Kahramana ait değerler dünyanın ufkundan çekilirken, kazanç dünyasının kavramlarından yeni ve cesur bir dünya imal edildi. Modern insanın doğayı denetleyerek tüm varlığı sömürgeleştirmesi, böylece bir yeryüzü cenneti kurma ideali, kadim dünyanın yegâne iletişim biçimi olan sözü de yerinden etti. Sözün yerini gösteri (göz) etkinliği aldı. Sözün/şiirin, dolaysıyla şairin, belirleyici bir konumda olmamasının nedeni; tehlikeden riske, kahramandan girişimciye, sözden gösteriye uzanan bu tarihî kesitte aranmalı. Artık eğitim, sanat, bilgi ve görgü gibi en temel insani değerler, girişimci kapitalistin rafine usullerle belirlediği enformatik/enrtopik çağa emanettir. Bu enformatik çağ bir yandan insanları kitleselleştirilmiş eğlence kültürüyle oyalarken diğer yandan onların kendilerine ve dünyaya yönelik sahici sorular sormasını engelliyor.
Mustafa Köneçoğlu “Şiiri Geri Çağırmak” isimli kitabında içinde bulunduğumuz çağın portresini böyle çiziyor. Böyle bir zamanda, sözü ve şiiri hakiki manasıyla hayatlarımıza davet etmenin hayati bir önem taşıdığını söylerken varoluşsal bakımdan doğru koordinatları işaretleyebilmek için hayatlarımızı şiire yaklaştırma çağrısında bulunuyor. Mustafa Köneçoğlu ile “Şiiri Geri Çağırmak” kitabı üzerine yaptığımız söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.
Modern şiiri betimlerken sık sık “yaralanmak” metaforu kullanılır, siz de yazılarınızda modern şair ve şiirle yara almak/yaralı olmak arasında bağlantılar kuruyorsunuz. Yaralanma bahsi, modern şiirin bir yazgısı mıdır?
Yine ideoloji, gerek temayı gerekse olay örgüsünü genellikle hedeflenen amaç doğrultusunda şekillendirir, belli olaylara odaklar. Mesaja/amaca odaklandığı için olayların çeşitliliğini ve akışını sınırlandırmak zorunda kalır.
Şiir ve hikaye, her ikisi de sanat ve edebiyat ırmağını asırlardır sürükleyen iki büyük dalga. Gerek ‘şiirin saçağı’nın gerekse de ‘hikayenin saçağı’nın altına baktığımızda büyük isimleri, büyük özlemleri, büyük dramları, büyük kavgaları vs. görüyoruz.
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
Henüz dünyaya gözlerimizi açar açmaz kendimizi, masallar, hikâyeler ve kıssalarla örülü bir coğrafyada buluyoruz. ‘Hikâyemiz’in farkına henüz varmamış olmak bu gerçeği etkilemiyor. Ancak hikâyemizin ve bizden bağımsız gelişen hikâyelerin farkına varmaya başlayınca kendimizi bambaşka bir evrende buluyoruz.
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur.
“Şiiri Yeniden Çağırmak”
Kahramana ait değerler dünyanın ufkundan çekilirken, kazanç dünyasının kavramlarından yeni ve cesur bir dünya imal edildi. Modern insanın doğayı denetleyerek tüm varlığı sömürgeleştirmesi, böylece bir yeryüzü cenneti kurma ideali, kadim dünyanın yegâne iletişim biçimi olan sözü de yerinden etti. Sözün yerini gösteri (göz) etkinliği aldı. Sözün/şiirin, dolaysıyla şairin, belirleyici bir konumda olmamasının nedeni; tehlikeden riske, kahramandan girişimciye, sözden gösteriye uzanan bu tarihî kesitte aranmalı. Artık eğitim, sanat, bilgi ve görgü gibi en temel insani değerler, girişimci kapitalistin rafine usullerle belirlediği enformatik/enrtopik çağa emanettir. Bu enformatik çağ bir yandan insanları kitleselleştirilmiş eğlence kültürüyle oyalarken diğer yandan onların kendilerine ve dünyaya yönelik sahici sorular sormasını engelliyor.
Mustafa Köneçoğlu “Şiiri Geri Çağırmak” isimli kitabında içinde bulunduğumuz çağın portresini böyle çiziyor. Böyle bir zamanda, sözü ve şiiri hakiki manasıyla hayatlarımıza davet etmenin hayati bir önem taşıdığını söylerken varoluşsal bakımdan doğru koordinatları işaretleyebilmek için hayatlarımızı şiire yaklaştırma çağrısında bulunuyor. Mustafa Köneçoğlu ile “Şiiri Geri Çağırmak” kitabı üzerine yaptığımız söyleşiyi istifadenize sunuyoruz.
Modern şiiri betimlerken sık sık “yaralanmak” metaforu kullanılır, siz de yazılarınızda modern şair ve şiirle yara almak/yaralı olmak arasında bağlantılar kuruyorsunuz. Yaralanma bahsi, modern şiirin bir yazgısı mıdır?
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
215. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Edebiyatta, Romanda İdeolojik Tasvirler ve Çizimler Üzerine
Yine ideoloji, gerek temayı gerekse olay örgüsünü genellikle hedeflenen amaç doğrultusunda şekillendirir, belli olaylara odaklar. Mesaja/amaca odaklandığı için olayların çeşitliliğini ve akışını sınırlandırmak zorunda kalır.
“Acar Süvari Tutuk Arbalet” Üzerine
Şiir ve hikaye, her ikisi de sanat ve edebiyat ırmağını asırlardır sürükleyen iki büyük dalga. Gerek ‘şiirin saçağı’nın gerekse de ‘hikayenin saçağı’nın altına baktığımızda büyük isimleri, büyük özlemleri, büyük dramları, büyük kavgaları vs. görüyoruz.
Çelişkiler Çağı: Doğrularımız, İlkelerimiz, Öğretilerimiz Kurguladığımız veya Alışageldiğimiz Hayatımız
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
“Nim” Romanı Üzerine
Henüz dünyaya gözlerimizi açar açmaz kendimizi, masallar, hikâyeler ve kıssalarla örülü bir coğrafyada buluyoruz. ‘Hikâyemiz’in farkına henüz varmamış olmak bu gerçeği etkilemiyor. Ancak hikâyemizin ve bizden bağımsız gelişen hikâyelerin farkına varmaya başlayınca kendimizi bambaşka bir evrende buluyoruz.
“İlhami Çiçek” Kitabı Üzerine
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur.
Alışverişe devam et