Şair ve çocuk edebiyatı yazarı olarak tanıdığımız Mustafa Ökkeş Evren bu kez Sus İşaret isimli öykü kitabıyla yetişkin okuyuclarını selalmlıyor. Şiirleri, denemeleri, öyküleri ve çocuklar için yazdığı her türden eserleriyle tanıdığımız Evren, Sus İşareti‘nde bizi gündelik yaşamın gürültülü ve hızlı akışından kelimelerden ördüğü dingin ve sakin bir yolculuğa çağırıyor. TDV Yayınları arasından çıkan kitapta toplam kırk bir kısa öykü bulunuyor. Kitabın göze hoş gelen sade tasarımı, anlatımın kendisiyle adeta bütünleşmiş durumda. Kısa öyküleri çevreleyen sayfa düzeni, okurun kısa görünen derin anlatıyı düşünmesine fırsat verir gibi.
Eser, çoğunlukla “kısa öykü” olarak tabir edeceğimiz metinlerden oluşuyor. Kısa öykünün ilk örneklerinin ne zaman ortaya çıktığı tespit edilemese de edebiyatın birçok türünde kullanıldığı biliniyor. Masallar, tasavvufi metinler, menkıbeler her ne kadar bu türe yakın dursa da, kısa öykü belli karakteristikleriyle diğer anlatılardan ayrılıyor. Her kısa metin kısa öykü olmasa da, yazarın meramını az sözle hülasa etmesi bu türde önem taşıyor. Dolayısıyla süslü ifadeler, uzun uzadıya tahliller, didaktik üslup kısa öykünün özelliklerinin dışında kalıyor. Konu itibariyle genellikle ferdin yaşadığımız çağdaki zorluklarını konu ediniyor.
Mustafa Ökkeş Evren, ülkemizde kısa öykü tekniğini kullanan yazarlardan. Bu türdeki son eseri Sus İşaretinde Evren, bazı öykülerde anın fotoğrafını çeker gibiyken bazılarında ise süregelen bir anlatıyı adım adım aktarıyor bize. Mesela Maskeli Yüzler Derneği‘nin kuruluşunu öğrendiğimiz öyküde bireyin ve toplumsal yaşamın daha derin analizlerine rastlıyoruz. Oysa Bereket Duası’nda sadece bir alışveriş merkezinde insanlara “bereket duası” isteyip istemediklerini soran tuhaf kıyafetli adamı okuyoruz.
Bu yazının devamı
215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet.
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Mustafa Ökkeş Evren’den Hız Çağına “Sus İşareti”
Şair ve çocuk edebiyatı yazarı olarak tanıdığımız Mustafa Ökkeş Evren bu kez Sus İşaret isimli öykü kitabıyla yetişkin okuyuclarını selalmlıyor. Şiirleri, denemeleri, öyküleri ve çocuklar için yazdığı her türden eserleriyle tanıdığımız Evren, Sus İşareti‘nde bizi gündelik yaşamın gürültülü ve hızlı akışından kelimelerden ördüğü dingin ve sakin bir yolculuğa çağırıyor. TDV Yayınları arasından çıkan kitapta toplam kırk bir kısa öykü bulunuyor. Kitabın göze hoş gelen sade tasarımı, anlatımın kendisiyle adeta bütünleşmiş durumda. Kısa öyküleri çevreleyen sayfa düzeni, okurun kısa görünen derin anlatıyı düşünmesine fırsat verir gibi.
Eser, çoğunlukla “kısa öykü” olarak tabir edeceğimiz metinlerden oluşuyor. Kısa öykünün ilk örneklerinin ne zaman ortaya çıktığı tespit edilemese de edebiyatın birçok türünde kullanıldığı biliniyor. Masallar, tasavvufi metinler, menkıbeler her ne kadar bu türe yakın dursa da, kısa öykü belli karakteristikleriyle diğer anlatılardan ayrılıyor. Her kısa metin kısa öykü olmasa da, yazarın meramını az sözle hülasa etmesi bu türde önem taşıyor. Dolayısıyla süslü ifadeler, uzun uzadıya tahliller, didaktik üslup kısa öykünün özelliklerinin dışında kalıyor. Konu itibariyle genellikle ferdin yaşadığımız çağdaki zorluklarını konu ediniyor.
Mustafa Ökkeş Evren, ülkemizde kısa öykü tekniğini kullanan yazarlardan. Bu türdeki son eseri Sus İşaretinde Evren, bazı öykülerde anın fotoğrafını çeker gibiyken bazılarında ise süregelen bir anlatıyı adım adım aktarıyor bize. Mesela Maskeli Yüzler Derneği‘nin kuruluşunu öğrendiğimiz öyküde bireyin ve toplumsal yaşamın daha derin analizlerine rastlıyoruz. Oysa Bereket Duası’nda sadece bir alışveriş merkezinde insanlara “bereket duası” isteyip istemediklerini soran tuhaf kıyafetli adamı okuyoruz.
Bu yazının devamı 215. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Bir Kulak Bir Jilet Bir İsyan: Van Gogh
Yalnızlık içinde olup huzura erememekten söz ediyorum – ama bir ressamın ücra bir bölgede herkes tarafından bir kaçık, bir katil, bir serseri vs. vs. olarak görüldüğünde karşılaştığı türden yalnızlık. Evet, ufak bir sıkıntı olabilir ama sonuçta bir sıkıntı. Bir yabancı, üstelik garip ve sevimsiz biri sayılıyorsun – kırsal alan ne kadar ilham verici ve güzel olursa olsun
Tuz Basılan
ellerimi bağlayan rüzgâr
-bağdaş kurup oturdum sana karşı
Salınıyor yoğunluğu sudan büyük deniz
Hep Aynı Sıradanlık
Güneş doğmuş çaydanlıklar koyulmuştu mavi alevin üstüne. Alelacele bir yere yetişmek için evinden fırlayan insanlar, parke taşlarla döşenmiş sokakları hızlı hızlı geçip doldurmuştu -yeniden- iki metrekare olan çay ocağını. Ocaktan yükselen buharlar bir nem bulutu oluşturmuştu. Neredeyse yağmur oluşturacak doygunluktaydı. Sigara dumanları da bu bulutlara sis gibi eşlik ediyordu. Ocaktaki çaydanlık biraz daha fokurdasa hafiften çiseleyecek neredeyse.
Küçürek Öyküler
Sorular soruldu zeytin ağacına. Uzunca süre ağzını açmadı. Çağlar açıldı çağlar kapandı. Kimse ağzından bir şey alamadı. Mikrofon, kamera icat edildi. Artık dayanamaz konuşur denildi. Yine bıçak açmadı ağzını. Nihayet.
Geleneksel Masallar
Masallar mutlu sonla biter. Ejderhalar mağlup olur, ormanı kaplayan karanlık aydınlığa dönüşür, ‘iyiler’ yol boyu hep iyi olarak kalır ve daha büyük bir iyileşme ile yurtlarına varırlar. Üstelik yola çıkan kahramanımız acemidir. Olağanüstü olaylara karşı onu koruyan da bu hamlığıdır. Kahramanımız yolu yürürken gelişir ve bu gelişme bizim hayal gücümüzü geliştirir aynı zamanda. Ejderhaları yenebileceğimize dair umudumuzu masallara olan inancımızla hissederiz.
Alışverişe devam et