meydana gelmektedir. Tarihin belli dönemlere ayrılması yöntemi ile yorum yapılmasını pek doğru bulmasak da konuyla alakalı birkaç kelam etmek adına bu genellemeci dönemsellendirmeyi kullanmak mecburiyetindeyiz.
Sadece meal üzerinden yapılacak bir okuma kişiye Kur’ân hakkında genel bir bilgi verir fakat doğru anlamın yakalanabilmesi ancak Siyer merkezli bir okumayla mümkündür. Siyer’in yanında nüzul ve tefsir bilgisi, Peygamber öncesi Arap tarihi, dinler tarihi
Pragmatizm, onto-teolojik düzlemden epistemolojiye, güzelden yararlıya doğru bir paradigma kaymasıdır. Günümüzde dünya problemlerinin yüzeydeki nedenleri farklılaşabilir ama temelde bir dünya görüşünün,
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Yasal Olanın Meşruluğundan Adil Olanın Meşruluğuna
ALLAH,
Kendisinden başka ilah olmayan,
Sonsuza kadar diri,
Hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağı,
Her şeyi hükmüne, iradesine bağlı kılan Yaratıcı!
(ʿÂl-i İmrân/2, Muhammed Esed, Kur’an Mesajı)
Giriş
Sosyal bilimlerin tartışmalı olan kavramlarından biri de meşruluk kavramıdır. Kullanım itibariyle de kullanıcılar kendi haklılığını vurgulama amacıyla bu kavrama sarılmaktadır. Meşru olanın ne olduğu ve bunun neden meşru olduğu sorusu tarih boyunca sorulmuş ve tarihin farklı dönemlerinde egemen gücün etki ve baskısıyla cevap bulmuştur. Bu yazımızda, öncelikle kavramın dünya tarihindeki sürecini okumaya, anlamaya çalışmak, bununla beraber kavramı biraz özelleştirerek; yasal, rasyonel meşruiyet meselesini tartışmaya açmak ve bu sürece siz değerli okuru davet etmek niyetindeyiz.
Meşruiyet Kavramının Ne’liği ve Tarihsel Değişimi
Bugün meşruluk kavramından genel olarak anlaşılan; bir işlemin veya olayın olumlu nitelikteki bir hukuk normuna uygun olmasıdır.[1] Bu kanı genel mahiyeti ile herkes için geçerlidir. Burada toplumlar arasındaki farklılığın temeli, meşruluğu nereye dayandırdığımızda meydana gelmektedir. Tarihin belli dönemlere ayrılması yöntemi ile yorum yapılmasını pek doğru bulmasak da konuyla alakalı birkaç kelam etmek adına bu genellemeci dönemsellendirmeyi kullanmak mecburiyetindeyiz.
Bu yazının devamı 208. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
208. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Kur’ân’ı Anlamada Yöntem – Salât Kavramı Örneği –
Sadece meal üzerinden yapılacak bir okuma kişiye Kur’ân hakkında genel bir bilgi verir fakat doğru anlamın yakalanabilmesi ancak Siyer merkezli bir okumayla mümkündür. Siyer’in yanında nüzul ve tefsir bilgisi, Peygamber öncesi Arap tarihi, dinler tarihi
Ontolojiden Epistemolojiye, Güzelden Yararlıya: Batılı Siyasal Aklın Ürünü ve İslam Dünyasının Hastalığı Olarak Pragmatizmin Röntgeni
Pragmatizm, onto-teolojik düzlemden epistemolojiye, güzelden yararlıya doğru bir paradigma kaymasıdır. Günümüzde dünya problemlerinin yüzeydeki nedenleri farklılaşabilir ama temelde bir dünya görüşünün,
Kur’ân Güfte mi?
Kur’ân, insanın pusulası, yol haritası, rehberi, delili… Fertlerin, ailelerin ve toplumların hayat anayasası… Kur’ân, hayatın kullanma kılavuzu… Ona itibar etmeden kullanılan hayat, hayat değildir.
Her şey insan için yaratıldı. İnsanı insan olarak inşa eden, eşref-i mahlûkat derecesine yükselten ise Allah’ın kitabıdır. Allah’ın kitabından
Modernliğin Hukuki Mimarisi: Rasyonalite, Devlet ve Normatif Merkezileşme
On altıncı yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan bir gerçeklik olarak modernizm, yalnızca kronolojik bir dönem adı değil; aynı zamanda doğanın, toplumun ve insan davranışlarının hesaplanabilir, öngörülebilir ve yönetilebilir bir düzene dönüştürülmesini
Her Paradigmanın Kendine Özgü Bir Dili Vardır
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Alışverişe devam et