Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık dökük ve parçalanmış şahsiyetlerini rahatlatacak düzenleri aradıklarını görürsünüz. Öyle ya! Kimsenin kimseyi kendisine denk görmediği ve herkesin kendisinde, kaypakça itiraz yolları arasa bile aslında mükemmellik vehmettiği bir platoda bireyin ortaya koyduğu kanaatler eğer uğursuz bir düş’ün yorumu değilse, ne olduğunu gerçekten anlamak zorundayız. Anlamak zorundayız, zira müslüman’ın bu hâlinde gerçekler önünde hîleli düşen ve biraz da lekeli görünen tarafı öne çıkmaktadır. Çünkü hangi tarafa baksanız, hepsi soylu bir îmanın, asaletin, cesaretin ve kulluk bilincinin kılavuzluğunu yapan içi boş sahte kalabalıklarla dolu. İşte bu yüzden anlamalıyız, bizler neredeyiz ve islami objeler nerededir? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; gıybetten, sû-i zanna ve riya’nın her türlü vecîzesine ayak uydurabilen kalabalıklar kendilerini nasıl bir ruh hâletiyle islamî temizliğin içinde görmektedirler? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; bomboş ve ülküsüz yaşayıp dururken bize kudret hissini veren sahtelikler nelerdir? Ve yine anlamalıyız ki; hayaller ve masallarla gönlümüzü doldururken nasıl oluyor da hayata mânâlar kazandırdığımızı söyleyebiliyoruz, nasıl?!.
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru; mamutlar hatta dinozorlar kadar eski olan okuma pratikleriyle bugünü kavramaya çalışan trajikomik insan grupları.
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar.
Amacım bu yazıda gençliğin sözcülüğünü yapmak veya deizm üzerine felsefi tartışmalara girmek değil. Bir genç olarak söz konusu problemin muhataplığı mesabesince kendi adıma bir cevap vermektir. Bu yazı, Müslümanlar olarak sürekli yapay, asli ve elzem olmayan gündemlere icbar
Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık dökük ve parçalanmış şahsiyetlerini rahatlatacak düzenleri aradıklarını görürsünüz. Öyle ya! Kimsenin kimseyi kendisine denk görmediği ve herkesin kendisinde, kaypakça itiraz yolları arasa bile aslında mükemmellik vehmettiği bir platoda bireyin ortaya koyduğu kanaatler eğer uğursuz bir düş’ün yorumu değilse, ne olduğunu gerçekten anlamak zorundayız. Anlamak zorundayız, zira müslüman’ın bu hâlinde gerçekler önünde hîleli düşen ve biraz da lekeli görünen tarafı öne çıkmaktadır. Çünkü hangi tarafa baksanız, hepsi soylu bir îmanın, asaletin, cesaretin ve kulluk bilincinin kılavuzluğunu yapan içi boş sahte kalabalıklarla dolu. İşte bu yüzden anlamalıyız, bizler neredeyiz ve islami objeler nerededir? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; gıybetten, sû-i zanna ve riya’nın her türlü vecîzesine ayak uydurabilen kalabalıklar kendilerini nasıl bir ruh hâletiyle islamî temizliğin içinde görmektedirler? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; bomboş ve ülküsüz yaşayıp dururken bize kudret hissini veren sahtelikler nelerdir? Ve yine anlamalıyız ki; hayaller ve masallarla gönlümüzü doldururken nasıl oluyor da hayata mânâlar kazandırdığımızı söyleyebiliyoruz, nasıl?!.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
180. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Yıldızların Özüne İşlenmiş Hikâyeler
Otuz beş senelik sıçramayla bugünün okuma kültürüne baktığımızda tür, başlık, biçim, tasarım vb. birimlerin, aşırılaşan ve baş döndüren seçenekleri arasında okuru ürküttüğünü düşünebiliriz. Çocuk kolayca seçiyor aslında, ürken anası babası. Birçok şey gibi okumanın da güncellenmesi gereken temel bir beceri olduğunu gözden kaçıran taş devri okuru; mamutlar hatta dinozorlar kadar eski olan okuma pratikleriyle bugünü kavramaya çalışan trajikomik insan grupları.
Bir Hazan Yurdu: Filistin
Bir yönüyle yitirilmiş bir kimliğin ete kemiğe büründüğü yerdir Filistin, hazanın henüz toprağa düşmemiş yaprağıdır. Bütün yaprak dökümlerimize ve Kemalizm’in İslâm coğrafyasındaki mankurtlaştırıcı etkilerine rağmen asli kimliğimizi bize her daim hatırlatan bir meseldir.
Devlet Talebinden Vazgeçilebilir mi?
Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar.
Gençlik, Deizm Ve Ciddiyet Üzerine Mülahazalar
Amacım bu yazıda gençliğin sözcülüğünü yapmak veya deizm üzerine felsefi tartışmalara girmek değil. Bir genç olarak söz konusu problemin muhataplığı mesabesince kendi adıma bir cevap vermektir. Bu yazı, Müslümanlar olarak sürekli yapay, asli ve elzem olmayan gündemlere icbar
Kitle, İktidar ve Eğitim Üzerine Mülahazalar
Bilinçli kişilik ortadan silinir, bütün bu birleşmiş fertlerin düşünceleri ve duyguları tek bir tarafa yönelir. Şüphesiz geçici, fakat pek açık özellikler gösteren bir kolektif bilinç oluşur. Kolektiftik o zaman, daha iyi bir ifade bulamadığım için ‘oluşmuş bir kitle’, başka bir söyleyişle ‘psikolojik bir kitle’ diyeceğim
Alışverişe devam et