Sinema ile yaşanmışlıklar arasında sıkı bir bağ olduğu gibi, sinemasal konjonktür ile gerçeklik, temsil ve ideolojilerin aktarımı üçgeninde de önemli bağlantılar mevcuttur. Sinema filmleri tarihsel olayları ve toplumsal vakaları yeniden irdelerken kurgu devreye girmektedir. Hakikat böylece filmsel bir gerçekliğe devşirilmiş olur ve tarihsel vakaların ters yüz edilebilme olasılığı ortaya çıkar. Bu konuyu 11 Eylül 2001 öncesi ya da sonrası dönemde ele aldığımızda politik filmlerin hangi argümanlar üzerine kurulu olduğunu da düşünebiliriz. 11 Eylül olayları sinema filmlerine aktarılırken farklı sosyal, siyasal, toplumsal olgular çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu noktada Oryantalizmin yeni izdüşümlerinin filmler aracılığıyla devreye girmesi sadece Hollywood eksenli değil, diğer ülke sinemalarının da incelenmesini gerektirir. Hatta öyle ki bu izdüşümü okumak, farklı ülkelerin ortak yapımlarıyla ürettiği bir gerçeği fark etmeyi gerektirir.
İran Devrimi ve sonrasında yaşananları beyazperdeye uyarlayan yönetmenler, gerçeklik ile kurmaca arasındaki makası açmanın yollarını denemektedir. İranlılar ve İran devrimiyle ilgili filmler arasında Kızım Olmadan Asla (1991), 300 Spartalı (2006), Persepolis (2007), Argo (2012) ve Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız (2014) gelmektedir. Bu filmler genel itibariyle politik bir açıdan İran’ı ve İran tarihini ele alan ve 11 Eylül sonrası terörle savaş söylemini önceleyen, İslam toplumlarında kadın olgusuna eleştirel bir yaklaşım getiren yapımlar olarak düşünülebilir. Yaşanmış bir olaydan esinlenen ve 11 Eylül sonrası sinema filmleri içinde önemli bir konuya değinen Süreyya’yı Taşlamak (2008) ise İslam’da kadının sosyal hayattaki yerini dramatik bir biçimde ele almaktadır.
Bu yazının devamı
191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Süreyya’yı Sinemada Taşlamak
Sinema ile yaşanmışlıklar arasında sıkı bir bağ olduğu gibi, sinemasal konjonktür ile gerçeklik, temsil ve ideolojilerin aktarımı üçgeninde de önemli bağlantılar mevcuttur. Sinema filmleri tarihsel olayları ve toplumsal vakaları yeniden irdelerken kurgu devreye girmektedir. Hakikat böylece filmsel bir gerçekliğe devşirilmiş olur ve tarihsel vakaların ters yüz edilebilme olasılığı ortaya çıkar. Bu konuyu 11 Eylül 2001 öncesi ya da sonrası dönemde ele aldığımızda politik filmlerin hangi argümanlar üzerine kurulu olduğunu da düşünebiliriz. 11 Eylül olayları sinema filmlerine aktarılırken farklı sosyal, siyasal, toplumsal olgular çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu noktada Oryantalizmin yeni izdüşümlerinin filmler aracılığıyla devreye girmesi sadece Hollywood eksenli değil, diğer ülke sinemalarının da incelenmesini gerektirir. Hatta öyle ki bu izdüşümü okumak, farklı ülkelerin ortak yapımlarıyla ürettiği bir gerçeği fark etmeyi gerektirir.
İran Devrimi ve sonrasında yaşananları beyazperdeye uyarlayan yönetmenler, gerçeklik ile kurmaca arasındaki makası açmanın yollarını denemektedir. İranlılar ve İran devrimiyle ilgili filmler arasında Kızım Olmadan Asla (1991), 300 Spartalı (2006), Persepolis (2007), Argo (2012) ve Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız (2014) gelmektedir. Bu filmler genel itibariyle politik bir açıdan İran’ı ve İran tarihini ele alan ve 11 Eylül sonrası terörle savaş söylemini önceleyen, İslam toplumlarında kadın olgusuna eleştirel bir yaklaşım getiren yapımlar olarak düşünülebilir. Yaşanmış bir olaydan esinlenen ve 11 Eylül sonrası sinema filmleri içinde önemli bir konuya değinen Süreyya’yı Taşlamak (2008) ise İslam’da kadının sosyal hayattaki yerini dramatik bir biçimde ele almaktadır.
Bu yazının devamı 191. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
New York’ta Beş Minare’de Yükselen Ilımlı-Radikal İslam Sesleri
11 Eylül’ün yıldönümü zamanlarında kaleme aldığımız bu yazıda, Mahsun Kırmızıgül’ün New York’ta Beş Minare (2010) adlı filmine yer ayırdık ve filmdeki iki farklı kavrama (Ilımlı İslam-Radikal İslam) nasıl bir vurgu yapıldığı, biz ve öteki katmanlarının nasıl kurgulandığı üzerinde düşündük. Bu sebeple ki yazıya, düşünce dünyamızda yer edinmemiş Batılı aklın öne sürdüğü Ilımlı İslam (Moderate Islam) ve Radikal İslam (Radical Islam) tanımlarını açmakla başlayalım.
Çocuk Özerkliği Olarak Makul Medeniyet
Medeniyet yüzyıllar boyu güneydeydi, sıcağa yakın ılıklık ve soğuktan uzak serinlik zihinlerin olduğu gibi tarımın, ticaretin bereketli ve selamette kalmasını sağlıyordu. Kuzey bilinmeyendi, sertlikti, barbarlıktı, öcüler diyarıydı, ilkesizlik, ölçüsüzlüktü.
Kalk Kendi Önünden
“Ey gönlüm, derdin varsa eğer uyan uykudan! Seni yemen ve uyuman için getirmediler. Farz edelim cümle âlemi yedin, ölümden kurtulamazsın savaşsan da! Kendinden daha ne kadar zarar göreceksin? Ey kendine afet olan! Afet musibet sensin; kalk kendi önünden.”
Düş
Kiraz meyvesidir tüm çocuklar şiirlerde
Salınır.
Babası, sert gövdeli, iri ve gölgeli bir kiraz ağacı…
Entelektüel Bir Haslet Olarak Eleştirellik
“Çok okuyan mı, yoksa çok gezen mi daha çok bilir?” diye meşhur bir söz vardır. Doğrusu ben bu sözü çok gerekli bir söz olarak görmüyorum. Çünkü ‘bilmek’ tek başına bir anlam ifade etmeye yetmez. Zira aslolan bilmek değil, anlamaktır. Dolayısıyla âlemin bilmek üzerine değil, anlamak üzerine inşâ edildiğini düşünüyorum. Anlamak, zihnin bilgi üzerinde arayış hamlesiyle takla atmasıdır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.