Önceki yazımızda Pakistanlı yönetmen Shoaib Mansur’un Khuda Kay Liye (Allah’ın Adıyla, 2007) filmini ele almıştık. Bu yazıda ise Bol (2011) filmine yer vereceğiz. Yönetmenin ilk filminde olduğu gibi Bol filminde de ana tema, kadın karakterlerin yaşadığı sorunlar etrafında gelişir. Bu sorunlar ise toplumsal cinsiyet, babalar ve gelenek, adalet ve merhamet kavramları etrafında toplanır. Yakın bir tarihte çekilen Hiss! Dokhtarha Faryad Nemizanand (Şşş! Kızlar Bağırmaz, 2013) filmi de, Mansur’un iki filmindekine benzer sorunlara parmak basan bir yapım olarak karşımıza çıkar.
11 Eylül sonrası film okumalarını sadece Batı sinemaları (ABD, Avrupa) bağlamında değil, diğer ülke ve ulus aşırı sinemalar bağlamında da ele almak gerekir. Bu bağlamda Hindistan ve Pakistan sinemasında önemli yapımların karşımıza çıktığını görmekteyiz. Müslümanların sinemadaki temsiline Pakistanlı bir yönetmenin değinmesi ve İslam dünyasında ortaya çıkan sorunları işlemesi son derece dikkat çekicidir. Özetle hem Khuda Kay Liye hem de Bol filmleri, 11 Eylül sonrası ana akım sinemada resmedilen temsil biçimlerinden önemli derecede sıyrılırlar. İki filmde de Müslümanlar ve onların yaşamış oldukları sosyal, kültürel ve siyasal sorunlar ele alınırken, indirgemeci bir tutum değil; uzlaşmacı ya da içe dönük bir eleştiri öne çıkar.
Bu yazının devamı
193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir ülke sinemasında eğitim ve eğitimciler konusu araştırıldığında bunun farklı bileşenleri olduğu gözlenebilir. Nitekim sinemamızda 1960-1990 yılları arasında eğitimci/öğretmen mevzusunu ele alan yapımlara bakıldığında askeri vesayet,
1935’te İbrahim Hasan Sirhan tarafından çekilen “Prens Suud’un Yafa ve Kudüs ziyareti”, Filistin sinema tarihindeki ilk belgesel film olarak kabul edilir. Filistin sineması, çeşitli kaynaklardan ve
Nuri Bilge Ceylan, filmografisine Ahlat Ağacı filmini de katarak insanın hikayesine, bu topraklarda olan bitene ve bu coğrafyanın yaşam kültürüne; yerleşik karakterler ve alışılmış ilişki biçimleri üzerinden bakmaya, düşünmeye ve göstermeye çalışıyor.
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
Şimdiye değin kaleme aldığımız 11 Eylül sonrası sinema filmlerinde Avrupa merkezci, Batılı bakış açısından öteki’nin nasıl tasvir edildiğine yer verdik. Bu filmlerde ya da 11 Eylül sonrası dünyayı ana akım sinemanın bakış açısından ele alan yapımlarda,
Modern Dünyadaki Açmazlarımıza Bol (2011) Filminden Bakmak
Önceki yazımızda Pakistanlı yönetmen Shoaib Mansur’un Khuda Kay Liye (Allah’ın Adıyla, 2007) filmini ele almıştık. Bu yazıda ise Bol (2011) filmine yer vereceğiz. Yönetmenin ilk filminde olduğu gibi Bol filminde de ana tema, kadın karakterlerin yaşadığı sorunlar etrafında gelişir. Bu sorunlar ise toplumsal cinsiyet, babalar ve gelenek, adalet ve merhamet kavramları etrafında toplanır. Yakın bir tarihte çekilen Hiss! Dokhtarha Faryad Nemizanand (Şşş! Kızlar Bağırmaz, 2013) filmi de, Mansur’un iki filmindekine benzer sorunlara parmak basan bir yapım olarak karşımıza çıkar.
11 Eylül sonrası film okumalarını sadece Batı sinemaları (ABD, Avrupa) bağlamında değil, diğer ülke ve ulus aşırı sinemalar bağlamında da ele almak gerekir. Bu bağlamda Hindistan ve Pakistan sinemasında önemli yapımların karşımıza çıktığını görmekteyiz. Müslümanların sinemadaki temsiline Pakistanlı bir yönetmenin değinmesi ve İslam dünyasında ortaya çıkan sorunları işlemesi son derece dikkat çekicidir. Özetle hem Khuda Kay Liye hem de Bol filmleri, 11 Eylül sonrası ana akım sinemada resmedilen temsil biçimlerinden önemli derecede sıyrılırlar. İki filmde de Müslümanlar ve onların yaşamış oldukları sosyal, kültürel ve siyasal sorunlar ele alınırken, indirgemeci bir tutum değil; uzlaşmacı ya da içe dönük bir eleştiri öne çıkar.
Bu yazının devamı 193. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
1980’li Yıllarda Türkiye’de Öğretmen (1988) Olmak
Bir ülke sinemasında eğitim ve eğitimciler konusu araştırıldığında bunun farklı bileşenleri olduğu gözlenebilir. Nitekim sinemamızda 1960-1990 yılları arasında eğitimci/öğretmen mevzusunu ele alan yapımlara bakıldığında askeri vesayet,
Filistin Sinemasına 3000 Gece’den Bakmak: Hapishane Ve Kopuş
1935’te İbrahim Hasan Sirhan tarafından çekilen “Prens Suud’un Yafa ve Kudüs ziyareti”, Filistin sinema tarihindeki ilk belgesel film olarak kabul edilir. Filistin sineması, çeşitli kaynaklardan ve
Ahlat Ağacı
Nuri Bilge Ceylan, filmografisine Ahlat Ağacı filmini de katarak insanın hikayesine, bu topraklarda olan bitene ve bu coğrafyanın yaşam kültürüne; yerleşik karakterler ve alışılmış ilişki biçimleri üzerinden bakmaya, düşünmeye ve göstermeye çalışıyor.
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Robot Ron Bir Sorun Var & Yumurtalar
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
İki Dünya Arasındaki Sorunlara Sinematik Bakışlar
Şimdiye değin kaleme aldığımız 11 Eylül sonrası sinema filmlerinde Avrupa merkezci, Batılı bakış açısından öteki’nin nasıl tasvir edildiğine yer verdik. Bu filmlerde ya da 11 Eylül sonrası dünyayı ana akım sinemanın bakış açısından ele alan yapımlarda,
Alışverişe devam et