Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler. Bu filmlerle birlikte o yönetmenin sinemasına dahil olur, anlamaya başlar ve bazı tahminler yürütürüz. Hele ki bu kişinin şiire ve edebiyata aşina biri olduğunu bildiğimizde, dahası onun “şiirsel sinema”yı andıran sinematografisini temaşa eylediğimizde bambaşka pencereler açılır önümüze. Faysal Soysal ile ilk sinema deneyimini, sinemaya yönelmesindeki nedenleri konuşup filmlerinde edebiyat ve şiir bağlantısının önemine eğildik. Görüşme sadece bunlarla sınırlı olmadı, Türkiye’de sinemanın edebiyat ve şiirle hemhal olma durumunu da mütalaa ettik. Sanatın ideolojiden ve öğüt vermekten uzak olduğunu ortaya koyan Soysal, Rus yönetmen Tarkovski’nin de eserinde[1] zikrettiği üzere “Bir sanat olarak sinema; sanatsal imgelerle mantıksal bir kavrayışın karşısında fikrin, düşüncenin ötesine geçen şiirsel bir öz taşımalıdır.”[2] vurgusunu hatırlatır bizlere. Bu şiirsel özü, Soysal’ın ilk filmlerinden Üç Yol filmine değin fark edebilmek mümkün. Yönetmen de bu kavrayışla, şiir ve edebiyatın sinema için ne kadar önemli olduğunu hatırlatır. “Söz ve semboller yerine imge/görüntü ile şiirsel olanı yansıtmak; katı neden-sonuç ilişkilerinden ve gerekçelerden arınmış bir sanata dayanıp güçlü anlatım yollarını bulmak” sözü, Soysal’ın sinemasını anlamak için aktarılması gereken bir alıntıdır.
Bu yazının devamı
205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Bir davası vardır Hakan’ın. Uğruna ölünecek, öldürülecek, kutsal ve nihayetinde cehennemi yaşayan dünyada cenneti inşa edecek bir dava: ‘Bir dava vardı. Baştan aşağı tarumar edilmiş bir coğrafyanın gözü yaşlı çocuklarının hıçkırıkları uğuldardı kulaklarımızda.”
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar.
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
Enformatik gelişmelerin sürekli ivme kazandığı, kabaca bir tasvirle haberleşme ve bilgi ağının zirvede olduğu atmosferi soluyoruz hep beraber. Yazılı materyallerin yanında dijital diye adlandırdığımız devasa bir bilgi yığını/arşivi de şimdiden oluşmuş durumda.
Beraberlikerimizi zedeleyen bencilliklerimizdir, cümlesinin altını ısrarla çizmiştim. Kitabın ismi Ağabeyime Mektuplar’dı. Ancak mektuplara muhattap olmak için illa ağabey olmaya gerek yoktu. Bahsedilenler çoğumuzun ahvaliydi.
Şiir ve Edebiyatın İzinde Sinemayı Anlamak
Söyleşi: Yunus Namaz
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler. Bu filmlerle birlikte o yönetmenin sinemasına dahil olur, anlamaya başlar ve bazı tahminler yürütürüz. Hele ki bu kişinin şiire ve edebiyata aşina biri olduğunu bildiğimizde, dahası onun “şiirsel sinema”yı andıran sinematografisini temaşa eylediğimizde bambaşka pencereler açılır önümüze. Faysal Soysal ile ilk sinema deneyimini, sinemaya yönelmesindeki nedenleri konuşup filmlerinde edebiyat ve şiir bağlantısının önemine eğildik. Görüşme sadece bunlarla sınırlı olmadı, Türkiye’de sinemanın edebiyat ve şiirle hemhal olma durumunu da mütalaa ettik. Sanatın ideolojiden ve öğüt vermekten uzak olduğunu ortaya koyan Soysal, Rus yönetmen Tarkovski’nin de eserinde[1] zikrettiği üzere “Bir sanat olarak sinema; sanatsal imgelerle mantıksal bir kavrayışın karşısında fikrin, düşüncenin ötesine geçen şiirsel bir öz taşımalıdır.”[2] vurgusunu hatırlatır bizlere. Bu şiirsel özü, Soysal’ın ilk filmlerinden Üç Yol filmine değin fark edebilmek mümkün. Yönetmen de bu kavrayışla, şiir ve edebiyatın sinema için ne kadar önemli olduğunu hatırlatır. “Söz ve semboller yerine imge/görüntü ile şiirsel olanı yansıtmak; katı neden-sonuç ilişkilerinden ve gerekçelerden arınmış bir sanata dayanıp güçlü anlatım yollarını bulmak” sözü, Soysal’ın sinemasını anlamak için aktarılması gereken bir alıntıdır.
Bu yazının devamı 205. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
“Sarsıntı” Adlı Romanı Üzerine
“Bir davası vardır Hakan’ın. Uğruna ölünecek, öldürülecek, kutsal ve nihayetinde cehennemi yaşayan dünyada cenneti inşa edecek bir dava: ‘Bir dava vardı. Baştan aşağı tarumar edilmiş bir coğrafyanın gözü yaşlı çocuklarının hıçkırıkları uğuldardı kulaklarımızda.”
“Çocuklarla İletişim Kurmanın Yolları” Üzerine
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar.
Çelişkiler Çağı: Doğrularımız, İlkelerimiz, Öğretilerimiz Kurguladığımız veya Alışageldiğimiz Hayatımız
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
“Nuri Pakdil’in Vefâtı Üzerine”
Enformatik gelişmelerin sürekli ivme kazandığı, kabaca bir tasvirle haberleşme ve bilgi ağının zirvede olduğu atmosferi soluyoruz hep beraber. Yazılı materyallerin yanında dijital diye adlandırdığımız devasa bir bilgi yığını/arşivi de şimdiden oluşmuş durumda.
“Taşranın Direnci, Şehrin Bilinci ” Metin Önal Mengüşoğlu Kitabı Üzerine
Beraberlikerimizi zedeleyen bencilliklerimizdir, cümlesinin altını ısrarla çizmiştim. Kitabın ismi Ağabeyime Mektuplar’dı. Ancak mektuplara muhattap olmak için illa ağabey olmaya gerek yoktu. Bahsedilenler çoğumuzun ahvaliydi.
Alışverişe devam et