“Tarihte her hareket hep bir kişinin ayağa kalkmasıyla başlamıştır”. Sezai Karakoç
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
“Ne ilginçtir ki insanlar her türlü eğitim için bir öğretmene ihtiyaçları olduğunu kabul ederler ancak davranış bilimlerine gelince öğrenmeye gayret etmez ve önemsemezler”.
Nicole ,’Hayatını şansa bırakma’
Tembelliğin hoş karşılanmadığı, çalışmanın ibadet sayıldığı bir inancın müntesipleri olarak üzerimizde ki bu ataleti anlamak ve anlamlandırmak gerçekten çok zor. Ya da geçici seküler bir hayatın peşin sıra bu kadar koşup; iyilik ve ihsan adına mesai harcamaya gelince tabiri caizse apışıp kalmak inanası bir durum değil.
Mahatma Gandhi, insanları ve toplumu mahvedecek “yedi ölümcül günah ”tan bahsederken bu günahları şu şekilde sıralamıştır:
1-Çalışmadan zengin olmak ya da servet sahibi olmak.
2-Bilinçsiz keyif.
3-Karakter olmaksızın bilgi.
4-Ahlak olmaksızın ticaret.
5-İnsanlığa dayalı olmayan bilim.
6-Özveri olmaksızın din.
7-İlkesiz siyaset.
Toplumlar nezdinde bu yedi günaha baktığımızda, sanki yarışırcasına bu günahları işlemek istiyorlar. Oysa eni yerler ve gökler kadar olan cennetler için yarışmak teşvik edilmişti. Ve bu teşvik sadece uhrevi hayatı aynı zamanda dünya hayatını da cennetin bir parçası yapmak içindi. Ama yukarıda bahsettiğimiz dört sınıfa dahil olmak istemeyince insan, galiba bu çöküşü hazırlayan yanlışlara daha çabuk kanıyor. Çünkü etrafında kendini uyaracak, yanlış diyecek bilge ve hikmet sahibi insanları bulamıyor. Galiba en büyük fukaralık ilim ve hikmetten uzaklaşma; bu ortamları küçümseyip yukarıda ki yedi sınıfa dahil olmak için çabalamaktır
Neden hep huzuru arıyorum cümlelerine sığınıp sonra da huzursuzluklar diyarına yelkenler açar insanlık?
‘Önemli olan insanlıktır’ deyip sonra da neden insanlığa sırt dönülür? Bir insanın senin vesilenle doğruya, doğruluğa ulaşması dünyanın bütün metasından daha hayırlıdır deyip, sonra neden bu meta için insan, kötülüğe aracı olur?
Galiba beşincilerden olmaya razı olunduğu için bunlar başımıza geliyor. Bir değerin, değerlinin yanında olmak, onun bir parçası olmak, insanı her zaman işe yarar bir kıvamda tutuyor. Hayatın her safhasında ilk dördün içinde olmak insanın hem ruhen hem fikren; hem bedenen, hem Ameli- Salih boyutunda kurtuluşu oluyor.
İşte bunun için mutlaka bu dört grubun içinde olmalı insan. Olmalı ki Rabbinin kendi iyiliği için istediği istikametinden şaşmasın.
Beşincilerden olmamak için Salih-i amel ve Sahih-i niyet içinde olanların yanında olmak gerekiyor. Dünyanın bütün debdebesine karşın istikametinden sapmayan, doğrularını doğru bir şekilde dillendirenlerin sofrasında oturmak gerekiyor. “ Ben Müslümanım diyenden daha güzel sözlü kimdir” sözünün üstüne söz söylemeyenlerin yanında olmak gerekiyor. Ne mutlu böyle bir rahlenin tedrisatında öğreten olmak, öğrenci olmak, dinleyen olmak ve destekleyen olmak. Ama bunların dışında kalıp beşinciliğe razı olmamak…
NOT. 200. Sayısını çıkaran Nida dergisi ailesinin bir ferdi olmaktan her zaman onur ve kıvanç duydum. Yazanı olarak başladığım bu yolculuğa yazarı olarak devam ettiğim için çok mutlu ve umutluyum. Her dergi bir mektep bir özgün olma halidir. Bizi hem geliştirip hem de korunaklı ortamlarımız olurlar. Derginin dünyası tek düze yalın değil, çok yönlü ve bir o kadar derin bakmayı da öğretir. Kimi zaman kendini deneme, kimi zaman yetenekleri ortaya çıkarma, kimileyin bir keşif yolculuğudur dergilerin dünyası… Bir arı misali yazıları gezip fikir polenlerini toplayıp, amel dünyasında petek petek bal yapma hali gibidir…
Rabbim nice 200. Sayılar çıkarmayı nasip etsin. Yolunuz ve istikametiniz açık olsun. İstifade edecek okuyucunuz ve okuyucumuz bol olsun… Amin..
11 Eylül sonrası dünya sinemalarında öne çıkan önemli bir mesele de Müslüman kadınların toplumdaki konumu, değeri üzerindedir. Bu meselenin can alıcı tarafını ikiye ayırdığımızda kadınların gerek İslam toplumunda gerekse Batı toplumlarında yaşadıkları sorunlar karşımıza çıkar. Müslüman kadınların Batıda yaşadığı sorunları bir tarafa bırakıp Doğu’da, daha doğru kendi toplumunda yaşadıklarını bu yazıda ele alacağız.
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor; şimdide kalın, anda kalın, geçmişe takılmayın gelecek için de kaygılanmayın. Anda kalmanın değeri medeniyetimiz ve inancımızla da sabit ama sıfır birler gezegenindeki hayali arsaları hayali paralarla satın aldığımız acayip günlere doğru giderken ne olduğumuzu ve nereye gittiğimizi düşünmeye daha çok ihtiyaç duyacağız gibime geliyor.
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”
Beşinci Olma Helak Olursun…
“Tarihte her hareket hep bir kişinin ayağa kalkmasıyla başlamıştır”. Sezai Karakoç
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları düşünülemez. Ama gelin görün ki iyilerin şikâyetleri, yerlerine mıhlanmış gibi sabitlikleri, hayallerinde ki iyiliği kendilerine yaklaştırmıyor, bilakis bir süre sonra da kendilerini şikâyet ettikleri hayatın akışına bırakıveriyorlar.
Her ne olursa olsun bize bahşedilen bir hayatı her zaman akışına bırakmak doğru değildir. İrade ve akıl sahibi varlıklar olarak doğru ve istikamet üzere bir yaşamı arzulayıp o minvalde de hareket edebilmeliyiz.
Kimi zaman yürüyerek, kimi zaman koşarak; kimi zaman durup stratejiler geliştirerek ama hiçbir zaman ‘boş vermişlik’ içinde olmayarak.
“Ya öğreten ol, ya öğrenen ol, ya dinleyen ol, ya da ilmi destekleyen ol. Ama beşinci olma helak olursun”. Hz. Muhammed. As.
Beşinci olmak, seyirci kalmaktır. Beşinci olmak, işe yaramayacağını peşinen kabullenmektir. Değerlilik duygusunu yitirip, çıktığı yolda kendini kaybetmektir.
Beşinci olmak, ideallerinden, hayallerinden, dualarından vazgeçmektir. Kabul olmayan duası zannedip, kendi istikrarsızlığının farkında olmamaktır.
Beşinci olmak, uçurumun kenarında iman etmek gibidir. Her an değişebilir ve önemsediği değerleri değersizleştirebilir. Beşinci olmak bir kıyımdır kendi içinde. Kıyama kalkmayanlar, yıkıma yakın olanlardır.
“Ne ilginçtir ki insanlar her türlü eğitim için bir öğretmene ihtiyaçları olduğunu kabul ederler ancak davranış bilimlerine gelince öğrenmeye gayret etmez ve önemsemezler”.
Nicole ,’Hayatını şansa bırakma’
Tembelliğin hoş karşılanmadığı, çalışmanın ibadet sayıldığı bir inancın müntesipleri olarak üzerimizde ki bu ataleti anlamak ve anlamlandırmak gerçekten çok zor. Ya da geçici seküler bir hayatın peşin sıra bu kadar koşup; iyilik ve ihsan adına mesai harcamaya gelince tabiri caizse apışıp kalmak inanası bir durum değil.
Mahatma Gandhi, insanları ve toplumu mahvedecek “yedi ölümcül günah ”tan bahsederken bu günahları şu şekilde sıralamıştır:
1-Çalışmadan zengin olmak ya da servet sahibi olmak.
2-Bilinçsiz keyif.
3-Karakter olmaksızın bilgi.
4-Ahlak olmaksızın ticaret.
5-İnsanlığa dayalı olmayan bilim.
6-Özveri olmaksızın din.
7-İlkesiz siyaset.
Toplumlar nezdinde bu yedi günaha baktığımızda, sanki yarışırcasına bu günahları işlemek istiyorlar. Oysa eni yerler ve gökler kadar olan cennetler için yarışmak teşvik edilmişti. Ve bu teşvik sadece uhrevi hayatı aynı zamanda dünya hayatını da cennetin bir parçası yapmak içindi. Ama yukarıda bahsettiğimiz dört sınıfa dahil olmak istemeyince insan, galiba bu çöküşü hazırlayan yanlışlara daha çabuk kanıyor. Çünkü etrafında kendini uyaracak, yanlış diyecek bilge ve hikmet sahibi insanları bulamıyor. Galiba en büyük fukaralık ilim ve hikmetten uzaklaşma; bu ortamları küçümseyip yukarıda ki yedi sınıfa dahil olmak için çabalamaktır
Neden hep huzuru arıyorum cümlelerine sığınıp sonra da huzursuzluklar diyarına yelkenler açar insanlık?
‘Önemli olan insanlıktır’ deyip sonra da neden insanlığa sırt dönülür? Bir insanın senin vesilenle doğruya, doğruluğa ulaşması dünyanın bütün metasından daha hayırlıdır deyip, sonra neden bu meta için insan, kötülüğe aracı olur?
Galiba beşincilerden olmaya razı olunduğu için bunlar başımıza geliyor. Bir değerin, değerlinin yanında olmak, onun bir parçası olmak, insanı her zaman işe yarar bir kıvamda tutuyor. Hayatın her safhasında ilk dördün içinde olmak insanın hem ruhen hem fikren; hem bedenen, hem Ameli- Salih boyutunda kurtuluşu oluyor.
İşte bunun için mutlaka bu dört grubun içinde olmalı insan. Olmalı ki Rabbinin kendi iyiliği için istediği istikametinden şaşmasın.
Beşincilerden olmamak için Salih-i amel ve Sahih-i niyet içinde olanların yanında olmak gerekiyor. Dünyanın bütün debdebesine karşın istikametinden sapmayan, doğrularını doğru bir şekilde dillendirenlerin sofrasında oturmak gerekiyor. “ Ben Müslümanım diyenden daha güzel sözlü kimdir” sözünün üstüne söz söylemeyenlerin yanında olmak gerekiyor. Ne mutlu böyle bir rahlenin tedrisatında öğreten olmak, öğrenci olmak, dinleyen olmak ve destekleyen olmak. Ama bunların dışında kalıp beşinciliğe razı olmamak…
NOT. 200. Sayısını çıkaran Nida dergisi ailesinin bir ferdi olmaktan her zaman onur ve kıvanç duydum. Yazanı olarak başladığım bu yolculuğa yazarı olarak devam ettiğim için çok mutlu ve umutluyum. Her dergi bir mektep bir özgün olma halidir. Bizi hem geliştirip hem de korunaklı ortamlarımız olurlar. Derginin dünyası tek düze yalın değil, çok yönlü ve bir o kadar derin bakmayı da öğretir. Kimi zaman kendini deneme, kimi zaman yetenekleri ortaya çıkarma, kimileyin bir keşif yolculuğudur dergilerin dünyası… Bir arı misali yazıları gezip fikir polenlerini toplayıp, amel dünyasında petek petek bal yapma hali gibidir…
Rabbim nice 200. Sayılar çıkarmayı nasip etsin. Yolunuz ve istikametiniz açık olsun. İstifade edecek okuyucunuz ve okuyucumuz bol olsun… Amin..
İlgili Yazılar
Afganistan’a Yolculuk ve Sabır Taşı’nın Çatlaması
11 Eylül sonrası dünya sinemalarında öne çıkan önemli bir mesele de Müslüman kadınların toplumdaki konumu, değeri üzerindedir. Bu meselenin can alıcı tarafını ikiye ayırdığımızda kadınların gerek İslam toplumunda gerekse Batı toplumlarında yaşadıkları sorunlar karşımıza çıkar. Müslüman kadınların Batıda yaşadığı sorunları bir tarafa bırakıp Doğu’da, daha doğru kendi toplumunda yaşadıklarını bu yazıda ele alacağız.
Üzerimde Kalan Yaşamak Suçu mu?
Şimdi tekrar ne yapsam dedirtme bana ya Rabbi
Taşınacak suyu göster, kırılacak odunu
kaldı bu yaşamak suçu üzerimde
bileyim hangi suyun sakasıyım ya Rabbel alemin
tütmesi gereken ocak nerde?
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Kargaşaya Bir “Ma” Arası: Miyazaki Sineması
Hayao Miyazaki’nin animelerini izlediğimde geçmiş güzel günlere ve adını koyamadığım bütün güzel şeylere karşı büyük bir özlemle doluyorum. Oysa bugünlerde hiç makbul değil böyle duygular. Uzmanlar harıl harıl uyarıyor; şimdide kalın, anda kalın, geçmişe takılmayın gelecek için de kaygılanmayın. Anda kalmanın değeri medeniyetimiz ve inancımızla da sabit ama sıfır birler gezegenindeki hayali arsaları hayali paralarla satın aldığımız acayip günlere doğru giderken ne olduğumuzu ve nereye gittiğimizi düşünmeye daha çok ihtiyaç duyacağız gibime geliyor.
Yoldan Öyküler
“Yolculuğunuza hicret sevabı versin Rabbim… Yolcunun duası kabul olur. Esas yolculuk Allah’tan Allah’a olandır evladım. Ahiret yolcusuyuz hepimiz. Gönlü açık olanın yolu da açık olur. Sadakamızı vermeden aman ha! Görünmez belayı def eder sadaka. Sıla-i rahim ettiniz, bağları koparmadınız. Sıla-i rahim ta cennete uzanan bir bağdır.”