Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık dökük ve parçalanmış şahsiyetlerini rahatlatacak düzenleri aradıklarını görürsünüz. Öyle ya! Kimsenin kimseyi kendisine denk görmediği ve herkesin kendisinde, kaypakça itiraz yolları arasa bile aslında mükemmellik vehmettiği bir platoda bireyin ortaya koyduğu kanaatler eğer uğursuz bir düş’ün yorumu değilse, ne olduğunu gerçekten anlamak zorundayız. Anlamak zorundayız, zira müslüman’ın bu hâlinde gerçekler önünde hîleli düşen ve biraz da lekeli görünen tarafı öne çıkmaktadır. Çünkü hangi tarafa baksanız, hepsi soylu bir îmanın, asaletin, cesaretin ve kulluk bilincinin kılavuzluğunu yapan içi boş sahte kalabalıklarla dolu. İşte bu yüzden anlamalıyız, bizler neredeyiz ve islami objeler nerededir? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; gıybetten, sû-i zanna ve riya’nın her türlü vecîzesine ayak uydurabilen kalabalıklar kendilerini nasıl bir ruh hâletiyle islamî temizliğin içinde görmektedirler? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; bomboş ve ülküsüz yaşayıp dururken bize kudret hissini veren sahtelikler nelerdir? Ve yine anlamalıyız ki; hayaller ve masallarla gönlümüzü doldururken nasıl oluyor da hayata mânâlar kazandırdığımızı söyleyebiliyoruz, nasıl?!.
Bu yazının devamı
180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
Toplumsal eleştiriyi, ilkeleri hedef alan sosyal, siyasal hareketler bireylere nasıl ve hangi yollarla kimlikler giydirmeye çalışmaktadır? Bu kimlikler bazı kesimlerin dışlanması veya önemsenmemesi şeklinde oluşmuyor mu? Tikel bir kimlikle bugünü, geçmişi açıklamak ne kadar doğrudur?
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Silinmemiş Bir Hayâl’in Adı: Bektaş
Kendi nefsimize karşı pek koruyucu olan duyarlılığımızla, hayata dair bütün evrensel değerleri yalnızca kendimize yakıştırıp topladığımız ve bizim dışımızda elle tutulur hiçbir gerçeğin olmadığı kanaatini taşıyan tasavvurlarımızla acaba bizler, gerçekte Kur’an rûhunun beslediği islâmî bir hayatın ne kadar içindeyiz? Zira bugün Müslümanların yaşama biçimlerini besleyen algılama tarzlarına dikkat ettiğinizde, onların gerçek bir hayatı değil, kırık dökük ve parçalanmış şahsiyetlerini rahatlatacak düzenleri aradıklarını görürsünüz. Öyle ya! Kimsenin kimseyi kendisine denk görmediği ve herkesin kendisinde, kaypakça itiraz yolları arasa bile aslında mükemmellik vehmettiği bir platoda bireyin ortaya koyduğu kanaatler eğer uğursuz bir düş’ün yorumu değilse, ne olduğunu gerçekten anlamak zorundayız. Anlamak zorundayız, zira müslüman’ın bu hâlinde gerçekler önünde hîleli düşen ve biraz da lekeli görünen tarafı öne çıkmaktadır. Çünkü hangi tarafa baksanız, hepsi soylu bir îmanın, asaletin, cesaretin ve kulluk bilincinin kılavuzluğunu yapan içi boş sahte kalabalıklarla dolu. İşte bu yüzden anlamalıyız, bizler neredeyiz ve islami objeler nerededir? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; gıybetten, sû-i zanna ve riya’nın her türlü vecîzesine ayak uydurabilen kalabalıklar kendilerini nasıl bir ruh hâletiyle islamî temizliğin içinde görmektedirler? Ve işte yine bu yüzden anlamalıyız; bomboş ve ülküsüz yaşayıp dururken bize kudret hissini veren sahtelikler nelerdir? Ve yine anlamalıyız ki; hayaller ve masallarla gönlümüzü doldururken nasıl oluyor da hayata mânâlar kazandırdığımızı söyleyebiliyoruz, nasıl?!.
Bu yazının devamı 180. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Müslümanların Düşünce Ve Fikir Üretmedeki Kısırlığının Nedenleri Ve Yeni Bir Müslüman Fikriyatın İmkânı Meselesi
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
Seküler Dünyada Müslüman Kimliğiyle Kalabilmek
Toplumsal eleştiriyi, ilkeleri hedef alan sosyal, siyasal hareketler bireylere nasıl ve hangi yollarla kimlikler giydirmeye çalışmaktadır? Bu kimlikler bazı kesimlerin dışlanması veya önemsenmemesi şeklinde oluşmuyor mu? Tikel bir kimlikle bugünü, geçmişi açıklamak ne kadar doğrudur?
Tıbbi Epistemolojinin Teolojik ‘Acı’dan Kopuşu ve Bedensel ‘Ağrı’nın Sekülerleşmesi
Tıp üzerine yapılan çalışmalar genelde meslekten tıpçı araştırmacılar tarafından yapılagelmiştir. Bir alanda uzman kişilerin kendi alanları üzerine araştırmalarda bulunması, metinler kaleme alması ve söylemsel bir alan oluşturmasından daha doğal ne olabilir ki!
İnsanın Terkedilişi: Dijital ve Siber Bedenler
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Dreyfüs, Herzl Ve Bizim Çelebiler
Bu kısa yazımızda istiyorum ki, bizi bugünlere taşıyan tarihi oluşumlar, içlerinde sakladıkları kimliklerle birlikte tıpkı birer zafer armadası gibi gözümüzün önünden birer birer geçsinler ve bizler de onları hayatımızın yaşanmış en gerçek öyküleri olarak seyredelim.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.