Düşlenen diyarlar ya da lanetlenen diyarlar; rüyalarımıza sinen cennet ya da kabuslarımızı yönlendiren cehennem! Ütopyaların ve distopyaların edebiyat içinde önemli bir yeri var. İçinde olduğumuz normdan, vasattan taşmak, onu kıyasıya eleştirmek için göz kamaştırıcı bir fırsattı bunlar. Masallar, efsaneler çağı kapanıp gücünü yitirirken; antik edebiyatın modern edebiyata lehimlendiği noktalarda beliriyor ütopyalar ve distopyalar. Bireyin toplum içindeki konumunu soruşturan bireyden yana çığlıklar, ya da toplumu mahveden çiğ düşüncesizliklerin yankıları, birbirini dengeleyen sesler olarak doluyor kulaklarımıza.
Siyasetnameler ya da Prens gibi şaheserler, yöneticiden yana yontan nalıncı keserleriyken, ütopya ya da distopyada keskin bir siyaset, kültür eleştirisi yapılır ve kurgu içinde siyaset felsefesi terbiyesi verilir okura. Tabii ki onlar da kendi kültür çemberleri içinden baktıkları için dünyayı tekleştirme gibi bir kötürümlükten kurtaramaz kendisini. Hikayelediği duruma deva diye sunduğu çoğulculuk, metnin ima ettiği paradigmayı hesaba kattığımızda kendi söküğünü dikemeyen terziyi çıkarır karşımıza.
Cumhuriyet (Devlet), Faziletli Şehir, Güneş Ülkesi, Ütopya, 1984 ya da Cesur Yeni Dünya’ya dalmayacağım bu giriş sonrasında. Çocuk edebiyatında hatırlı bir yer kazanmaya başlayan distopik bilimkurgunun son ve iyi halkalarından birinde konaklayacağım.
Bu yazının devamı
198. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Kalbi çürümüş… Kavli çürümüş… Empatisi, diğerkâmlığı bitmiş… Kendi odaklı, kendi dışında körlük yaşayan bir insanlıkla aynı güne uyanmak, aynı zamanı paylaşıyor ol-mak korkutuyor bizleri…
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yeşert…
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ne kadar dayanıklı olduğunu göreceksin…
Ne kadar güçlü olduğunu
Ve ne kadar değerli olduğunu öğreneceksin…
Her yeni elveda ile öğreneceksin…”
Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘ben de varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim
Su İçinde Susuzluk: Aklına Tekme Atan İnsan
Düşlenen diyarlar ya da lanetlenen diyarlar; rüyalarımıza sinen cennet ya da kabuslarımızı yönlendiren cehennem! Ütopyaların ve distopyaların edebiyat içinde önemli bir yeri var. İçinde olduğumuz normdan, vasattan taşmak, onu kıyasıya eleştirmek için göz kamaştırıcı bir fırsattı bunlar. Masallar, efsaneler çağı kapanıp gücünü yitirirken; antik edebiyatın modern edebiyata lehimlendiği noktalarda beliriyor ütopyalar ve distopyalar. Bireyin toplum içindeki konumunu soruşturan bireyden yana çığlıklar, ya da toplumu mahveden çiğ düşüncesizliklerin yankıları, birbirini dengeleyen sesler olarak doluyor kulaklarımıza.
Siyasetnameler ya da Prens gibi şaheserler, yöneticiden yana yontan nalıncı keserleriyken, ütopya ya da distopyada keskin bir siyaset, kültür eleştirisi yapılır ve kurgu içinde siyaset felsefesi terbiyesi verilir okura. Tabii ki onlar da kendi kültür çemberleri içinden baktıkları için dünyayı tekleştirme gibi bir kötürümlükten kurtaramaz kendisini. Hikayelediği duruma deva diye sunduğu çoğulculuk, metnin ima ettiği paradigmayı hesaba kattığımızda kendi söküğünü dikemeyen terziyi çıkarır karşımıza.
Cumhuriyet (Devlet), Faziletli Şehir, Güneş Ülkesi, Ütopya, 1984 ya da Cesur Yeni Dünya’ya dalmayacağım bu giriş sonrasında. Çocuk edebiyatında hatırlı bir yer kazanmaya başlayan distopik bilimkurgunun son ve iyi halkalarından birinde konaklayacağım.
Bu yazının devamı 198. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gözlerimizi Kaçırmayacağız
Kalbi çürümüş… Kavli çürümüş… Empatisi, diğerkâmlığı bitmiş… Kendi odaklı, kendi dışında körlük yaşayan bir insanlıkla aynı güne uyanmak, aynı zamanı paylaşıyor ol-mak korkutuyor bizleri…
Mektup IV
Yazmak insanlık tarihi kadar eski midir diye düşünenler için cevap olsun burada, ilk insana her şeyi öğreten Rabbim yazıyı da öğretmiştir muhakkak. Yazıya yemin eden Rabbim’e hamdolsun ki yazabilme imkânına sahibiz, okuma imkânına da. Yazı mektubun can damarıdır ya, ondan böyle başladım bu mektuba… Ne kadar açıklama yapma ihtiyacı hissediyorum, bu da anlaşılmama yorgunluğumun göstergesi sayılıversin, öyle ya anlaşılma sancım olmasa niye yazayım ki…
Bir Yazarın Notları
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Kendi Bahçeni Sen Yeşertmelisin…
Başka birinin sana çiçek getirmesini beklemeden
Kendi bahçeni yeşert…
Ve kendi ruhunu kendin süsle.
Ne kadar dayanıklı olduğunu göreceksin…
Ne kadar güçlü olduğunu
Ve ne kadar değerli olduğunu öğreneceksin…
Her yeni elveda ile öğreneceksin…”
Hayat Yansıttıklarımızdan mı İbaret
Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘ben de varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.