Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor. Bu yönüyle bakınca her insan teki bir yazardır, kendi kitabının yazarı. Kimileri de hayat ağacına eklenen sayfaların dilini çözmeye, dikkatlerimizi ona çekmeye gayret ediyor. Hikâyelerin peşine düşen ve “Kıyametin koptuğunu görsem dahi, söyleyecek bir cümlem varsa onu yazmak isterim.” diyen Akif Hasan Kaya ile son öykü kitabı “Serçe Risalesi”ni konuştuk. Hikâyenin hikâyesine biraz daha yaklaşmaya, kuşatma toplumundaki insanın soluk alış verişlerine kulağımızı az daha uzatmaya çalıştık.
Soruları hazırlamadan evvel, önceki söyleşilerinizi de okudum. İnsanlığın ortak acılarının ve meselelerinin, metinlerinizde çokça yer alması hemen herkesin dikkatini çekiyor. Serçe Risalesi’nde de bu izleği takip etmek mümkün. Bu durumla ilgili neler söylersiniz?
Evvelemirde, edebiyat insandaki değişmeyeni anlatır. Dolayısıyla her metinde insana dair hâller vardır. Hüznü, sevinci, acıları, kederi, mutluluğu, vs. Sizin sorunuzla kastettiğiniz büyük göçler, yıkımlar ve savaşlar sanırım. Daha önce de bu yönde sorular gelince kitaplarımı önüme koymuş ve bu gözle bir inceleme yapmıştım. Aslında sorduğunuz anlamdaki temaya sahip öykülerim, toplamdaki öykülerim içinde çok fazla bir yer tutmuyor. Ama az sayıdaki bu metinlerin taşıdığı acı diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Böylece dikkat çekiyor. Elbette doğrudur. Aynı izlekten okumak mümkün ama bu dikkati gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar. Ardı arkası kesilmeyen etkinlikler özellikle sosyal medyada adeta bir yarışa dönüştü. Bulunan bu çözüm yolu ilk başlarda ebeveyni ve çocuğu meşgul etse de bir süre sonra etkinliklere boğulan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Süre uzadıkça ebeveynler de bunun ne kadar sürdürülebilir bir çözüm yolu olduğu konusunda tereddüt etmeye başladılar. Biraz daha sakinleşip durumu kabullendikten sonra, bu kadar etkinliğin aslında işleri daha da zorlaştırabileceğini farkettiler.
Cabbar ve kahhar olan bir ülkenin, zalim bir topluluğun ürünlerini, siyasetini boykot etmek bence insani olarak da İslami olarak da son derece erdemli ve değerli bir tutum. Ama burada boykotun düzeyinin böyle Starbucks kahve zinciri veya başka bir market üzerinden sürdürülmesi çok yüzeysel ve basit kalıyor. Cenab Şahabettin’in Tiryaki Sözleri’nde kullandığı bir ifade var; Derken avam her şeyin gürültülüsünü sever düğünün de ibadetin de yani hemen yanı başımızdaki bir mağazaya saldırarak, sadece onun ürünlerini boykot ederek gerçek anlamda global Yahudi şerrine mâni olabilir misiniz? Yani ortalama bir vatandaş Starbucks’tan kahve içmeyerek bu eylemi yürütebilir barışçıl bir şekilde. Ama öte yandan İsrail’le fiilen ticaret yapan, dünya kadar para kazanan hatta belki tek işi bu olan insanlarla hiçbir şekilde temasa geçilmeden, onlar ikna edilmeden, onlar bu sürece dâhil edilmeden, ortalama bir insanın psikolojisi üzerinden boykot yürütmeyi ben çok makûl görmüyorum. Bu da iç siyasete, vitrinlere oynamak gibi geliyor. Hani kaba bir tabir kullanılır; Starbucks mücahitleri şeklinde. Bu arada İslâm ülkeleri bu konuda samimi iseler Starbucks dışında kendi ülkelerinin İsrail’le, Yahudilerle iş yapan firmalarını teker teker ifşa etsinler ve o ürünler konusunda aynı duyarlılığı göstersinler
“Renk, ırk, cins, dil, din, statü/hür köle ayrımı gözetmeksizin, bütün insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler. Üstünlük, sadece Allah’a karşı gelmeme ve kulluk bilincini yaşama üstünlüğündedir. Batı da Allah’ın kontrolü altında, Allah bilinci ile bir insana hizmet etme düşüncesi yoktur. Allah’ın rızasını hoşnutluğunu hedef alan insana hizmet sadece İslâm’dadır.” Ömrünü Kuranı anlamaya ve yaşamaya adayan muhterem …
Çocuk edebiyatının mahiyeti, değer üretimi, tarihi seyri,yazarlığı, çizerliği, eğitim ve öğretimi bunlarla beraber çocuk kitapları yayıncılığı, editörlüğü ve daha birçok alan araştırma ve incelenmeye değer konular olsa da çocuk edebiyatının merkezinde çocuklar vardır.
Bu sebeple yazarımız Mustafa Ökkeş Evren, Nida’nın özel sayısı için çocuk edebiyatının başkahramanı çocuklarla “kitaba” ve “okumaya” dair söyleşi gerçekleştirdi.
Bakışlarımızı Şeriat’ın hem tarihsel hem de çağdaş olan üç yönü üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum. Tarihsel ve çağdaş derken kastettiğim şey, Şeriat’ı kendi iyiliği için çalışmanın sözde içsel değerine ek olarak, tabii eğer bu mümkünse, size karşı dürüst olmak gerekirse, içsel ilgiye inanmıyorum. İnsanların bir şeye ilgi duymasının ardında her zaman bir şeyler vardır.
Akif Hasan Kaya İle “Serçe Risalesi” Üzerine Söyleşi
Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor. Bu yönüyle bakınca her insan teki bir yazardır, kendi kitabının yazarı. Kimileri de hayat ağacına eklenen sayfaların dilini çözmeye, dikkatlerimizi ona çekmeye gayret ediyor. Hikâyelerin peşine düşen ve “Kıyametin koptuğunu görsem dahi, söyleyecek bir cümlem varsa onu yazmak isterim.” diyen Akif Hasan Kaya ile son öykü kitabı “Serçe Risalesi”ni konuştuk. Hikâyenin hikâyesine biraz daha yaklaşmaya, kuşatma toplumundaki insanın soluk alış verişlerine kulağımızı az daha uzatmaya çalıştık.
Soruları hazırlamadan evvel, önceki söyleşilerinizi de okudum. İnsanlığın ortak acılarının ve meselelerinin, metinlerinizde çokça yer alması hemen herkesin dikkatini çekiyor. Serçe Risalesi’nde de bu izleği takip etmek mümkün. Bu durumla ilgili neler söylersiniz?
Evvelemirde, edebiyat insandaki değişmeyeni anlatır. Dolayısıyla her metinde insana dair hâller vardır. Hüznü, sevinci, acıları, kederi, mutluluğu, vs. Sizin sorunuzla kastettiğiniz büyük göçler, yıkımlar ve savaşlar sanırım. Daha önce de bu yönde sorular gelince kitaplarımı önüme koymuş ve bu gözle bir inceleme yapmıştım. Aslında sorduğunuz anlamdaki temaya sahip öykülerim, toplamdaki öykülerim içinde çok fazla bir yer tutmuyor. Ama az sayıdaki bu metinlerin taşıdığı acı diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Böylece dikkat çekiyor. Elbette doğrudur. Aynı izlekten okumak mümkün ama bu dikkati gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
204. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Ayşe Pehlivan ile “Çocuklarla İletişim Kurmanın Yolları” Üzerine Konuştuk….
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar. Ardı arkası kesilmeyen etkinlikler özellikle sosyal medyada adeta bir yarışa dönüştü. Bulunan bu çözüm yolu ilk başlarda ebeveyni ve çocuğu meşgul etse de bir süre sonra etkinliklere boğulan çocukların ilgisi dağılmaya başladı. Süre uzadıkça ebeveynler de bunun ne kadar sürdürülebilir bir çözüm yolu olduğu konusunda tereddüt etmeye başladılar. Biraz daha sakinleşip durumu kabullendikten sonra, bu kadar etkinliğin aslında işleri daha da zorlaştırabileceğini farkettiler.
Mehmet Çelenk İle Filistin Üzerine; Ameli Boyutu Olmayan Siyaset
Cabbar ve kahhar olan bir ülkenin, zalim bir topluluğun ürünlerini, siyasetini boykot etmek bence insani olarak da İslami olarak da son derece erdemli ve değerli bir tutum. Ama burada boykotun düzeyinin böyle Starbucks kahve zinciri veya başka bir market üzerinden sürdürülmesi çok yüzeysel ve basit kalıyor. Cenab Şahabettin’in Tiryaki Sözleri’nde kullandığı bir ifade var; Derken avam her şeyin gürültülüsünü sever düğünün de ibadetin de yani hemen yanı başımızdaki bir mağazaya saldırarak, sadece onun ürünlerini boykot ederek gerçek anlamda global Yahudi şerrine mâni olabilir misiniz? Yani ortalama bir vatandaş Starbucks’tan kahve içmeyerek bu eylemi yürütebilir barışçıl bir şekilde. Ama öte yandan İsrail’le fiilen ticaret yapan, dünya kadar para kazanan hatta belki tek işi bu olan insanlarla hiçbir şekilde temasa geçilmeden, onlar ikna edilmeden, onlar bu sürece dâhil edilmeden, ortalama bir insanın psikolojisi üzerinden boykot yürütmeyi ben çok makûl görmüyorum. Bu da iç siyasete, vitrinlere oynamak gibi geliyor. Hani kaba bir tabir kullanılır; Starbucks mücahitleri şeklinde. Bu arada İslâm ülkeleri bu konuda samimi iseler Starbucks dışında kendi ülkelerinin İsrail’le, Yahudilerle iş yapan firmalarını teker teker ifşa etsinler ve o ürünler konusunda aynı duyarlılığı göstersinler
Mücadele için, İlim, Hikmet ve Tefekkür Gerekir
“Renk, ırk, cins, dil, din, statü/hür köle ayrımı gözetmeksizin, bütün insanlar tarağın dişleri gibi eşittirler. Üstünlük, sadece Allah’a karşı gelmeme ve kulluk bilincini yaşama üstünlüğündedir. Batı da Allah’ın kontrolü altında, Allah bilinci ile bir insana hizmet etme düşüncesi yoktur. Allah’ın rızasını hoşnutluğunu hedef alan insana hizmet sadece İslâm’dadır.” Ömrünü Kuranı anlamaya ve yaşamaya adayan muhterem …
Çocuk Edebiyatının Başkahramanı Çocuklarla “Kitaba” ve “Okumaya” Dair Söyleşiler
Çocuk edebiyatının mahiyeti, değer üretimi, tarihi seyri,yazarlığı, çizerliği, eğitim ve öğretimi bunlarla beraber çocuk kitapları yayıncılığı, editörlüğü ve daha birçok alan araştırma ve incelenmeye değer konular olsa da çocuk edebiyatının merkezinde çocuklar vardır.
Bu sebeple yazarımız Mustafa Ökkeş Evren, Nida’nın özel sayısı için çocuk edebiyatının başkahramanı çocuklarla “kitaba” ve “okumaya” dair söyleşi gerçekleştirdi.
Fıkıh (Şeriat), Ahlâk ve Epistemoloji
Bakışlarımızı Şeriat’ın hem tarihsel hem de çağdaş olan üç yönü üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum. Tarihsel ve çağdaş derken kastettiğim şey, Şeriat’ı kendi iyiliği için çalışmanın sözde içsel değerine ek olarak, tabii eğer bu mümkünse, size karşı dürüst olmak gerekirse, içsel ilgiye inanmıyorum. İnsanların bir şeye ilgi duymasının ardında her zaman bir şeyler vardır.
Alışverişe devam et