Biliyorum, modern zamanların çıkmazlarında, savrulmamak için çabalıyorsun… Bir okyanus ortasında pusulasını kaybetmiş gemi kaptanı gibi tedirgin ve bir o kadar kaygılısın. Ya bir daha kıyıya, o güvenli limana ulaşamazsan! Ya bir daha seni kucaklayacak toprağa ayaklarını basamazsan! O sıcaklığı hissedemezsen! Yitirdiğin duygulara bir yenisini daha eklersen! Ruhunu yitirmiş, kimsesizliğe razı olmuş bu derin okyanusta kaybolup gidersen! Ya bir duyguyu daha yitirmenin hayal kırıklığını yaşayıp sonra buna alışırsan!
Kötülüğe alışmak… Sessiz çığlıkların içinde bir metafor oluşturup kendini bunlarla oyalamak. Her gün izlenilen olumsuzluklara, yaşanılan dramlara bir yenisi eklenirken, sadece ‘oyalanma’ davranışlarının içinde kendini gereksiz bir nesne gibi kenarda köşede bırakmak…
Kadın ve erkeği birbirine düşman etmek, aralarındaki ilişkiyi bir çıkar ilişkisine dönüştürmek; ailede yaşanan sıkıntıları göze alamayan, tek kişilik bir hayat kurgulamak; insan fıtratına uygun olmadığı gibi sağlıklı nesiller yetiştirmenin önünde de büyük bir engeldir. Böyle bir hayat hem erkeğe hem de kadına maddi ve manevi büyük zararlar verecektir.
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
Akademi cenahında muteber bir deyim olan “filmi okumak”, filmin anlaşılması için muayyen bir sinema kültürüne ve birikimini haiz olmak gerekliliğine işaret eder. İnsanlar özel bir eğitim almadan da bir filmin içeriğini elbette az ya da çok anlayabilirler, ancak medya, gerçekliği aslına çok uygun biçimde taklit ettiği için bizler onu kavramaktan ziyade, kolayca kabulleniriz. Bu mânâda Monaco’un çalışması, medya aygıtlarından aktarılanları nasıl anlamak gerektiğine dair detaylı bir sorgulamayı hedefler.
Başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yeşert…
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ne kadar dayanıklı olduğunu göreceksin…
Ne kadar güçlü olduğunu
Ve ne kadar değerli olduğunu öğreneceksin…
Her yeni elveda ile öğreneceksin…”
Derin bir kuyuda, başımı öne eğip dizlerime sarıldım. Düşerken üzerime damlalar, canım yandı. Her zerresi yaktı düştüğü yeri. Ben hiç ağlamadım, hep güldüm. Yıkandım sandım. Belki de bedeli budur; Yanmak! Bu yazının devamı 209. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 209. Sayıyı Satın Al Giriş yap
Samimiyetin Hüneri
“Bir yığın söz ki samimiyet ancak hüneri…”
M.A. Ersoy
Biliyorum, modern zamanların çıkmazlarında, savrulmamak için çabalıyorsun… Bir okyanus ortasında pusulasını kaybetmiş gemi kaptanı gibi tedirgin ve bir o kadar kaygılısın. Ya bir daha kıyıya, o güvenli limana ulaşamazsan! Ya bir daha seni kucaklayacak toprağa ayaklarını basamazsan! O sıcaklığı hissedemezsen! Yitirdiğin duygulara bir yenisini daha eklersen! Ruhunu yitirmiş, kimsesizliğe razı olmuş bu derin okyanusta kaybolup gidersen! Ya bir duyguyu daha yitirmenin hayal kırıklığını yaşayıp sonra buna alışırsan!
Kötülüğe alışmak… Sessiz çığlıkların içinde bir metafor oluşturup kendini bunlarla oyalamak. Her gün izlenilen olumsuzluklara, yaşanılan dramlara bir yenisi eklenirken, sadece ‘oyalanma’ davranışlarının içinde kendini gereksiz bir nesne gibi kenarda köşede bırakmak…
Bu yazının devamı 203. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
203. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Algı Yönetimine Feda Edilen Kurum: Aile
Kadın ve erkeği birbirine düşman etmek, aralarındaki ilişkiyi bir çıkar ilişkisine dönüştürmek; ailede yaşanan sıkıntıları göze alamayan, tek kişilik bir hayat kurgulamak; insan fıtratına uygun olmadığı gibi sağlıklı nesiller yetiştirmenin önünde de büyük bir engeldir. Böyle bir hayat hem erkeğe hem de kadına maddi ve manevi büyük zararlar verecektir.
Çocuk Aklı
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Robot Ron Bir Sorun Var & Yumurtalar
Akademi cenahında muteber bir deyim olan “filmi okumak”, filmin anlaşılması için muayyen bir sinema kültürüne ve birikimini haiz olmak gerekliliğine işaret eder. İnsanlar özel bir eğitim almadan da bir filmin içeriğini elbette az ya da çok anlayabilirler, ancak medya, gerçekliği aslına çok uygun biçimde taklit ettiği için bizler onu kavramaktan ziyade, kolayca kabulleniriz. Bu mânâda Monaco’un çalışması, medya aygıtlarından aktarılanları nasıl anlamak gerektiğine dair detaylı bir sorgulamayı hedefler.
Kendi Bahçeni Sen Yeşertmelisin…
Başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yeşert…
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ne kadar dayanıklı olduğunu göreceksin…
Ne kadar güçlü olduğunu
Ve ne kadar değerli olduğunu öğreneceksin…
Her yeni elveda ile öğreneceksin…”
İçimde Işıltısını Hissettiğim Hayat
Derin bir kuyuda, başımı öne eğip dizlerime sarıldım. Düşerken üzerime damlalar, canım yandı. Her zerresi yaktı düştüğü yeri. Ben hiç ağlamadım, hep güldüm. Yıkandım sandım. Belki de bedeli budur; Yanmak! Bu yazının devamı 209. sayıda. Devamını okumak için satın alın Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır. 209. Sayıyı Satın Al Giriş yap
Alışverişe devam et