İslam dünyası olarak anılan dünyada, Türkiye’de de, somut olarak görülebileceği üzere, iktidarlar, ulus-devlet ideolojilerini ve yerli-milli-resmi retoriği sistematik bir biçimde tahkim ederek, İslam’ı ikincil plana itiyor, dışlıyor. Milliyetçilikler, mezhepçilikler İslam’dan daha öncelikli hâle getiriliyor. Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor. Çıkar birliktelikleri, iyi-kötü, helal-haram kriterlerini hiç bir şekilde umursamıyor.
İçerisinde bulunduğumuz dönemde, bir fetret süreci içerisinde yaşadığımız için, bütün normlar/ilkeler/ölçütler/değerler aşınıyor, normallikler geçerliliğini yitiriyor, toplumu derin bir erimle/kaygıya sürükleyen anormallikler topluma meydan okuyor, sorumsuzluklar, keyfilikler, politik intikam peşinde koşmak kurumsallaşıyor. Oportünist/popülist ölçütlerin belirleyiciliği derin bir meşruiyet krizine neden olabiliyor. Bu durum bugün içerisinde yaşadığımız toplumda radikal kutuplaşmalara neden oluyor. Milliyetçiliği ve mezhepçiliği İslam’dan çok daha değerli bulan oportünist muhafazakarlık-dindarlık ve siyaset, İslam’ı yerli-milli-resmi çıkarlar doğrultusunda çarpıtarak, eğip bükerek kirletiyor. Böylece evrensel İslami bilgi-bilinç-dünya görüşü yerinden edilmiş bulunuyor. Kültür ve eğitime önem vermeyen, sadece ekonomiyle ilgilenen, oportünist-popülist muhafazakârlık her konuda, her alanda hakikat üzerinde tekel sahibi olduğunu iddia edebiliyor. İktidar çıkarları doğrultusunda, ucuz sansasyon ve iftira kampanyaları yürüten medya, bu yolla kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Ahlâki ve entelektüel alanda derin bir sefaletle karşı karşıya bulunan toplum, İslami bilgi ve bilincin yerinden edilmesini bir sorun olarak görmüyor.
Bu yazının devamı
220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Latince “cultura” sözcüğünden gelen kültür, genel olarak işleme veya toprağı işleme anlamındadır. Etimolojik olarak “tarım” anlamını taşıyan kültür, daha sonra Batı dillerinde “culture” olarak kullanılmıştır. Fonetik bir benzerlikle Türkçeye “kültür” alarak yansımıştır.
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir.
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
İnsanın var oluşundan beri, hayat ile arasındaki ilişkiye binaen gerçek, doğru ve hakikat kavramları onun için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Çünkü insan içine “atıldığı” dünyanın gerçekliğini, bu gerçeklik içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bu nesneler dünyasında hakikat denen bir şey var
Büyük insanlık kalabalığının tarih boyunca boy gösterdiği tutuculuğun en çok sanat olayı bahsinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Yobazlar bazen sanatın herhangi bir dalını kullanarak öteki türlerine ve tiplerine muhalefet ederken bazen de doğrudan doğruya herhangi bir sanat dalını yasaklamaya, karalamaya, kötülemeye çalışarak icraatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tutumun en vahim yanı kanaatimce din kisvesi altında yapılmış olmasıdır; en tehlikeli hali de budur.
En Büyük Kötülükle Uzlaşmak
İslam dünyası olarak anılan dünyada, Türkiye’de de, somut olarak görülebileceği üzere, iktidarlar, ulus-devlet ideolojilerini ve yerli-milli-resmi retoriği sistematik bir biçimde tahkim ederek, İslam’ı ikincil plana itiyor, dışlıyor. Milliyetçilikler, mezhepçilikler İslam’dan daha öncelikli hâle getiriliyor. Aziz İslam varoluşsal önceliğini kaybettiği için, iktidarlar, emperyalistlerle ittifak içerisinde yer almayı tercih ediyor. İslam dünyası ulus-devletleri, varlıklarını, İslami dayanışma yoluyla değil, birbirlerini dışlayarak ve rekabetle sürdürüyor. Sözünü ettiğimiz ulus-devletler, ahlâki birliği değil, çıkarların birliğini esas alan ilişkiler kurmaya çalışıyor. Ahlâki birlik, ötekine karşı sorumlu olmayı gerektirirken; çıkarların birliği, ötekine karşı mutlak sorumsuzluğu öncelikli hâle getiriyor. Çıkar birliktelikleri, iyi-kötü, helal-haram kriterlerini hiç bir şekilde umursamıyor.
İçerisinde bulunduğumuz dönemde, bir fetret süreci içerisinde yaşadığımız için, bütün normlar/ilkeler/ölçütler/değerler aşınıyor, normallikler geçerliliğini yitiriyor, toplumu derin bir erimle/kaygıya sürükleyen anormallikler topluma meydan okuyor, sorumsuzluklar, keyfilikler, politik intikam peşinde koşmak kurumsallaşıyor. Oportünist/popülist ölçütlerin belirleyiciliği derin bir meşruiyet krizine neden olabiliyor. Bu durum bugün içerisinde yaşadığımız toplumda radikal kutuplaşmalara neden oluyor. Milliyetçiliği ve mezhepçiliği İslam’dan çok daha değerli bulan oportünist muhafazakarlık-dindarlık ve siyaset, İslam’ı yerli-milli-resmi çıkarlar doğrultusunda çarpıtarak, eğip bükerek kirletiyor. Böylece evrensel İslami bilgi-bilinç-dünya görüşü yerinden edilmiş bulunuyor. Kültür ve eğitime önem vermeyen, sadece ekonomiyle ilgilenen, oportünist-popülist muhafazakârlık her konuda, her alanda hakikat üzerinde tekel sahibi olduğunu iddia edebiliyor. İktidar çıkarları doğrultusunda, ucuz sansasyon ve iftira kampanyaları yürüten medya, bu yolla kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Ahlâki ve entelektüel alanda derin bir sefaletle karşı karşıya bulunan toplum, İslami bilgi ve bilincin yerinden edilmesini bir sorun olarak görmüyor.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Yemekteyiz: Kendi(liği)mizi Yiyoruz
Latince “cultura” sözcüğünden gelen kültür, genel olarak işleme veya toprağı işleme anlamındadır. Etimolojik olarak “tarım” anlamını taşıyan kültür, daha sonra Batı dillerinde “culture” olarak kullanılmıştır. Fonetik bir benzerlikle Türkçeye “kültür” alarak yansımıştır.
Pragmatik Siyasetten İlkeli Politika Çıkar mı
Pragmatizm, felsefede; uygulayıcılık, uygulamacılık, pragmacılık, fiîliyye, faydacılık, yararcılık, gerçeğe ve eyleme yönelik olan, pratik sonuçlara yönelik düşünme temelleri üzerine kurulmuş olan felsefi akım. William James (1842-1910) tarafından popüler hale getirilmiştir.
Mutluluk ve Ahlâk İlişkisi
Sosyolog Zygmunt Bauman ise mutluluk konusuna oldukça farklı bir noktadan yaklaşır. Ona göre “mutluluk, dertsizlik değil; dertlerle mücadele edebilme gücüdür. Mutluluk, sorunların yokluğu değil, onlarla yüzleşip onları aşabilme cesaretidir. İnsan hayatı hiçbir zaman tamamen huzurlu değildir; ancak anlamlı bir mücadele sürdüğü sürece ‘mutlu bir yaşam’dan söz edilebilir.”
Hakikatin Modernizasyonu
İnsanın var oluşundan beri, hayat ile arasındaki ilişkiye binaen gerçek, doğru ve hakikat kavramları onun için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Çünkü insan içine “atıldığı” dünyanın gerçekliğini, bu gerçeklik içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bu nesneler dünyasında hakikat denen bir şey var
Kaçıncı Sanattır Müzik
Büyük insanlık kalabalığının tarih boyunca boy gösterdiği tutuculuğun en çok sanat olayı bahsinde ortaya çıktığı bilinmektedir. Yobazlar bazen sanatın herhangi bir dalını kullanarak öteki türlerine ve tiplerine muhalefet ederken bazen de doğrudan doğruya herhangi bir sanat dalını yasaklamaya, karalamaya, kötülemeye çalışarak icraatlarını sürdürmüşlerdir. Bu tutumun en vahim yanı kanaatimce din kisvesi altında yapılmış olmasıdır; en tehlikeli hali de budur.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.