“Biz, kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihni kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslam uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.”
İSMET ÖZEL
Öncelikle İslami hareket veya İslami dâvâcılık kavramlarının yetersizliği ve belirsizliği konusunda akla gelen itirazların haklı olduğunu itiraf etmeliyim. Fakat Müslüman her ferdin dinini öğrenmesi, tebliğ etmesi ve savunması adına yapılan ve çaba sarf edilen bütün organizasyon, topluluk, bireysel çalışma, niyet ve ülküyü ifade edebilmek için kullanılabilecek kavramların kısıtlılığı malumdur. Ve özellikle İslamcılık kavramını kullanmadık zira amacımız İslamcılığın neliği ve tanımı üzerinde bir tartışma yapmak/üretmek değil. Yazımızda bu iki kavramı kullanmaktaki amacımız Müslümanım diyen bütün kesimleri ve İslam’a taalluk eden bütün fraksiyonları kastettiğimiz bir çerçeve oluşturmaktır. Bu mülahazaların belirli bir grup veya akım üzerine yapılmadığını açıkça ifade etmiş olmak isteriz.
Bu yazının devamı
188. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kurduğunuz sistemin içinde kontrolü elden kaybederseniz yok olmaya mahkumsunuzdur. Devasa bir sistemin küçük dişlilerinden olarak, büyüklük rolüne soyunursanız da yok olmaya mahkum olursunuz. Gelişiminizi tamamlamadan, kendinizi olanın üzerinde görmek hem kendinizi hem de etrafınızdakileri felakete sürekler. Bunun farkına da varamazsınız. Farkındalık, ancak; felaketin size isabet etmesinden sonra gerçekleşir
Her ölüm bir imtihan çıkışını hatırlatır bana.“İmtihanı bitti, imtihandan çıktı” derim o kişi için hüzünlenerek. Vakit dolmuştur. İmtihan kağıdını teslim etmiştir. Geri dönüşü yoktur bir daha. Yanlış yaptığını anlar, ama faydası yoktur, düzeltemez. Yarını yoktur artık onun. Hayalleri bitmiştir.
Geçimsizlik… İlk bakışta akla olumsuz şeyler getiren bu kelime, saklı kalmış bir mücevherdir aslında. Ama bu mücevherin de tıpkı diğer mücevherat gibi ağırlık ve değer bakımından ucuzu vardır, pahalısı vardır. Buna rağmen bizim aklımıza ucuz olanı gelir çoğu zaman. Tıpkı yalnızlık gibi… Yalnızlık da tıpkı geçimsizlik gibi iki türlüdür ve akla hep ucuz olanı gelir. Bu iki yalnızlıktan birinde yalnız kalmak kişinin kendi seçimi değildir, kişi bunu istemese de yalnız kalmıştır. Buna “yalnız kalmak” denir ve cebrî bir tarafı vardır.
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Çağlar çağları aştı. Çağlar hep sonsuzlukla yarıştı. İnsan hep daha iyi, daha rahat ve daha gamsız olabilmenin ardına düştü. Medeniyet basamaklarını üçer beşer tırmanırken garibanın, mazlumun elinden tutmak aklına bile gelmedi. Çünkü acelesi vardı “Modern İnsanın.”
Bir Heves Olarak İslami Hareket Veya İslami Dâvâcılık
“Biz, kendi hayatımızı değerli kılacağız, her birimiz zihni kapasitelerimiz açısından, geliştirdiğimiz yeteneklerimiz bakımından birer hazine olmaya yöneleceğiz. Öyle ki, bir gün canımızı İslam uğruna vermemiz gerektiğinde Allah için hazineler feda edebilelim, ölmeyi göze alışımız basit hazlardan, basit tatmin vasıtalarından vazgeçmemiz anlamına gelmesin. Batarsak güneşler olarak batabilelim.”
İSMET ÖZEL
Öncelikle İslami hareket veya İslami dâvâcılık kavramlarının yetersizliği ve belirsizliği konusunda akla gelen itirazların haklı olduğunu itiraf etmeliyim. Fakat Müslüman her ferdin dinini öğrenmesi, tebliğ etmesi ve savunması adına yapılan ve çaba sarf edilen bütün organizasyon, topluluk, bireysel çalışma, niyet ve ülküyü ifade edebilmek için kullanılabilecek kavramların kısıtlılığı malumdur. Ve özellikle İslamcılık kavramını kullanmadık zira amacımız İslamcılığın neliği ve tanımı üzerinde bir tartışma yapmak/üretmek değil. Yazımızda bu iki kavramı kullanmaktaki amacımız Müslümanım diyen bütün kesimleri ve İslam’a taalluk eden bütün fraksiyonları kastettiğimiz bir çerçeve oluşturmaktır. Bu mülahazaların belirli bir grup veya akım üzerine yapılmadığını açıkça ifade etmiş olmak isteriz.
Bu yazının devamı 188. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kurtlukta Düşeni Yemek Kanundur
Kurduğunuz sistemin içinde kontrolü elden kaybederseniz yok olmaya mahkumsunuzdur. Devasa bir sistemin küçük dişlilerinden olarak, büyüklük rolüne soyunursanız da yok olmaya mahkum olursunuz. Gelişiminizi tamamlamadan, kendinizi olanın üzerinde görmek hem kendinizi hem de etrafınızdakileri felakete sürekler. Bunun farkına da varamazsınız. Farkındalık, ancak; felaketin size isabet etmesinden sonra gerçekleşir
İmtihandan Çıkış
Her ölüm bir imtihan çıkışını hatırlatır bana.“İmtihanı bitti, imtihandan çıktı” derim o kişi için hüzünlenerek. Vakit dolmuştur. İmtihan kağıdını teslim etmiştir. Geri dönüşü yoktur bir daha. Yanlış yaptığını anlar, ama faydası yoktur, düzeltemez. Yarını yoktur artık onun. Hayalleri bitmiştir.
Geçimsiz Çöl Sessizliği
Geçimsizlik… İlk bakışta akla olumsuz şeyler getiren bu kelime, saklı kalmış bir mücevherdir aslında. Ama bu mücevherin de tıpkı diğer mücevherat gibi ağırlık ve değer bakımından ucuzu vardır, pahalısı vardır. Buna rağmen bizim aklımıza ucuz olanı gelir çoğu zaman. Tıpkı yalnızlık gibi… Yalnızlık da tıpkı geçimsizlik gibi iki türlüdür ve akla hep ucuz olanı gelir. Bu iki yalnızlıktan birinde yalnız kalmak kişinin kendi seçimi değildir, kişi bunu istemese de yalnız kalmıştır. Buna “yalnız kalmak” denir ve cebrî bir tarafı vardır.
Hep Aynı Sıradanlık
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Soru(Yorum)
Çağlar çağları aştı. Çağlar hep sonsuzlukla yarıştı. İnsan hep daha iyi, daha rahat ve daha gamsız olabilmenin ardına düştü. Medeniyet basamaklarını üçer beşer tırmanırken garibanın, mazlumun elinden tutmak aklına bile gelmedi. Çünkü acelesi vardı “Modern İnsanın.”
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.