Sinemada hayata, hayallere, tahayyüllere ve düşüncelere yolculuğuna çıkan çok sayıda film vardır. Filmler çoğu kez yazılmış, çekilmiş ve kurgulanmış bir eser gibi düşünülmemelidir. İzlendikçe, yeniden gözden geçirildikçe ve bazen filmde kare kare ilerledikçe düşünülmeyeni, ihtimal dahilinde olmayanı akıllara getirmeye başlar. Öteki’nin ne olduğunu, kim olduğunu ve neden orada olduğunu sorguladığımız filmler, izlediğimizi anlamlandırmaya, anlamaya, yorumlamaya davet etmeye devam ediyor, edecek de galiba. Filmlerdeki ötekinin karşısında kurgulanan “biz”, doğal olarak farklı kutuplara atıf yapıyor, bir karşıtlık durumu resmediliyor.
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
11 Eylül olayları sonrasında dünya medyasının odağı El-Kaide’ye ve bu yapı üzerinden İslam coğrafyalarının dört bir yanına çevrilir ve bu coğrafyalardaki yapıların şiddeti besleyen, teröre başvuran yönüne sıklıkla öne çıkarılır.
Zamanın birinde , elinde not defteriyle yollara düşen ve aldığı yollarda kendine yaklaşmanın ümidini taşıyan bir seyyah varmış. Seyyah dediysem ; amaçsız bir gezgin değil kastım. O kendisine yapıştırılan tüm etiketlerden sıyrılıp, dünyayı tanımaya karar veren
Burası dünyaydı geçici yürüyüş alanımız… Yürürken levhalara dikkat edip yolumuzu şaşırmayacaktık. Doğru görüp doğru düşünecektik. Doğru düşünüp doğru yaşayacaktık. Hoşumuza gitse de gitmese de yoldaki işaretleri takip edecektik.
Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde.
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı
New York’ta Beş Minare’de Yükselen Ilımlı-Radikal İslam Sesleri
Sinemada hayata, hayallere, tahayyüllere ve düşüncelere yolculuğuna çıkan çok sayıda film vardır. Filmler çoğu kez yazılmış, çekilmiş ve kurgulanmış bir eser gibi düşünülmemelidir. İzlendikçe, yeniden gözden geçirildikçe ve bazen filmde kare kare ilerledikçe düşünülmeyeni, ihtimal dahilinde olmayanı akıllara getirmeye başlar. Öteki’nin ne olduğunu, kim olduğunu ve neden orada olduğunu sorguladığımız filmler, izlediğimizi anlamlandırmaya, anlamaya, yorumlamaya davet etmeye devam ediyor, edecek de galiba. Filmlerdeki ötekinin karşısında kurgulanan “biz”, doğal olarak farklı kutuplara atıf yapıyor, bir karşıtlık durumu resmediliyor.
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
11 Eylül olayları sonrasında dünya medyasının odağı El-Kaide’ye ve bu yapı üzerinden İslam coğrafyalarının dört bir yanına çevrilir ve bu coğrafyalardaki yapıların şiddeti besleyen, teröre başvuran yönüne sıklıkla öne çıkarılır.
Bu yazının devamı 198. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
198. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Seyyah
Zamanın birinde , elinde not defteriyle yollara düşen ve aldığı yollarda kendine yaklaşmanın ümidini taşıyan bir seyyah varmış. Seyyah dediysem ; amaçsız bir gezgin değil kastım. O kendisine yapıştırılan tüm etiketlerden sıyrılıp, dünyayı tanımaya karar veren
Son Nefes
Burası dünyaydı geçici yürüyüş alanımız… Yürürken levhalara dikkat edip yolumuzu şaşırmayacaktık. Doğru görüp doğru düşünecektik. Doğru düşünüp doğru yaşayacaktık. Hoşumuza gitse de gitmese de yoldaki işaretleri takip edecektik.
Ölümsüzler Köyü
Ölümlü olma düşüncesi tarihin başından beri insanoğlunun peşini bırakmayan açık yarası olmuştur. Babil kahramanı Gılgamış, arkadaşı Enkidu’nun ölümü üzerine şu sözleri söylemiştir: “Yüreğim umutsuzluk içinde.
Çocuk Aklı
Çocuk aklımla, ağaçların yaşlı ama gücü kuvveti yerinde, temiz yüzlü insanlara benzediğini düşünürdüm. Kaybolma korkusuna karşı zihnimin kendi kendine oynadığı bir korunma oyununda ağaçlar güvenli varlıklara dönüşürdü. Sığınma isteğiydi aslında bu.
Sessizlik Öyküleri II
Saatlerce masanın başında durdu, neden sonra sandalyeyi hızlıca çekti ve oturdu. Günlerdir elinden düşürmediği romana baktı. Bir bekleyiş ve umut ediş ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi dedi mırıldanarak. Kitabı eline aldı
Alışverişe devam et