Nida Dergisi’nin 200. sayısında 25. yılına özel olarak hem Genel Yayın Koordinatörü, hem kurucusu, hem ablası hem de annesi olan Ferda Bütün ile özel bir söyleşi yaptık. Söyleşimizde teknik detaylardan ziyade özelde Nida Dergisi genelde ise dergiciliğin özü, ruhu, meşakkatli yanları ve teşvik edici yönlerine odaklandık. Şüphesiz aldığımız cevaplar sıradan cevaplar değildi. Çünkü sorularımızı yanıtlayan kişi Nida Dergisi’nin hayat bulmasına vesile olan ve aynı zamanda hayatı boyunca fikrî mücadelenin içinde yer alan biriydi. Söyleşimizde neşeden hüzne, düşünceden kaygı ve derde kadar birçok duyguyu aynı anda yaşayacağınızdan şüphemiz yok. 25 yılı sınırlı sayfa sayılarında konuşmak kolay olmadı. Biz bu hususta Bismillah dedik, okumak ve gereğini yapmak ise size kaldı. Yolculuğumuz hakkında fikir sahibi olmanız ve bu yolculuğa eşlik etmeniz için hayırlı bir başlangıç olmasını temenni ediyor ve sizleri söyleşimizin samimi satırlarıyla baş başa bırakıyoruz.
Nida Dergisi’nin sizdeki karşılığı nedir?
Bir çocukluk hayali, bir babanın 1959 yılında tarihe not düştüğü bültenin yeniden harekete geçirilmesi, bir özlem, bir salih amel arayışı, bir okul, bir sancı, bir uyanış, bir dirilişe vesile arayışı…
Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa modern düşünce ve dönemi inşa edecek olan Entelektüel geçiyor. Yani Hristiyanlığı temsil eden din adamının entelektüel kuvveti azalınca ve hadiseleri anlama ve açıklayıcı olmakta zorlanınca,
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan
Moderniteye karşı İslami düşünsel tepkinin üç aşamadan geçtiği söylenebilir. İlki, saf gelenekçilik diyebileceğimiz, on dokuzuncu yüzyılda egemen olan ve İslam’ı savunmak için tamamen orta çağ uygulamalarına başvuran Abdülkadir el-Cezairî gibi
Cemâleddîn Efgânî çokça yanlış tanınan, çokça eleştirilen, çokça istismar edilen, çokça konuşulup/tartışılan ve belki de çok az anlaşılan bir isim. Son yüzyıllarda İslam Dünyasında hatta Dünyada bu kadar etkili olmuş ikinci bir isim bulmak gerçekten zor.
“Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.” der, Yasemin Işıktaş. Hukukun tanımlanması noktasında bir mutabakat sağlanamamış olsa da hukukun toplumsal düzeni korumak için var olan bir sistem olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda hukukun
“Nida Dergisi 25. Yıl” Özel
Nida Dergisi’nin 200. sayısında 25. yılına özel olarak hem Genel Yayın Koordinatörü, hem kurucusu, hem ablası hem de annesi olan Ferda Bütün ile özel bir söyleşi yaptık. Söyleşimizde teknik detaylardan ziyade özelde Nida Dergisi genelde ise dergiciliğin özü, ruhu, meşakkatli yanları ve teşvik edici yönlerine odaklandık. Şüphesiz aldığımız cevaplar sıradan cevaplar değildi. Çünkü sorularımızı yanıtlayan kişi Nida Dergisi’nin hayat bulmasına vesile olan ve aynı zamanda hayatı boyunca fikrî mücadelenin içinde yer alan biriydi. Söyleşimizde neşeden hüzne, düşünceden kaygı ve derde kadar birçok duyguyu aynı anda yaşayacağınızdan şüphemiz yok. 25 yılı sınırlı sayfa sayılarında konuşmak kolay olmadı. Biz bu hususta Bismillah dedik, okumak ve gereğini yapmak ise size kaldı. Yolculuğumuz hakkında fikir sahibi olmanız ve bu yolculuğa eşlik etmeniz için hayırlı bir başlangıç olmasını temenni ediyor ve sizleri söyleşimizin samimi satırlarıyla baş başa bırakıyoruz.
Nida Dergisi’nin sizdeki karşılığı nedir?
Bir çocukluk hayali, bir babanın 1959 yılında tarihe not düştüğü bültenin yeniden harekete geçirilmesi, bir özlem, bir salih amel arayışı, bir okul, bir sancı, bir uyanış, bir dirilişe vesile arayışı…
Bu yazının devamı 200. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
200. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
İktidarın Soykütükleri
Batı’da cereyan eden fikrî ve toplumsal değişimlerle beraber bilhassa Rönesans’tan itibaren Skolastik düşünce ve dönemini temsil ve inşa eden Scholar’ın yerine bu defa modern düşünce ve dönemi inşa edecek olan Entelektüel geçiyor. Yani Hristiyanlığı temsil eden din adamının entelektüel kuvveti azalınca ve hadiseleri anlama ve açıklayıcı olmakta zorlanınca,
“Zihni Örtülmüş Durumdaki İnsanlar Haksızlığa Karşı Nasıl Mücadele Verecek?”
Dolayısıyla ne yapmamız lazım? Evvela uyanış. Artık anlamamız lazım bu projenin detaylarını ama bütün cephelerini anlamamız lazım. Sonra da karşı tedbir olarak evvela bir korunma, yani bir algoritma analizi yapan, algoritma filtrasyonu yapan
“İslam, Modernlikler ve Gelecek”
Moderniteye karşı İslami düşünsel tepkinin üç aşamadan geçtiği söylenebilir. İlki, saf gelenekçilik diyebileceğimiz, on dokuzuncu yüzyılda egemen olan ve İslam’ı savunmak için tamamen orta çağ uygulamalarına başvuran Abdülkadir el-Cezairî gibi
Cemâleddîn Efgânî, Etkileri ve Hakkındaki Tartışmalara Dair
Cemâleddîn Efgânî çokça yanlış tanınan, çokça eleştirilen, çokça istismar edilen, çokça konuşulup/tartışılan ve belki de çok az anlaşılan bir isim. Son yüzyıllarda İslam Dünyasında hatta Dünyada bu kadar etkili olmuş ikinci bir isim bulmak gerçekten zor.
Toplumsal Düzeni Sağlayan Hukukumuzun Çıkmazları Üzerine
“Hukuk, adalete yönelmiş toplumsal yaşama düzenidir.” der, Yasemin Işıktaş. Hukukun tanımlanması noktasında bir mutabakat sağlanamamış olsa da hukukun toplumsal düzeni korumak için var olan bir sistem olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Tarihe baktığımızda hukukun
Alışverişe devam et