Özellikle ebeveynin, çocuğun dünyasına girmekten ziyade çocuğu, cep telefonunun, televizyonun terk etiğini görmek bizi üzüyor. Büyükler çocuklara birşevler öğretme telaşındalarsa alsında onların dünyalarına kendilerini bıraksalar, onlardan öğrenecek o kadar çok şeyleri var ki… Ama ne yazık ki dünyalarına girmek şöyle dursun teknolojinin kucağına atıyoruz onları. Onlarla gülemeden, onlarla ağlamadan, onlarla emekleyip onlarla aynı heyecanları yaşayamadıktan sonra aile, yuva ve ilişkilerimiz nasıl ‘ibadet’ olacak?
Hüseyin Karatay da buna kafa yoranlardan… Biz de birlikte düşünelim dedik:
“‘Çocuklarla bakışlarınız ve dille anlaşırsınız. Diliniz hem çocukların hem sevginizin hem şefkatinizin dili olmalı Canlıların güneşe yönelmesi gibi çocuklar sevgive yönelir. Sevginizle şefkatiniz, çocuğun ihtiyacına verilen doyurucu gıdadır.
Bu yazının devamı
186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar.
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler.
Enformatik gelişmelerin sürekli ivme kazandığı, kabaca bir tasvirle haberleşme ve bilgi ağının zirvede olduğu atmosferi soluyoruz hep beraber. Yazılı materyallerin yanında dijital diye adlandırdığımız devasa bir bilgi yığını/arşivi de şimdiden oluşmuş durumda.
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur.
“Çocukları Keşfetmek” Üzerine
Söyleşi: Asude Ortakaya
Özellikle ebeveynin, çocuğun dünyasına girmekten ziyade çocuğu, cep telefonunun, televizyonun terk etiğini görmek bizi üzüyor. Büyükler çocuklara birşevler öğretme telaşındalarsa alsında onların dünyalarına kendilerini bıraksalar, onlardan öğrenecek o kadar çok şeyleri var ki… Ama ne yazık ki dünyalarına girmek şöyle dursun teknolojinin kucağına atıyoruz onları. Onlarla gülemeden, onlarla ağlamadan, onlarla emekleyip onlarla aynı heyecanları yaşayamadıktan sonra aile, yuva ve ilişkilerimiz nasıl ‘ibadet’ olacak?
Hüseyin Karatay da buna kafa yoranlardan… Biz de birlikte düşünelim dedik:
“‘Çocuklarla bakışlarınız ve dille anlaşırsınız. Diliniz hem çocukların hem sevginizin hem şefkatinizin dili olmalı Canlıların güneşe yönelmesi gibi çocuklar sevgive yönelir. Sevginizle şefkatiniz, çocuğun ihtiyacına verilen doyurucu gıdadır.
Bu yazının devamı 186. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
“Çocuklarla İletişim Kurmanın Yolları” Üzerine
Pandemi sürecinin başladığı ilk dönemlerde, evlere kapandığımız sırada, ebeveynler panik halinde çocuklarını meşgul etmek adına, belki de okulda gün boyu yaptıkları etkinliklerden daha fazlasını evde gerçekleştirmeye çalıştılar.
Şiir ve Edebiyatın İzinde Sinemayı Anlamak
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler.
“Nuri Pakdil’in Vefâtı Üzerine”
Enformatik gelişmelerin sürekli ivme kazandığı, kabaca bir tasvirle haberleşme ve bilgi ağının zirvede olduğu atmosferi soluyoruz hep beraber. Yazılı materyallerin yanında dijital diye adlandırdığımız devasa bir bilgi yığını/arşivi de şimdiden oluşmuş durumda.
Kurmacanın İzinden
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
“İlhami Çiçek” Kitabı Üzerine
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.