Uyandığımız sabah, uyuduğumuz geceden çok farklı artık. Bir önceki güne geri dönmek istesek, dönmemiz imkânsız. Teknik gelişmeler o kadar baş döndürücü bir hızla ilerliyor ki dünün yenisi bugünün eskisi oluveriyor. Şeyler anlamını o kadar hızlı kaybediyor ki anlamı, değeri, hatırası olan şeyleri bulmak, bulduysak biriktirmek, arayıştaysak peşinde olmak imkânsız hale geliyor. İnsanlık tecrübesinde hiç bulunmayan bir hızı ve gelişmeyi seyrediyoruz. Kaldı ki seyretmekten başka bir şansımız var mı bilmiyoruz da. Çark o kadar hızlı ki durdurmak için hamle yapsak her şey paramparça olacak gibi hissediyoruz.
Gemi batıyor, seyrediyorlar. Bir heyula dolaşıyor, dinliyorlar. Dünya değişiyor, bakmıyorlar. Bir şeyler yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Dönüşen sadece nesneler, mekânlar, olaylar, kişiler değil. Yaşadığımız gariplik bizi dönüştürüyor. Hem de dönüşümün ruhuna aykırı bir şekilde. İnsanı yavaş yavaş olgunlaştıran, var eden bir dönüşümden çok, şokla, özüne aykırı şekilde, varoluşunu tamamlamadan olgunlaştıran bir dönüşüm bu yaşadığımız.
Yaşadığımız dönüşümün adına dijitallik diyorlar ama artık dijitallik kavramı yaşananları açıklamaya yetmiyor. Büyük veri, yapay zekâ, metaverse, artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, hakikat sonrası ve daha nice kavram. Mikro düzeyde olsa da makro düzeyde her şeyi dönüştüren, olgunlaşmadan gelişmeye sebep olan, insanın genlerini, kodlarını, gerçekliğini, anlam arayışını bozan dönüşüm şubeleri.
İnsanlık tarihi boyunca üretilen veri, bugün sadece bir günde üretiliyor. Attığımız her adım, durduğumuz yerler, güldüğümüz kişiler, kızdığımız haberler, izlemekten keyif aldıklarımız, bir daha asla izlemem dediklerimiz, altını çizdiklerimiz, üzerini karaladıklarımız hepsi farkında olsak da olmasak da kayıt altına alınıyor, kayıt altına alınan bizleri manipüle için kullanılıyor. Büyük bir veri ekonomisi küresel ekonominin gidişatını değiştiriyor. Bir sosyal ağın dört saatlik çökmesi küresel ekonomide büyük zararlar yaşanmasına sebep oluyor. Seveceklerimiz, nefret edeceklerimiz, hayran olacaklarımız, satın alacaklarımız bu veri ekonomisi etrafında şekilleniyor.
Metaverse, yeni bir proje olarak karşımıza çıksa da son yıllarda edebiyatın ve sinemanın fazlaca gündeminde olan, gerçeklikten kaçışın bir aracısı olarak gelişen yeni bir olgu.
Gerçeği tüketen ve hakikati taşıyacak gücünü kaybeden insanlığın dünyaya dayanması için yeni bir zaman geçidi inşası için uğraşıyoruz. Yunus peygamberin kaçışı gibi, insanlar gerçeklikten kaçarak mutluluğu bulmayı umuyorlar ama kaçacakları yerin bir balığın karnı olacağı gerçeğine göz yumuyorlar.
Sistematik, optimum faydayı sağlama arzusu ilkçağlardan beri insanlığın hayallerini süslemeye devam ediyor. İlk kez, insanı sistemin dışına çıkartarak ya da insanı robotlaştırarak, öngörülebilir, optimum faydayı sağlayacak etkin ve verimli yöntemler geliştirmenin yolunu bulduk. Yapay zekâ ile birlikte, öngörülebilir, zararı minimum faydayı maksimum hale getirecek teknolojiyi geliştirdik. Bu yaşadıklarımız dijital dönüşümün çok daha ötesinde, zamanı, mekânı, insanı dönüştürerek onu benliğinden uzaklaştıracak bir dönüşümün en büyük adımları.
Gemi Batıyorsa Seyretmek Yok
Yazı, ilk icat edildiğinde, elbette bir kayıt sistemi olarak karşısına çıktı insanlığın. Ancak zaman içinde yazı, bir duruş, bir bakış ve bir tepkinin aracı haline geldi. Yazı, kimi toplumlarda zararlı düşüncelerin meşale taşıyıcısı oldu, kimi toplumlarda kitlelerin yönlendirilmesi için bir araç. Ama hep bir anlam yüklendi yazıya. Yazıyla savaşlar bitti, savaşlar başladı. Kitlelerin hayatını alt üst eden kararların şahidi yazı oldu. Ölümsüz aşkların, bitimsiz acıların, tarihin yönünü değiştiren olayların yaşandığı yerde yazı ona eşlik etti.
Günümüzde büyük bir dönüşüme şahit oluyoruz. Bu şahitliğin de kayıt tutucusu şüphesiz yazı. Ancak yazıdan önce elbette yazılacak şeylerin ayırdına varmak gerekiyor. Bütün akışın içerisinde durup, akan şeyleri seyretmek, seyrettiklerimizi bir iç görüyle yorumlayarak yazı aracılığıyla aktarmak bir süreç ve çaba gerektiriyor.
Yazı, her ne kadar yeni dönüşüm içerisinde herkesin her şekilde kullandığı bir araç olsa da yazılarına kıymet verilenler genellikle yetişkinler. Yetişkin olmak, kendini yetiştirdiğine kani olunanlar, yetkin kabul edilenlerin yazdıkları, hâlâ büyük bir kesim için önemli. Özellikle de çocukların gelişimi, dünyayı anlaması, yaşayacakları gelecekte içine girecekleri zorlukları aşması için de yine yetişkin olan ebeveynler tarafından tavsiye edilen, okutulan yazılar bugün sayıca fazlalar.
Yetişkinlerin tahayyülünden çocukça bir anlatımla karşımıza çıkan bir edebiyat türü olarak çocuk edebiyatı yaşadığımız dönüşümü doğru anlamak ve anlatmak için elimizdeki en önemli araçlardan biri. Einstein’a atfedilen “bir şeyi altı yaşındaki bir çocuğa anlatamıyorsanız siz de anlamıyorsunuz” sözünden hareketle, aslında yazıya hükmedenin anlattığı konuya en çok hâkim olan olması ve onu altı yaşından başlayarak herkesin anlayabileceği şekilde anlatmasını gerektiren zorlukta bir alan çocuk edebiyatı.
Dijitalleşme konusu, son yıllarda, olağan bir şekilde, çocuk edebiyatının popüler konularından bir tanesi. Ancak çok temel bir sorun olarak, dijitalleşmeyi tam anlamadan anlatma problemi, yaşadığı dönüşümü idrak edemeden, çocuğa, üstten bir dille, korkarak ve korumacı bir şekilde anlatımın da hâkim olduğu bir tema olarak karşımızda.
Nedir dijitallik sorusuna yukarıda kısaca değindik. Peki, nasıl anlatılır dijitallik?
Öncelikle çocuk edebiyatında eğer dijitallik anlatılacaksa, bu, ancak mevcut kavramların tarihsel dönüşümü, arkasındaki felsefe, etki ettiği alanlar, dönüştürdüğü gerçeklikler vb. doğru bir şekilde anlaşılarak mümkün olabilir. Dijitallik dediğimiz mesele sadece sosyal medya ağlarında bilinçsiz paylaşım yapmak, mahremiyeti ifşa etmek değildir. Arkasında yaklaşık seksen yıllık bir dönüşümü barındıran, birçok disiplinle etkileşime girerek yoğun bir birikimi ardında taşıyan bir dönüşüm süreci olarak karşımızdadır. Bugün var olmamıştır. Ki hiçbir şey, bugün, bir gecede var olmaz.
Dijitalliği anlatırken, sadece geçmişteki birikimi yorumlamak da yetmez elbette. Var olan gerçeklik göz önüne alınarak bir gelecek perspektifi/hayali de ortaya koyulmalıdır. Yazar, nasıl bir gelecek tahayyül ediyor, tahayyül ettiği bu gelecekte nelerin iyi nelerin kötü olacağını düşünüyor, bu iyiliklere yönlendirme ve kötülüklerden uzak tutma için nasıl bir strateji belirliyor, hepsi, dijitalliği anlatacak bir çocuk edebiyatı eseri için olmazsa olmazdır. Çünkü artık geçmiş ve bugün iç içe geçmiş bir halde, şimdiden geleceği kökünden değiştirecek bir dönüşümü hazırlıyor.
Dijitalliğin muhtevasını anladıktan sonra artık gerisi, yazarın çocukların dünyasına girecek evreni kurma, çocuklara kendisini yakın hissettirecek karakterleri yaratma ve kitabı sonuna kadar okunmasını sağlayacak dil becerisine kalıyor.
Büyük bir girdabın içinde bir o yana bir bu yana salınıp duruyoruz. Ama elbette rüzgâr karşısında savrulan kopmuş bir yaprak olmamanın bilgisi insanda mevcut. Sadece, biraz çaba, biraz istek ve elbette samimiyet.
Gemi batıyor, seyrediyoruz. Ama seyrettiğimiz kendi gerçekliğimiz ve çöküşümüz.
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Belirli bir zihniyet ya da dünya görüşünden sökün eden toplumsal hareketlere yaklaşırken tek bir çizgi üzerinde seyreden çıkış ve iniş noktaları aramak yanıltıcı olabilir. Doğrusal bir yükselme ya da tek yönlü sabit bir alçalma eğrisi var kabul ederek yapılan okumalar, karmaşık düşünsel ve toplumsal süreçleri anlamak için yeterli olmayabilir.
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Batı düşünce tarihinde genel olarak kötü daima öteki, karanlık, günah, iyinin dışında her ne ise odur; insanın tam da kötülükten, haksızlıktan ve acıdan uzaklaştığını düşündüğü anda en şiddetli şekilde ortaya çıkabilen kötülük, sorumluluğu biçimlendiren ve bağışlanmaya götüren bir disiplin aracıdır.
Bir Garip Dünyada Çocuklara Seslenmek
Uyandığımız sabah, uyuduğumuz geceden çok farklı artık. Bir önceki güne geri dönmek istesek, dönmemiz imkânsız. Teknik gelişmeler o kadar baş döndürücü bir hızla ilerliyor ki dünün yenisi bugünün eskisi oluveriyor. Şeyler anlamını o kadar hızlı kaybediyor ki anlamı, değeri, hatırası olan şeyleri bulmak, bulduysak biriktirmek, arayıştaysak peşinde olmak imkânsız hale geliyor. İnsanlık tecrübesinde hiç bulunmayan bir hızı ve gelişmeyi seyrediyoruz. Kaldı ki seyretmekten başka bir şansımız var mı bilmiyoruz da. Çark o kadar hızlı ki durdurmak için hamle yapsak her şey paramparça olacak gibi hissediyoruz.
Gemi batıyor, seyrediyorlar. Bir heyula dolaşıyor, dinliyorlar. Dünya değişiyor, bakmıyorlar. Bir şeyler yaşıyoruz, şahit oluyoruz. Dönüşen sadece nesneler, mekânlar, olaylar, kişiler değil. Yaşadığımız gariplik bizi dönüştürüyor. Hem de dönüşümün ruhuna aykırı bir şekilde. İnsanı yavaş yavaş olgunlaştıran, var eden bir dönüşümden çok, şokla, özüne aykırı şekilde, varoluşunu tamamlamadan olgunlaştıran bir dönüşüm bu yaşadığımız.
Yaşadığımız dönüşümün adına dijitallik diyorlar ama artık dijitallik kavramı yaşananları açıklamaya yetmiyor. Büyük veri, yapay zekâ, metaverse, artırılmış gerçeklik, sanal gerçeklik, hakikat sonrası ve daha nice kavram. Mikro düzeyde olsa da makro düzeyde her şeyi dönüştüren, olgunlaşmadan gelişmeye sebep olan, insanın genlerini, kodlarını, gerçekliğini, anlam arayışını bozan dönüşüm şubeleri.
İnsanlık tarihi boyunca üretilen veri, bugün sadece bir günde üretiliyor. Attığımız her adım, durduğumuz yerler, güldüğümüz kişiler, kızdığımız haberler, izlemekten keyif aldıklarımız, bir daha asla izlemem dediklerimiz, altını çizdiklerimiz, üzerini karaladıklarımız hepsi farkında olsak da olmasak da kayıt altına alınıyor, kayıt altına alınan bizleri manipüle için kullanılıyor. Büyük bir veri ekonomisi küresel ekonominin gidişatını değiştiriyor. Bir sosyal ağın dört saatlik çökmesi küresel ekonomide büyük zararlar yaşanmasına sebep oluyor. Seveceklerimiz, nefret edeceklerimiz, hayran olacaklarımız, satın alacaklarımız bu veri ekonomisi etrafında şekilleniyor.
Gerçeği tüketen ve hakikati taşıyacak gücünü kaybeden insanlığın dünyaya dayanması için yeni bir zaman geçidi inşası için uğraşıyoruz. Yunus peygamberin kaçışı gibi, insanlar gerçeklikten kaçarak mutluluğu bulmayı umuyorlar ama kaçacakları yerin bir balığın karnı olacağı gerçeğine göz yumuyorlar.
Sistematik, optimum faydayı sağlama arzusu ilkçağlardan beri insanlığın hayallerini süslemeye devam ediyor. İlk kez, insanı sistemin dışına çıkartarak ya da insanı robotlaştırarak, öngörülebilir, optimum faydayı sağlayacak etkin ve verimli yöntemler geliştirmenin yolunu bulduk. Yapay zekâ ile birlikte, öngörülebilir, zararı minimum faydayı maksimum hale getirecek teknolojiyi geliştirdik. Bu yaşadıklarımız dijital dönüşümün çok daha ötesinde, zamanı, mekânı, insanı dönüştürerek onu benliğinden uzaklaştıracak bir dönüşümün en büyük adımları.
Gemi Batıyorsa Seyretmek Yok
Yazı, ilk icat edildiğinde, elbette bir kayıt sistemi olarak karşısına çıktı insanlığın. Ancak zaman içinde yazı, bir duruş, bir bakış ve bir tepkinin aracı haline geldi. Yazı, kimi toplumlarda zararlı düşüncelerin meşale taşıyıcısı oldu, kimi toplumlarda kitlelerin yönlendirilmesi için bir araç. Ama hep bir anlam yüklendi yazıya. Yazıyla savaşlar bitti, savaşlar başladı. Kitlelerin hayatını alt üst eden kararların şahidi yazı oldu. Ölümsüz aşkların, bitimsiz acıların, tarihin yönünü değiştiren olayların yaşandığı yerde yazı ona eşlik etti.
Günümüzde büyük bir dönüşüme şahit oluyoruz. Bu şahitliğin de kayıt tutucusu şüphesiz yazı. Ancak yazıdan önce elbette yazılacak şeylerin ayırdına varmak gerekiyor. Bütün akışın içerisinde durup, akan şeyleri seyretmek, seyrettiklerimizi bir iç görüyle yorumlayarak yazı aracılığıyla aktarmak bir süreç ve çaba gerektiriyor.
Yazı, her ne kadar yeni dönüşüm içerisinde herkesin her şekilde kullandığı bir araç olsa da yazılarına kıymet verilenler genellikle yetişkinler. Yetişkin olmak, kendini yetiştirdiğine kani olunanlar, yetkin kabul edilenlerin yazdıkları, hâlâ büyük bir kesim için önemli. Özellikle de çocukların gelişimi, dünyayı anlaması, yaşayacakları gelecekte içine girecekleri zorlukları aşması için de yine yetişkin olan ebeveynler tarafından tavsiye edilen, okutulan yazılar bugün sayıca fazlalar.
Yetişkinlerin tahayyülünden çocukça bir anlatımla karşımıza çıkan bir edebiyat türü olarak çocuk edebiyatı yaşadığımız dönüşümü doğru anlamak ve anlatmak için elimizdeki en önemli araçlardan biri. Einstein’a atfedilen “bir şeyi altı yaşındaki bir çocuğa anlatamıyorsanız siz de anlamıyorsunuz” sözünden hareketle, aslında yazıya hükmedenin anlattığı konuya en çok hâkim olan olması ve onu altı yaşından başlayarak herkesin anlayabileceği şekilde anlatmasını gerektiren zorlukta bir alan çocuk edebiyatı.
Dijitalleşme konusu, son yıllarda, olağan bir şekilde, çocuk edebiyatının popüler konularından bir tanesi. Ancak çok temel bir sorun olarak, dijitalleşmeyi tam anlamadan anlatma problemi, yaşadığı dönüşümü idrak edemeden, çocuğa, üstten bir dille, korkarak ve korumacı bir şekilde anlatımın da hâkim olduğu bir tema olarak karşımızda.
Nedir dijitallik sorusuna yukarıda kısaca değindik. Peki, nasıl anlatılır dijitallik?
Öncelikle çocuk edebiyatında eğer dijitallik anlatılacaksa, bu, ancak mevcut kavramların tarihsel dönüşümü, arkasındaki felsefe, etki ettiği alanlar, dönüştürdüğü gerçeklikler vb. doğru bir şekilde anlaşılarak mümkün olabilir. Dijitallik dediğimiz mesele sadece sosyal medya ağlarında bilinçsiz paylaşım yapmak, mahremiyeti ifşa etmek değildir. Arkasında yaklaşık seksen yıllık bir dönüşümü barındıran, birçok disiplinle etkileşime girerek yoğun bir birikimi ardında taşıyan bir dönüşüm süreci olarak karşımızdadır. Bugün var olmamıştır. Ki hiçbir şey, bugün, bir gecede var olmaz.
Dijitalliği anlatırken, sadece geçmişteki birikimi yorumlamak da yetmez elbette. Var olan gerçeklik göz önüne alınarak bir gelecek perspektifi/hayali de ortaya koyulmalıdır. Yazar, nasıl bir gelecek tahayyül ediyor, tahayyül ettiği bu gelecekte nelerin iyi nelerin kötü olacağını düşünüyor, bu iyiliklere yönlendirme ve kötülüklerden uzak tutma için nasıl bir strateji belirliyor, hepsi, dijitalliği anlatacak bir çocuk edebiyatı eseri için olmazsa olmazdır. Çünkü artık geçmiş ve bugün iç içe geçmiş bir halde, şimdiden geleceği kökünden değiştirecek bir dönüşümü hazırlıyor.
Dijitalliğin muhtevasını anladıktan sonra artık gerisi, yazarın çocukların dünyasına girecek evreni kurma, çocuklara kendisini yakın hissettirecek karakterleri yaratma ve kitabı sonuna kadar okunmasını sağlayacak dil becerisine kalıyor.
Büyük bir girdabın içinde bir o yana bir bu yana salınıp duruyoruz. Ama elbette rüzgâr karşısında savrulan kopmuş bir yaprak olmamanın bilgisi insanda mevcut. Sadece, biraz çaba, biraz istek ve elbette samimiyet.
Gemi batıyor, seyrediyoruz. Ama seyrettiğimiz kendi gerçekliğimiz ve çöküşümüz.
İlgili Yazılar
İslam’ın Ahlâki İlkeleri Bir Hukuka Dönüşsün Yeter ki
Doğruluk ve iyilik, her ne kadar akıl aracılığıyla edinilse de, edinilen doğruluk ve iyiliğin gerçek doğruluk ve iyilik olduğu ancak vahyin süzgecinden geçirilmekle anlaşılabilir. Akıl-vahiy bütünlüğü bozulduğu takdirde akıl ilahlaştırılmaya müsait hale gelir. Nitekim milyonlarca insanı öldürmek için üretilen bombalar bir akıl işidir. Gazze’deki soykırımı gerçekleştirenler de bir akılla hareket etmektedir.
Baudrillard ve Bir Meydan Okuma Olarak Ölümün Unutulması
Klasik insanın bilincinden ve hayatından kovalamak yerine beklediği ölüm, modern insanda kovalanası tedirgin edici bir düzlem olmuştur. Ölümden korkmak yerine onu hafife veya alaya alarak ölüme yaklaşmaktadır. Ölümü “hakiki haysiyet” olarak gören Adorno, ölümün çağdaş insan bilincinden kovulma nedenini; insanın öteki dünyaya olan umudunun kesilmesi ve şimdi ve burada olanın umutsuz sefaleti olarak açıklanmasıdır.
Zihniyet Manzaramız: Bir Bilanço Taslağı
Belirli bir zihniyet ya da dünya görüşünden sökün eden toplumsal hareketlere yaklaşırken tek bir çizgi üzerinde seyreden çıkış ve iniş noktaları aramak yanıltıcı olabilir. Doğrusal bir yükselme ya da tek yönlü sabit bir alçalma eğrisi var kabul ederek yapılan okumalar, karmaşık düşünsel ve toplumsal süreçleri anlamak için yeterli olmayabilir.
Mimarinin Gözü Gözün İmarı
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Bu Dünyada Yeteri Kadar Acı Yok Mu?
Batı düşünce tarihinde genel olarak kötü daima öteki, karanlık, günah, iyinin dışında her ne ise odur; insanın tam da kötülükten, haksızlıktan ve acıdan uzaklaştığını düşündüğü anda en şiddetli şekilde ortaya çıkabilen kötülük, sorumluluğu biçimlendiren ve bağışlanmaya götüren bir disiplin aracıdır.