Aramayı istediğiniz kelimeyi yazıp, Enter ‘a basın
Türkünün Ötesi Neşet Ertaş Üzerine
Dursun Çiçek ile Söyleşi: Selman Cansız
Röportaj: Selma Cansız
Türkü yakmak, türküyle yanmak ve türkü okumak. Bu coğrafya insanın kaderidir türküler. Hüznü, sevinci, yoksulluğu, aşkı ve ölümü türkülerle/türkülerde anlatmıştır Anadolu insanı. Bu sebeple türküleri anlamayan bu coğrafyanın insanını da anlayamaz, anlatamaz. Yunus Emre, Karacaoğlan, Ahi Evran gibi nice halk ozanlarını da anlayamaz. Bu sayıda Sanat Edebiyat sayfalarımızı bu aşıklar ve garipler zincirinin son halkası sayılabilecek halk ozanı kendi deyimiyle garibi Neşet Ertaş’ı biraz da olsa tanımaya ve onun çok sevdiğimiz türkülerini konuşmaya ayırdık. Araştırmacı-Yazar Dursun Çiçek ile Neşet Ertaş’ı ve türkülerini konuştuk. Çiçekdağı’ndan Gönül Dağı’na kısa bir yolculuk yaptık. Siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunarız.
Neşet Ertaş’ın yaşadığı köyde hatta avluda doğduğunuzu söylüyorsunuz. Neşet Ertaş’ın “Türküyü türküyle anlatıyorum” sözünü anımsıyorum. Türkü nedir? Sizin için ne anlam ifade ediyor?
Benim tespitlerime göre 1943-1950 yılı arasında yaşadığı köy benim köyüm: Çiçekdağı’nın İbikli Köyü.
Zalım felek devranını dönderdi
Duttu bizi Çiçekdağı’nın İbikli Köyü’ne gönderdi
Der bir şiirinde. Bu tarihlerde büyük dedem Kuru Sülük’ün odasında kalıyorlar. Anneleri vefat edince 1950 yılında annelerini bizim köyün mezarlığına defnedip köyden ayrılıyorlar. Ben İbikli Köyü’nde 1964 yılında doğdum. Çocukluğum Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş’ın 7 yıl yaşadığı o evin, odanın avlusunda geçti. Hâlâ da köyümüze gittiğimizde onların yaşadığı dedemin odasına gider, babasının ve kendisinin havalandırdığı türküleri anlamaya çalışırım. Duvarları dinlerim kendimce. O odada hangi türkülerin yakıldığını hangi bozlakların bozulandığını hissetmeye çalışırım.
Bu yazının devamı
213. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Yine ideoloji, gerek temayı gerekse olay örgüsünü genellikle hedeflenen amaç doğrultusunda şekillendirir, belli olaylara odaklar. Mesaja/amaca odaklandığı için olayların çeşitliliğini ve akışını sınırlandırmak zorunda kalır.
Şiir ve hikaye, her ikisi de sanat ve edebiyat ırmağını asırlardır sürükleyen iki büyük dalga. Gerek ‘şiirin saçağı’nın gerekse de ‘hikayenin saçağı’nın altına baktığımızda büyük isimleri, büyük özlemleri, büyük dramları, büyük kavgaları vs. görüyoruz.
Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor.
Henüz dünyaya gözlerimizi açar açmaz kendimizi, masallar, hikâyeler ve kıssalarla örülü bir coğrafyada buluyoruz. ‘Hikâyemiz’in farkına henüz varmamış olmak bu gerçeği etkilemiyor. Ancak hikâyemizin ve bizden bağımsız gelişen hikâyelerin farkına varmaya başlayınca kendimizi bambaşka bir evrende buluyoruz.
Türkünün Ötesi Neşet Ertaş Üzerine
Söyleşi: Selman Cansız
Röportaj: Selma Cansız
Türkü yakmak, türküyle yanmak ve türkü okumak. Bu coğrafya insanın kaderidir türküler. Hüznü, sevinci, yoksulluğu, aşkı ve ölümü türkülerle/türkülerde anlatmıştır Anadolu insanı. Bu sebeple türküleri anlamayan bu coğrafyanın insanını da anlayamaz, anlatamaz. Yunus Emre, Karacaoğlan, Ahi Evran gibi nice halk ozanlarını da anlayamaz. Bu sayıda Sanat Edebiyat sayfalarımızı bu aşıklar ve garipler zincirinin son halkası sayılabilecek halk ozanı kendi deyimiyle garibi Neşet Ertaş’ı biraz da olsa tanımaya ve onun çok sevdiğimiz türkülerini konuşmaya ayırdık. Araştırmacı-Yazar Dursun Çiçek ile Neşet Ertaş’ı ve türkülerini konuştuk. Çiçekdağı’ndan Gönül Dağı’na kısa bir yolculuk yaptık. Siz değerli okuyucularımızın istifadesine sunarız.
Neşet Ertaş’ın yaşadığı köyde hatta avluda doğduğunuzu söylüyorsunuz. Neşet Ertaş’ın “Türküyü türküyle anlatıyorum” sözünü anımsıyorum. Türkü nedir? Sizin için ne anlam ifade ediyor?
Benim tespitlerime göre 1943-1950 yılı arasında yaşadığı köy benim köyüm: Çiçekdağı’nın İbikli Köyü.
Zalım felek devranını dönderdi
Duttu bizi Çiçekdağı’nın İbikli Köyü’ne gönderdi
Der bir şiirinde. Bu tarihlerde büyük dedem Kuru Sülük’ün odasında kalıyorlar. Anneleri vefat edince 1950 yılında annelerini bizim köyün mezarlığına defnedip köyden ayrılıyorlar. Ben İbikli Köyü’nde 1964 yılında doğdum. Çocukluğum Muharrem Ertaş ve Neşet Ertaş’ın 7 yıl yaşadığı o evin, odanın avlusunda geçti. Hâlâ da köyümüze gittiğimizde onların yaşadığı dedemin odasına gider, babasının ve kendisinin havalandırdığı türküleri anlamaya çalışırım. Duvarları dinlerim kendimce. O odada hangi türkülerin yakıldığını hangi bozlakların bozulandığını hissetmeye çalışırım.
Bu yazının devamı 213. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kurmacanın İzinden
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Edebiyatta, Romanda İdeolojik Tasvirler ve Çizimler Üzerine
Yine ideoloji, gerek temayı gerekse olay örgüsünü genellikle hedeflenen amaç doğrultusunda şekillendirir, belli olaylara odaklar. Mesaja/amaca odaklandığı için olayların çeşitliliğini ve akışını sınırlandırmak zorunda kalır.
“Acar Süvari Tutuk Arbalet” Üzerine
Şiir ve hikaye, her ikisi de sanat ve edebiyat ırmağını asırlardır sürükleyen iki büyük dalga. Gerek ‘şiirin saçağı’nın gerekse de ‘hikayenin saçağı’nın altına baktığımızda büyük isimleri, büyük özlemleri, büyük dramları, büyük kavgaları vs. görüyoruz.
“Serçe Risalesi” Üzerine
Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor.
“Nim” Romanı Üzerine
Henüz dünyaya gözlerimizi açar açmaz kendimizi, masallar, hikâyeler ve kıssalarla örülü bir coğrafyada buluyoruz. ‘Hikâyemiz’in farkına henüz varmamış olmak bu gerçeği etkilemiyor. Ancak hikâyemizin ve bizden bağımsız gelişen hikâyelerin farkına varmaya başlayınca kendimizi bambaşka bir evrende buluyoruz.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.