Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya, biriktikçe ve yoğunlaştıkça desen hâlini alacaktır. İşte dergiler bu harf suretli boyanın birike birike desen oluşturması işlevini gören katalizörlerdir.
Dergiler bir milletin nesiller arası bağlantısını sağlayan, önceki nesillerin izini sürmeye yarayan ve muhtelif alanlarda geçmişten geleceğe projeksiyon tutan fener gibidir. Elbette bunu söylerken, derginin modernizmle beraber ortaya çıkan ve yaygınlaşan bir vasıta aracı olduğunu göz önünde bulunduruyorum. Popüler dergileri dışarıda tutarsak, -ki popülerliği boşluğun ve hiçliğin devasa hacmi olarak yorumluyorum- bizde en yaygın olan dergiler edebiyat, tarih ve düşünce dergileridir. Dergilerin belki de en ayrıksı tarafı, çıktığı dönemin sosyal, kültürel ve politik alandaki envanterini ortaya çıkarmasıdır. Bu işleviyle dergiler, dönemin nabzını tutmada kitaplardan daha etkili bir konumda yer alır. Dergiler daha çok âna hitap ederken, kitaplar sürece hitap eder. Bu sebeple dönemin zihniyet kodlarını dergilerden rahatlıkla ulaşılabilir.
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Şiirlerde aradığımız nedir? Acının, sevincin, yalnızlığın, hasretin, aydınlığın, hakikatin mısra mısra dile gelişi. Ruhun seyahati engin denizlerde. Dokunulan, duyulan bir iç yangını. Çekilen sızının siyah-beyaz fotoğrafı. Şu dünya yolculuğunda sesimize bir ses veren var mı? Başkasının şiirlerini okurken kendimizi de okuruz. Şiirlerde tanımak insanı, şiirlerde derinliğine…
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.
Takip edilecek akıl yürütme, duygular üzerinden olabildiği gibi müziğin özü, mânâsı üzerinden olabilir. Hatta katılımcılardan gelen neden-sonuç zincirlerine göre duygular üzerinden yapılan akıl yürütmeye müziğin özü, mânâsı eklemlenebilir.
Bir Kültür Havzası Taşıyıcısı Olarak Dergiler
Yazı için zihnin parmak izi derler. Bu bakımdan yazmak insan zihninden kâğıda dökülen harf suretli bir boyadır. Zihnin farklı işleyişine bağlı olarak bu boyanın rengi de değişiklik arz edecektir. Zihinden dökülen bu harf suretli boya, biriktikçe ve yoğunlaştıkça desen hâlini alacaktır. İşte dergiler bu harf suretli boyanın birike birike desen oluşturması işlevini gören katalizörlerdir.
Dergiler bir milletin nesiller arası bağlantısını sağlayan, önceki nesillerin izini sürmeye yarayan ve muhtelif alanlarda geçmişten geleceğe projeksiyon tutan fener gibidir. Elbette bunu söylerken, derginin modernizmle beraber ortaya çıkan ve yaygınlaşan bir vasıta aracı olduğunu göz önünde bulunduruyorum. Popüler dergileri dışarıda tutarsak, -ki popülerliği boşluğun ve hiçliğin devasa hacmi olarak yorumluyorum- bizde en yaygın olan dergiler edebiyat, tarih ve düşünce dergileridir. Dergilerin belki de en ayrıksı tarafı, çıktığı dönemin sosyal, kültürel ve politik alandaki envanterini ortaya çıkarmasıdır. Bu işleviyle dergiler, dönemin nabzını tutmada kitaplardan daha etkili bir konumda yer alır. Dergiler daha çok âna hitap ederken, kitaplar sürece hitap eder. Bu sebeple dönemin zihniyet kodlarını dergilerden rahatlıkla ulaşılabilir.
Bu yazının devamı 198. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
198. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Mektup XIII
Yıllar diyorum, geçip gidiyorlar… Biraz tortuları, biraz pişmanlıkları, biraz ümitleri besleyip-silmekle birlikte. Takvimler diyorum, rakamlardan ibaret değil sadece. Neler neler hatırlatıyor o günü işaret eden takvimler. Öyle ya mezar taşlarındaki tarih de rakamdan ibaret değil bildiğin gibi.
Şiire Dair
Şiirlerde aradığımız nedir? Acının, sevincin, yalnızlığın, hasretin, aydınlığın, hakikatin mısra mısra dile gelişi. Ruhun seyahati engin denizlerde. Dokunulan, duyulan bir iç yangını. Çekilen sızının siyah-beyaz fotoğrafı. Şu dünya yolculuğunda sesimize bir ses veren var mı? Başkasının şiirlerini okurken kendimizi de okuruz. Şiirlerde tanımak insanı, şiirlerde derinliğine…
Kadının Ayağı Gül Oldu
Daha birkaç saat önce toprağı terk eden çiçekler. Daha birkaç saat önce hayatın yabanıl yanında umut diye haykıran! Vurdumduymaz bir insanın elinde; bu uzun bardağın içinde, duyguları adına terkedilen çiçekler. Kimi bir kadının ruhuna ruh oluyor, kimi dinlediği müziği yaşıyordu. Kimisi de rüzgârın özlemiyle gözyaşı döküyordu.
Sezai Karakoç’un Diriliş Düşüncesi’nde Ölüm Metaforu
Sürgün’ün bir diğer anlamıysa, çiçeğin filizlenmesi ve filiz yerlerinden yeniden boy vermesidir. Hz. Âdem de, tövbesi ile yeni bir sürgün vermiştir. Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın düştükleri yer olan dünya için, “sürgün veren sürgün” benzetmesini yapabiliriz.
Felsefe Atölyeleri ve Müzik
Takip edilecek akıl yürütme, duygular üzerinden olabildiği gibi müziğin özü, mânâsı üzerinden olabilir. Hatta katılımcılardan gelen neden-sonuç zincirlerine göre duygular üzerinden yapılan akıl yürütmeye müziğin özü, mânâsı eklemlenebilir.
Alışverişe devam et