Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor. Bu yönüyle bakınca her insan teki bir yazardır, kendi kitabının yazarı. Kimileri de hayat ağacına eklenen sayfaların dilini çözmeye, dikkatlerimizi ona çekmeye gayret ediyor. Hikâyelerin peşine düşen ve “Kıyametin koptuğunu görsem dahi, söyleyecek bir cümlem varsa onu yazmak isterim.” diyen Akif Hasan Kaya ile son öykü kitabı “Serçe Risalesi”ni konuştuk. Hikâyenin hikâyesine biraz daha yaklaşmaya, kuşatma toplumundaki insanın soluk alış verişlerine kulağımızı az daha uzatmaya çalıştık.
Soruları hazırlamadan evvel, önceki söyleşilerinizi de okudum. İnsanlığın ortak acılarının ve meselelerinin, metinlerinizde çokça yer alması hemen herkesin dikkatini çekiyor. Serçe Risalesi’nde de bu izleği takip etmek mümkün. Bu durumla ilgili neler söylersiniz?
Evvelemirde, edebiyat insandaki değişmeyeni anlatır. Dolayısıyla her metinde insana dair hâller vardır. Hüznü, sevinci, acıları, kederi, mutluluğu, vs. Sizin sorunuzla kastettiğiniz büyük göçler, yıkımlar ve savaşlar sanırım. Daha önce de bu yönde sorular gelince kitaplarımı önüme koymuş ve bu gözle bir inceleme yapmıştım. Aslında sorduğunuz anlamdaki temaya sahip öykülerim, toplamdaki öykülerim içinde çok fazla bir yer tutmuyor. Ama az sayıdaki bu metinlerin taşıdığı acı diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Böylece dikkat çekiyor. Elbette doğrudur. Aynı izlekten okumak mümkün ama bu dikkati gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Bu yazının devamı
204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Filistin edebiyatı, düşmanlarının varlığını dahi inkâr ettikleri bir toplumu vurgular. En önemli hedefi, hafızayı sürekli canlı tutmaktır ki Siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların en önemli hedefi unutturmayı başarabilmektir.
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
Enformatik gelişmelerin sürekli ivme kazandığı, kabaca bir tasvirle haberleşme ve bilgi ağının zirvede olduğu atmosferi soluyoruz hep beraber. Yazılı materyallerin yanında dijital diye adlandırdığımız devasa bir bilgi yığını/arşivi de şimdiden oluşmuş durumda.
İnsanın kendi gerçekliğinin farkına varması ancak acıyla ve dolayısıyla da yaralanmakla mümkün oluyor. Yaralanmanın olduğu yerde uyanma başlıyor. Varoluşsal bir durumdur bu. Acı/yara insanın dönüp kendine bakmasının gerekçesi oluyor.
“Serçe Risalesi” Üzerine
Söyleşi: Salih Erayabakan
Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor. Bu yönüyle bakınca her insan teki bir yazardır, kendi kitabının yazarı. Kimileri de hayat ağacına eklenen sayfaların dilini çözmeye, dikkatlerimizi ona çekmeye gayret ediyor. Hikâyelerin peşine düşen ve “Kıyametin koptuğunu görsem dahi, söyleyecek bir cümlem varsa onu yazmak isterim.” diyen Akif Hasan Kaya ile son öykü kitabı “Serçe Risalesi”ni konuştuk. Hikâyenin hikâyesine biraz daha yaklaşmaya, kuşatma toplumundaki insanın soluk alış verişlerine kulağımızı az daha uzatmaya çalıştık.
Soruları hazırlamadan evvel, önceki söyleşilerinizi de okudum. İnsanlığın ortak acılarının ve meselelerinin, metinlerinizde çokça yer alması hemen herkesin dikkatini çekiyor. Serçe Risalesi’nde de bu izleği takip etmek mümkün. Bu durumla ilgili neler söylersiniz?
Evvelemirde, edebiyat insandaki değişmeyeni anlatır. Dolayısıyla her metinde insana dair hâller vardır. Hüznü, sevinci, acıları, kederi, mutluluğu, vs. Sizin sorunuzla kastettiğiniz büyük göçler, yıkımlar ve savaşlar sanırım. Daha önce de bu yönde sorular gelince kitaplarımı önüme koymuş ve bu gözle bir inceleme yapmıştım. Aslında sorduğunuz anlamdaki temaya sahip öykülerim, toplamdaki öykülerim içinde çok fazla bir yer tutmuyor. Ama az sayıdaki bu metinlerin taşıdığı acı diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Böylece dikkat çekiyor. Elbette doğrudur. Aynı izlekten okumak mümkün ama bu dikkati gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Filistin ve Direniş Edebiyatı Üzerine
Filistin edebiyatı, düşmanlarının varlığını dahi inkâr ettikleri bir toplumu vurgular. En önemli hedefi, hafızayı sürekli canlı tutmaktır ki Siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların en önemli hedefi unutturmayı başarabilmektir.
Kurmacanın İzinden
İlk yazı çalışmalarının yayımlandığı dergilerden birinde, Nida dergisinde yıllar sonra söyleşimizin konuğusun. Bunun sende nasıl bir duygu ve düşünce dalgalanması yarattığını sormak isterim. Nida’da yayımlanan öykülerim yazın kariyerimde önemli bir yerde duruyor.
Çelişkiler Çağı: Doğrularımız, İlkelerimiz, Öğretilerimiz Kurguladığımız veya Alışageldiğimiz Hayatımız
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
“Nuri Pakdil’in Vefâtı Üzerine”
Enformatik gelişmelerin sürekli ivme kazandığı, kabaca bir tasvirle haberleşme ve bilgi ağının zirvede olduğu atmosferi soluyoruz hep beraber. Yazılı materyallerin yanında dijital diye adlandırdığımız devasa bir bilgi yığını/arşivi de şimdiden oluşmuş durumda.
“Şiiri Yeniden Çağırmak”
İnsanın kendi gerçekliğinin farkına varması ancak acıyla ve dolayısıyla da yaralanmakla mümkün oluyor. Yaralanmanın olduğu yerde uyanma başlıyor. Varoluşsal bir durumdur bu. Acı/yara insanın dönüp kendine bakmasının gerekçesi oluyor.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.