1900’lü yıllarda hareketli resimlerin, bir sanatın doğuşuna olanak sağlayacağını düşünmek o dönemde anlaşılması güç bir durum olabilirdi. Ancak bu sanatın, günümüze kadar gelen süreç içerisinde nasıl bir gelişim ve değişim geçirdiğini düşündüğümüzde, sinemanın insanları etkileme ve büyülemede önemli bir rolü olduğunu söylemek zor bir durum olmasa gerek. Ortaya çıktığı ilk yıllardan bugüne kadar tekniğin ve teknolojinin olanaklarıyla sürekli gelişen sinema, yeni ürünler (filmler) ortaya çıkararak, bir endüstrinin doğuşunu da beraberinde getirir. Artık insanlar sadece eğlenmemekte, boş vakitlerini harcamamaktadır. Seyirlik bir durum, haz veren bir araç halini almanın ötesine geçerek, Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstrisine” dönüşmeye başlamaktadır. Film üretimi basit bir macera değilse o halde, film yapım ve dağıtım şirketlerinin daha fazla kâra odaklanarak sinemanın bir sanat olup olmadığı tartışmasının bir kez daha gündeme getirir. Bu tartışmalara son nokta konulmadığına göre sözü Duhamel’e şu sözlerine vererek bir girişle başlayalım:
“Ancak kölelere uygun düşebilecek bir vakit öldürme aracı, sıkıntılarının altında ezilen, bilgisiz, yoksul, çalışmaktan posaları çıkmış yaratıklar için düşünülebilecek bir eğlence…
Bu yazının devamı
190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
İlk yazımızı Nida Dergisi’nde kaleme alalı beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında birkaç yazı haricinde “11 Eylül sonrası dünya sinemalarından örnek filmlerde İslam, Müslüman ve öteki kurgusunu” ele alan değerlendirmeler yaptık.
Nuri Bilge Ceylan, filmografisine Ahlat Ağacı filmini de katarak insanın hikayesine, bu topraklarda olan bitene ve bu coğrafyanın yaşam kültürüne; yerleşik karakterler ve alışılmış ilişki biçimleri üzerinden bakmaya, düşünmeye ve göstermeye çalışıyor.
Sinemada “ötekiler” üzerine düşüncelerin ele alındığı filmlerin ana ekseninde birbirinden farklı dünyaların, olguların, özel durumların derinlemesine analizleri değil, genellemelere dayalı bakış açıları daha çok ön plandadır.
Truman Show: Bir Gerçeklik Yanılsaması ve Medya Eleştirisi
1900’lü yıllarda hareketli resimlerin, bir sanatın doğuşuna olanak sağlayacağını düşünmek o dönemde anlaşılması güç bir durum olabilirdi. Ancak bu sanatın, günümüze kadar gelen süreç içerisinde nasıl bir gelişim ve değişim geçirdiğini düşündüğümüzde, sinemanın insanları etkileme ve büyülemede önemli bir rolü olduğunu söylemek zor bir durum olmasa gerek. Ortaya çıktığı ilk yıllardan bugüne kadar tekniğin ve teknolojinin olanaklarıyla sürekli gelişen sinema, yeni ürünler (filmler) ortaya çıkararak, bir endüstrinin doğuşunu da beraberinde getirir. Artık insanlar sadece eğlenmemekte, boş vakitlerini harcamamaktadır. Seyirlik bir durum, haz veren bir araç halini almanın ötesine geçerek, Adorno’nun deyişiyle “kültür endüstrisine” dönüşmeye başlamaktadır. Film üretimi basit bir macera değilse o halde, film yapım ve dağıtım şirketlerinin daha fazla kâra odaklanarak sinemanın bir sanat olup olmadığı tartışmasının bir kez daha gündeme getirir. Bu tartışmalara son nokta konulmadığına göre sözü Duhamel’e şu sözlerine vererek bir girişle başlayalım:
“Ancak kölelere uygun düşebilecek bir vakit öldürme aracı, sıkıntılarının altında ezilen, bilgisiz, yoksul, çalışmaktan posaları çıkmış yaratıklar için düşünülebilecek bir eğlence…
Bu yazının devamı 190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
1 Uzun 1 Kısa İle Sinema Okuryazarlığı: Robot Ron Bir Sorun Var & Yumurtalar
Sinema okuryazarlığı bağlamında bu eser, izleyicinin konumunu “edilgen bir tüketici”den “etkin bir okuyucuya” dönüştürme sürecinde oldukça kıymetlidir. Monaco bu eserinde “izlemek” fiilinden “okumaya geçişin” temel önemine odaklanarak,
Gökyüzü Kadar Kırmızı ile Eğitimcinin Sinema Rehberine Giriş
İlk yazımızı Nida Dergisi’nde kaleme alalı beş yılı aşkın bir süre geçti. Bu süre zarfında birkaç yazı haricinde “11 Eylül sonrası dünya sinemalarından örnek filmlerde İslam, Müslüman ve öteki kurgusunu” ele alan değerlendirmeler yaptık.
Ahlat Ağacı
Nuri Bilge Ceylan, filmografisine Ahlat Ağacı filmini de katarak insanın hikayesine, bu topraklarda olan bitene ve bu coğrafyanın yaşam kültürüne; yerleşik karakterler ve alışılmış ilişki biçimleri üzerinden bakmaya, düşünmeye ve göstermeye çalışıyor.
Timbuktu’da İslamcılık, Şiddetin Estetiği Üzerine
Sinemada “ötekiler” üzerine düşüncelerin ele alındığı filmlerin ana ekseninde birbirinden farklı dünyaların, olguların, özel durumların derinlemesine analizleri değil, genellemelere dayalı bakış açıları daha çok ön plandadır.
Kara Tahta’dan Öğretmenliğe Dair Notlar
Sinemada eğitimcileri, muallimleri konu alan filmlerin mühim bir bölümünde onların yaşadıkları zorluklardan bahsedilir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.