“Avrupa kurumsal modernizminin” Avrupa’yı inşa etmesi ile birlikte hükümran bir güç olarak dünyanın geri kalanı ile ilişkiye geçmesi, Batı dışı toplumlar açısından zorunlu bir ilişki biçimi olarak gündeme gelmiştir. Modernizm ile zorunlu bir ilişki biçimi içerisinde bulunmak; yeni dünyayı temsil eden Batı’nın sömürgeci politiğinin ve bu politiğe meşruluk atfeden yeni ahlakının karşısında var olmak ve var kalmak ile yakından ilgili olmuştur. Henüz sömürgeleşmemiş fakat sömürgeleşme tehdidi altındaki devlet ve bağlı siyasal unsurlar, Modern Avrupa tarafından yutulmamak için modernleşme çabalarına girişmişlerdir.
Batı dışı toplumların modernizm ile olan temasları, Batı haricinde bir aydınlanma fikrinin oluşmasını sağlamıştır. Kimlik arayışı, mevcut toplumsalın ve siyasalın eleştirisi, moderne ait siyasal fikir ve yönelimler, temasta olunan modernizmin oluştuğu art alanın çözümlenmesinden doğmuş hareketlenmeler değil, modernizmin sonuçlarından doğmuş hareketlenmelerdir.
Hareketleri çekingen ve nazik, en telaşlı anlarında bile zarif bir tembellik içinde. Onda kaygı nadiren bir fikir halini alır, binde bir de niyet etmeye kadar varır. Sonra tam bir durgunluk ve uyuklama hali. Zaten kitap boyunca da kanepesine uzanmış bedenini, dışarının karmaşasından uzak halini övmekle bitiremez.
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit
Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar.
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar.
İslamcılık İdeolojisinde Devlet, Egemenlik Ve İktidar Olgularının Soykütüğü
“Avrupa kurumsal modernizminin” Avrupa’yı inşa etmesi ile birlikte hükümran bir güç olarak dünyanın geri kalanı ile ilişkiye geçmesi, Batı dışı toplumlar açısından zorunlu bir ilişki biçimi olarak gündeme gelmiştir. Modernizm ile zorunlu bir ilişki biçimi içerisinde bulunmak; yeni dünyayı temsil eden Batı’nın sömürgeci politiğinin ve bu politiğe meşruluk atfeden yeni ahlakının karşısında var olmak ve var kalmak ile yakından ilgili olmuştur. Henüz sömürgeleşmemiş fakat sömürgeleşme tehdidi altındaki devlet ve bağlı siyasal unsurlar, Modern Avrupa tarafından yutulmamak için modernleşme çabalarına girişmişlerdir.
Batı dışı toplumların modernizm ile olan temasları, Batı haricinde bir aydınlanma fikrinin oluşmasını sağlamıştır. Kimlik arayışı, mevcut toplumsalın ve siyasalın eleştirisi, moderne ait siyasal fikir ve yönelimler, temasta olunan modernizmin oluştuğu art alanın çözümlenmesinden doğmuş hareketlenmeler değil, modernizmin sonuçlarından doğmuş hareketlenmelerdir.
Bu yazının devamı 188. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
188. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Oblomov’un Rüyası
Hareketleri çekingen ve nazik, en telaşlı anlarında bile zarif bir tembellik içinde. Onda kaygı nadiren bir fikir halini alır, binde bir de niyet etmeye kadar varır. Sonra tam bir durgunluk ve uyuklama hali. Zaten kitap boyunca da kanepesine uzanmış bedenini, dışarının karmaşasından uzak halini övmekle bitiremez.
İslamcılığın Müslüman Pragmatizminden Ötesi Var mıdır?
İslâmcılık’a ve İslâmcılara ne olduğu tartışması büyük bir kitleyi çoktan beridir usandırmış olsa da bilhassa bu fikriyata emek ve gönül vermiş olanlar, yılgınlık, endişe ve ümit
Devlet Talebinden Vazgeçilebilir mi?
Devlet talebiyle kast edilen ise genellikle, kendi amaçları doğrultusunda bu yapıyı kullanmak isteyen ideolojik grupların toplumsal hareket aşamasında açığa vurdukları siyasal istençtir. Bu yapı, mahiyeti gereği “erk” sahibidir ve gruplar “büyük hedeflerine” ulaşabilmek için buna muhtaçtırlar.
Gazze ya da Acının Onmaz Hali
“İnsanın alışamayacağı acı yoktur” diyenler var. İnsanı alçaltmaz mı bazı acılara alışması? Acıya alışmak mı, ona uyum sağlamak mı? Acıya direnmek mi? Her neyse, bir şekilde acılar da gizlenebiliyor diğer duygular gibi.
Sanata Savaş ya da Umutsuz Savaş
Sanat hakkında o kadar çok şey söylenmiş ki; insan bir kapılıverdi mi içinden çıkılmaz bir boşlukta bulabilir kendini. Bu güne kadar birbirini nakzedegelmiş, birbirlerinin eksiğini tamamlamaya kalkmış, bu işle uğraşanlar.
Alışverişe devam et