Kavramlar düşüncenin yapı taşlarıdır. İnsan kavramlarla düşünür, kavramlarla hayatına yön verir. Bir kavramın anlam sınırlarını belirleyebilmek için o kavramın üretildiği toplumu tanımak bir zorunluluktur. Çünkü kavramlar üretildiği toplumun rengini alır. İslam’a ait tevhid, ihlas ya da salât gibi kavramların anlam sınırlarını belirleyebilmek için öncelikle Kur’an’a, hadislere ve kelimenin kavram özelliği kazandığı Arap toplumuna bakmak bir zorunluluktur. Bu kavramlara dileyenin dilediği gibi bir anlam vermesi düşünülemez. Böyle bir durum kavramın asli anlamdan uzaklaşmasına sebep olduğu gibi kavramlarla inşa edilmek istenen toplumun uzağında bir toplumun oluşmasına da sebep olur. Aynı şekilde diğer inanç sistemlerini ya da ideolojileri de kendi kavramlarıyla tanırız. Dolayısıyla bir toplum ya da ideolojiye ait kavramlara kendimizce anlamlar yükleyemeyiz.
Bu sebeple bir kavramı alarak ona dilediğimiz gibi bir anlam yükleyip kullanmak çeşitli problemlere sebep olur. Siz kavramı kendi yüklediğiniz anlamla kullanırken, muhatabınız söylediklerinizden/yazdıklarınızdan başka bir şey anlayabilir. Kastetmediğiniz bir anlamı sizin sözlerinizden çıkarabilir. Bu sebeple özellikle de sosyal meselelerle ilgili kavramları kullanırken çok hassas olmak gerekir.
Bu yazının devamı
202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İddiasını kaybetmiş bir din söylemi ya tarih sahnesinden çekilecek ya da başka ideolojilerin boyunduruğuna girmekten başka bir yol bulamayacaktır. Biz İslam’ın tarih boyunca olduğu gibi bugün de insanlığın problemlerine çözüm bulma potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Bu anlamıyla İslam, misyonunu tamamlayarak tarih sahnesindeki yerini almış bir din değildir.
Sen ürkek bakışlarınla, titreyen dilinle, dudaklarının ucuna gelip gelip kaybolan titrek sesinle bir türlü adını koyamadın. Neye dönüştü bu, aslolanı bulmaya mı yoksa paslanmaya mı? Sığıntı gibi durdun saklandığın cümlelerin ardı sıra… Önce gözyaşların seni terk etti, sonra melekler…
İnsan, tabiatı gereği toplumsal bir varlıktır. Yani insan, hayatını devam ettirebilmek için hem maddi açıdan hem de manevi açıdan başka insanlara ihtiyaç duyar ki bu da onun insan olmasından neşet eder. Aslında insan, sosyal olduğu kadar bireysel ihtiyaçlara da sahiptir. Kitab-ı Kerim’in bize öğrettiği de hesabın bireysel görüleceği ancak hayatın ve dinin müşterek yaşanabileceğidir. İnsan, …
Manipülatörler, kişinin zihnini ikna edemezlerse davranışlarını, davranışlarını kontrol edemezlerse çevresini manipüle etmeye çalışırlar. Pes etmez manipülatörler çünkü kendilerini manipülasyonlara karşı korudukları gibi hakikate karşı da kör ve sağır kesilmişlerdir.
“Kitap ehlinden bir grup, ‘Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler.’ dedi.” (Âl-i ʿİmran 72)
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler.
Batılı Bir Kavram: “Özgürlük”
Kavramlar düşüncenin yapı taşlarıdır. İnsan kavramlarla düşünür, kavramlarla hayatına yön verir. Bir kavramın anlam sınırlarını belirleyebilmek için o kavramın üretildiği toplumu tanımak bir zorunluluktur. Çünkü kavramlar üretildiği toplumun rengini alır. İslam’a ait tevhid, ihlas ya da salât gibi kavramların anlam sınırlarını belirleyebilmek için öncelikle Kur’an’a, hadislere ve kelimenin kavram özelliği kazandığı Arap toplumuna bakmak bir zorunluluktur. Bu kavramlara dileyenin dilediği gibi bir anlam vermesi düşünülemez. Böyle bir durum kavramın asli anlamdan uzaklaşmasına sebep olduğu gibi kavramlarla inşa edilmek istenen toplumun uzağında bir toplumun oluşmasına da sebep olur. Aynı şekilde diğer inanç sistemlerini ya da ideolojileri de kendi kavramlarıyla tanırız. Dolayısıyla bir toplum ya da ideolojiye ait kavramlara kendimizce anlamlar yükleyemeyiz.
Bu sebeple bir kavramı alarak ona dilediğimiz gibi bir anlam yükleyip kullanmak çeşitli problemlere sebep olur. Siz kavramı kendi yüklediğiniz anlamla kullanırken, muhatabınız söylediklerinizden/yazdıklarınızdan başka bir şey anlayabilir. Kastetmediğiniz bir anlamı sizin sözlerinizden çıkarabilir. Bu sebeple özellikle de sosyal meselelerle ilgili kavramları kullanırken çok hassas olmak gerekir.
Bu yazının devamı 202. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İddiasını Kaybetmiş Bir Din Söylemi ya da İçtihadı Yeniden Düşünmek
İddiasını kaybetmiş bir din söylemi ya tarih sahnesinden çekilecek ya da başka ideolojilerin boyunduruğuna girmekten başka bir yol bulamayacaktır. Biz İslam’ın tarih boyunca olduğu gibi bugün de insanlığın problemlerine çözüm bulma potansiyeline sahip olduğuna inanıyoruz. Bu anlamıyla İslam, misyonunu tamamlayarak tarih sahnesindeki yerini almış bir din değildir.
Adını Sen Koy
Sen ürkek bakışlarınla, titreyen dilinle, dudaklarının ucuna gelip gelip kaybolan titrek sesinle bir türlü adını koyamadın. Neye dönüştü bu, aslolanı bulmaya mı yoksa paslanmaya mı? Sığıntı gibi durdun saklandığın cümlelerin ardı sıra… Önce gözyaşların seni terk etti, sonra melekler…
Köy-Şehir Gerilimine Dair Birkaç Mülahaza
İnsan, tabiatı gereği toplumsal bir varlıktır. Yani insan, hayatını devam ettirebilmek için hem maddi açıdan hem de manevi açıdan başka insanlara ihtiyaç duyar ki bu da onun insan olmasından neşet eder. Aslında insan, sosyal olduğu kadar bireysel ihtiyaçlara da sahiptir. Kitab-ı Kerim’in bize öğrettiği de hesabın bireysel görüleceği ancak hayatın ve dinin müşterek yaşanabileceğidir. İnsan, …
Vahiy Kılavuzluğunda Manipülasyona Dair
Manipülatörler, kişinin zihnini ikna edemezlerse davranışlarını, davranışlarını kontrol edemezlerse çevresini manipüle etmeye çalışırlar. Pes etmez manipülatörler çünkü kendilerini manipülasyonlara karşı korudukları gibi hakikate karşı da kör ve sağır kesilmişlerdir.
“Kitap ehlinden bir grup, ‘Mü’minlere indirilene günün başlangıcında inanın, sonunda da inkâr edin, belki onlar (size bakarak) dönerler.’ dedi.” (Âl-i ʿİmran 72)
Şiir Hukuku
“Şair ilhamının kaynağı nedir?” sorusu kökleri eskiçağlara kadar uzanan hukuki bir meseleydi. Sorun, cahiliye dönemi Araplarının bir tür edebi eğlencesi olan kaside şairlerine yönelik bakışlarından daha köklüydü. Zira Müslümanlar şiir konusunda iki taraftan Yunan-Roma ve Sasani ahlâkıyla yüzleştiler.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.