Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir. Kavimler göçü olarak bilinen olgunun tarihin akışını nasıl değiştirdiği malumdur. Anadolu olarak bilinen üzerinde yaşadığımız topraklar, göç hafızası en güçlü yerlerden biri olarak öne çıkar. Öyle ki buraların göç yolu olmasından mütevellit “köprü metaforuna” meşruiyet kazandırılmıştır. Gelip geçenin çokluğuna, Doğu ile Batı’nın birbirine bağlanmasına işaret eden bu metafor tarihsel bir gerçekliğe işaret etmenin yanında, köprülerin yapay karakteri gereği ilgili ülkeyi/toplumu kimlik-kişilik yoksunu olarak resmetmesi gibi son derece sorunlu bir içeriğe de sahiptir. Ancak konumuz bu olmadığı için burayı hızlı geçiyorum.
Tarih ilminden öğrendiğimiz kadarıyla diyebiliriz ki göçün etkilemediği bir toplum/kültür neredeyse yoktur. Orta Asya steplerinden Latin Amerika’ya, Hicaz Yarımada’sından Endülüs’e, İber Yarımada’sından Afrika ve Hindistan’a kadar göç hareketliliğinin şekillendirdiği küresel bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu gerçekliğin zorunlu sonucu olarak denebilir ki küre ölçeğinde saflığını muhafaza etmiş bir kavim ve kültürden bahsedilemez.
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır.
Bugün Türkiye’deki entelektüel kesimin bir kısmı —akademisyeninden yazarına, sanatçısından kanaat önderine kadar— benzer bir Oblomovluk haliyle kuşatılmış gibidir.
Hak kavramı, yalnızca özel hukuk veya bireyler için değil, toplumlar için de geçerlidir. Hak bilincinin gelişmediği toplumlarda haklara sahip çıkılamayacağından bu tür toplumları bir kişinin veya bir azınlık grubun keyfi şekilde idare etmesi muhtemeldir. Böyle toplumlarda yazılı veya sözlü bazı kurallar olsa da,
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir.
Dünyalılar sara hastalığına tutulmuş. İnsanlık cinnet üstüne cinnet geçiriyor. Her taraftan insan kaynaklı krizlerin feryat –figanları yükseliyor. Olan bitenin azıcık bir kısmına şahit oluyoruz, şoklar yaşıyoruz. Tarihte de benzeri kriz nöbetleri yaşandı ve insanoğlu hemcinsini akla hayale gelmeyen yöntemlerle aşağıladı ve hayvanın hayvana verdiğinden çok daha büyük zararlar verdi. Bugün olan biteni anlamak çok zor. …
Kim Yerli? Kim Göçmen? Kim Yabancı?
Bilinen insanlık tarihinin en kadim meselesidir göç… Bir yerden başka bir yere gitmek anlamında hareketi/dinamizmi/devingenliği havi bir boyuta sahiptir. Nedenleri çeşitlidir… Coğrafyanın zorlayıcılığı olabileceği gibi açlık-yoksulluk-kıtlık-savaş da olabilir… Bir inancın-itikadın-ideolojinin yayılmasını sağlamak ya da ticari faaliyetler de dahildir bu nedenlerin arasına… Her halükarda mekan değişimi söz konusudur ve bu değişim tarih boyunca başka değişimleri de beraberinde getirmiştir. Kavimler göçü olarak bilinen olgunun tarihin akışını nasıl değiştirdiği malumdur. Anadolu olarak bilinen üzerinde yaşadığımız topraklar, göç hafızası en güçlü yerlerden biri olarak öne çıkar. Öyle ki buraların göç yolu olmasından mütevellit “köprü metaforuna” meşruiyet kazandırılmıştır. Gelip geçenin çokluğuna, Doğu ile Batı’nın birbirine bağlanmasına işaret eden bu metafor tarihsel bir gerçekliğe işaret etmenin yanında, köprülerin yapay karakteri gereği ilgili ülkeyi/toplumu kimlik-kişilik yoksunu olarak resmetmesi gibi son derece sorunlu bir içeriğe de sahiptir. Ancak konumuz bu olmadığı için burayı hızlı geçiyorum.
Tarih ilminden öğrendiğimiz kadarıyla diyebiliriz ki göçün etkilemediği bir toplum/kültür neredeyse yoktur. Orta Asya steplerinden Latin Amerika’ya, Hicaz Yarımada’sından Endülüs’e, İber Yarımada’sından Afrika ve Hindistan’a kadar göç hareketliliğinin şekillendirdiği küresel bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu gerçekliğin zorunlu sonucu olarak denebilir ki küre ölçeğinde saflığını muhafaza etmiş bir kavim ve kültürden bahsedilemez.
Bu yazının devamı 207. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
207. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Hukukun Üstünlüğü Bir Safsatadan mı İbaret?
Tarih boyunca birbirine muhalif birçok kesim tarafından övülen ve sahip çıkılan bir kavramı tartışmaya açalım; ‘Hukukun üstünlüğü’. Aristo’ya kadar götürebileceğimiz yazınsal tartışmalarda hukukun üstünlüğü söylemi ilginç bir şekilde her kesim tarafından olumlanmış bir kavramdır.
Oblomovluk Sendromu: Psikososyal Bir Yaklaşım ve Türk Entelektüelinin Eylemsizliği
Bugün Türkiye’deki entelektüel kesimin bir kısmı —akademisyeninden yazarına, sanatçısından kanaat önderine kadar— benzer bir Oblomovluk haliyle kuşatılmış gibidir.
Hakkın Menşei ve Gerçek Sahibi Allah’tır
Hak kavramı, yalnızca özel hukuk veya bireyler için değil, toplumlar için de geçerlidir. Hak bilincinin gelişmediği toplumlarda haklara sahip çıkılamayacağından bu tür toplumları bir kişinin veya bir azınlık grubun keyfi şekilde idare etmesi muhtemeldir. Böyle toplumlarda yazılı veya sözlü bazı kurallar olsa da,
Pragmatizm Müslümana Uyar Mı
Türkçeye çoğunlukla ‘faydacılık’ olarak tercüme edilen pragmatizm, esasında, doğrudan ‘fayda’ kelimesinin çağrıştırdığı anlam dünyasına değil, ‘pragma’ya yani ‘pratik’e dönük, uygulamayı merkeze koyan bir düşünme biçimine karşılık gelir.
Yitik Değer: Vicdan
Dünyalılar sara hastalığına tutulmuş. İnsanlık cinnet üstüne cinnet geçiriyor. Her taraftan insan kaynaklı krizlerin feryat –figanları yükseliyor. Olan bitenin azıcık bir kısmına şahit oluyoruz, şoklar yaşıyoruz. Tarihte de benzeri kriz nöbetleri yaşandı ve insanoğlu hemcinsini akla hayale gelmeyen yöntemlerle aşağıladı ve hayvanın hayvana verdiğinden çok daha büyük zararlar verdi. Bugün olan biteni anlamak çok zor. …
Alışverişe devam et