Kavramsal kökenini 5. yüzyılda Hristiyanlığın Roma/Pagan inancından farklı olduğunu ifade etmek ve Roma/Pagan inancı ile zamanla birleşen, temas eden, iç içe geçen kavramları, kurumları, anlamları koparmak anlamında kullanılan, Latince modernus kelimesinden türeyen modernizm, tarih boyunca “kopuş, eskiden yeniye geçiş, eskiden farklı oluş” gibi anlamları içerisinde ihtiva etmiştir. Tarihsel süreç olarak 15. yüzyılda bugünkü İtalya sınırlarında başlayan Reform ve Rönesans hareketlerinin zamanla Kara Avrupası’nın ruhuna katmış olduğu değişim ivmesi, hayatın bütün alanlarına “yeniden şekil verme ve yeniden doğma” olarak sirayet etmeye başlamıştır. Sanat, edebiyat başta olmak üzere din, kültür ve hayatı dizayn eden ne kadar sosyal, siyasal, ekonomik alan varsa yeniden şekillendirilmesi gerektiğine duyulan inanç, doğmuş olanı yeniden yeni bir dünyaya doğurtma çabasına dönüşmüştür. Aydınlanma ile bu süreç kemale ermiş ve modernizm tastamam olmuştur.
“Seküler sosyal ilaçlardaki sıkıntı, uygulandıkça hastayı daha da hasta etmesidir. Batı’da bugün bunu ifade etmek, yani yeni aristokrasilerin bize parlak ve özgürleştirici bir ütopya getirmek şöyle dursun, sosyal hastalıklarımızı daha da kötüleştirdiğini söylemek, küfür kabul edilmektedir.”
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş,
Bizim tetkiklerimiz, araştırmalarımız da tenkide tabi tutulmadan geçilmesin. Bu konuda dikkatli bulunmaya çalıştığımız hâlde, farkında olmadan hata yaptığımızı görüp anlarsak, onları kendimiz bile hoş görmüyoruz ve hoş görülmeyerek ikazlar yapılmasını –Allah rızası için- bekliyoruz.
İncelemelerimizdeki doğrular, yücelerden yüce bulunan El-Âlim’dendir. O’nun sevgili Resûlü’nün bereketli tebliğlerindendir. Bilmeyerek yaptığımız hatalar, anlamayarak düştüğümüz yanlışlar, farkına varmadığımız bütün aksamalar, görülürse, onlar bize aittir, kabul edilmemesi, reddedilmesi gerekir.
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Modernizme İtirazdan Hakikatin Yıkılışına Post-modernizm
İnsanı insan yapan insandır.
Nazım Hikmet
Müzik değişince dans da değişir.
Takeshi Kitano
Gelenekselden Modernizme
Kavramsal kökenini 5. yüzyılda Hristiyanlığın Roma/Pagan inancından farklı olduğunu ifade etmek ve Roma/Pagan inancı ile zamanla birleşen, temas eden, iç içe geçen kavramları, kurumları, anlamları koparmak anlamında kullanılan, Latince modernus kelimesinden türeyen modernizm, tarih boyunca “kopuş, eskiden yeniye geçiş, eskiden farklı oluş” gibi anlamları içerisinde ihtiva etmiştir. Tarihsel süreç olarak 15. yüzyılda bugünkü İtalya sınırlarında başlayan Reform ve Rönesans hareketlerinin zamanla Kara Avrupası’nın ruhuna katmış olduğu değişim ivmesi, hayatın bütün alanlarına “yeniden şekil verme ve yeniden doğma” olarak sirayet etmeye başlamıştır. Sanat, edebiyat başta olmak üzere din, kültür ve hayatı dizayn eden ne kadar sosyal, siyasal, ekonomik alan varsa yeniden şekillendirilmesi gerektiğine duyulan inanç, doğmuş olanı yeniden yeni bir dünyaya doğurtma çabasına dönüşmüştür. Aydınlanma ile bu süreç kemale ermiş ve modernizm tastamam olmuştur.
Bu yazının devamı 181. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
181. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Gelecekte Aile ve Alternatif Partner Modelleri
“Seküler sosyal ilaçlardaki sıkıntı, uygulandıkça hastayı daha da hasta etmesidir. Batı’da bugün bunu ifade etmek, yani yeni aristokrasilerin bize parlak ve özgürleştirici bir ütopya getirmek şöyle dursun, sosyal hastalıklarımızı daha da kötüleştirdiğini söylemek, küfür kabul edilmektedir.”
Gazze ya da Acının Onmaz Hali
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
“İnsan Topluluğu”ndan “Refah Kitlesi”ne
İşin gerçeği dünden bugüne toplumların (ve hatta fertlerin) kendilerine has özelliklerinin bulunduğu üzerinde durulagelmiştir. Katı-yumuşak, sevecen-öfkeli, güler yüzlü-asık suratlı, çalışkan- tembel, gibi farklı özellikler tespit edilmiş,
M. Said Çekmegil’in Diyalektik Yöntemi ve Eleştiri Ahlâkı
Bizim tetkiklerimiz, araştırmalarımız da tenkide tabi tutulmadan geçilmesin. Bu konuda dikkatli bulunmaya çalıştığımız hâlde, farkında olmadan hata yaptığımızı görüp anlarsak, onları kendimiz bile hoş görmüyoruz ve hoş görülmeyerek ikazlar yapılmasını –Allah rızası için- bekliyoruz.
İncelemelerimizdeki doğrular, yücelerden yüce bulunan El-Âlim’dendir. O’nun sevgili Resûlü’nün bereketli tebliğlerindendir. Bilmeyerek yaptığımız hatalar, anlamayarak düştüğümüz yanlışlar, farkına varmadığımız bütün aksamalar, görülürse, onlar bize aittir, kabul edilmemesi, reddedilmesi gerekir.
Yabancılarla Dolu Bir Dünyada Zenofobi ve Birlikte Yaşamının İmkânı Üzerine
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Alışverişe devam et