Dünya tarihi boyunca iyilik ve kötülük hep var olagelmiştir. Zaman zaman bunlardan biri diğerine galebe de çalmıştır. Fakat insanlık tarihinde, kötülüğün bu kadar küreselleştiği ve reklamının yapılır hale geldiği bir dönem yaşanmamıştır. Hatta bu durumun biraz daha ötesine geçilerek, kötülüğün kanıksanmasının istendiği ve eleştirisinin yapılmasının engellenmeye çalışıldığı nadir dönemlerden birini yaşamaktayız.
Allah-u Teâlâ insanı bir erkek ve bir dişiden yaratmış ve insanlık tarihinde evlilikler bu ikisinin birlikteliği üzerine kurulmuştur. Çiftler arasında kurulmuş olan birlikteliğin temel amacı neslin devamı ve sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesidir. Evlilik kurumu, çiftlerin içinde huzur buldukları ve cinsel isteklerini meşru bir şekilde tatmin ettikleri bir ortamın temin edilmesini sağlar. Bu birlikteliğin dışında yaşanan her türlü cinsel ilişki hem insan fıtratına aykırıdır hem de hiçbir din tarafından meşru görülmemiştir.
Konumuz bağlamında düşündüğümüzde eşcinsellik, insan neslinin devamını ve sağlıklı bir neslin yetişmesini engelleyen bir durumdur ve insanlık tarihinde sadece eşcinsellerden oluşan bir toplum asla var olmamıştır. Eşcinsellik, hemen hemen bütün dönemlerde sapkın bir yaşantı biçimi olarak görülmüştür.
“Eşcinselliğin doğuştan gelen genetik bir durum olduğu uzun zamandır birçok hekim ve eşcinsel lobisi tarafından hem topluma hem de eşcinsellere dayatılmaktadır. Oysa eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş, bilimsel hiçbir veri mevcut değildir.”[1] Eşcinsel eğilimin yaratılıştan geldiği, erkek ve dişi dışında üçüncü bir insan cinsiyetinin olduğuna dair iddialar, eşcinsel örgütler tarafından ortaya atılmakta ve bilimsel verilerin bu iddia doğrultusunda yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla “Eşcinsellik üçüncü bir cinsiyettir, tercihtir, doğuştan gelen genetik bir yapıdır ve hastalık değildir.” tarzı sözlerin altını bilimsel verilerle doldurmak mümkün değildir. Bu sözler; olsa olsa bir yanlışı meşrulaştırmaya çalışan, içten içe yaşanan suçluluk duygusunu bastırmaya yönelik sözlerdir. En önemlisi de insan fıtratına ve insanlık tarihinin genel kabulüne aykırıdır.
Ayrıca eşcinsel eğilimin yaratılışla birlikte var olduğu iddiasını kabul etmek Allah-u Teâlâ’nın bir eğilime göre insanı yaratıp sonra da o bireye bu davranışı yasaklaması gibi çelişik bir durum ortaya çıkar ki bu, Allah-u Teâlâ’nın insanı yaratış ilkeleri ve adaletiyle bağdaşmaz.
Bütün insanlar normal bir cinsel eğilimle yaratılır fakat bazı insanlar erken çocukluk dönemi yaşantıları sebebiyle eşcinsellik problemi yaşayabilirler. “Eşcinsellik, insanda doğal olarak var olan bir eğilim değildir. Çocukluk çağında yaşanan travmalara, işgallere ve ihmallere bağlı olarak sosyal öğrenme ve yanlış eğilimle gelişmiş bir durumdur. Eşcinsellerin ortak noktası, hatalı anne-baba tutumları, ihmaller, işgaller, duygusal ve bedensel travmalar içeren erken çocukluk yaşantılarıdır. Yani eşcinsellik, zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Bu sebeple eşcinselliğin nedenlerini anlamak ve yaygınlaşmasını önlemek çok önemlidir. Yapılan çalışmalarda ve literatür bilgilerinde, sağlıklı bir aile ortamında yetişmiş ve herhangi bir travmaya maruz kalmamış ama eşcinsel bir yaşantı süren bir kişiye rastlanmamıştır. Ancak travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarına sahip olan herkes eşcinsel olmaz. Çünkü mesele, travmaya maruz kalmak değil, o travmanın nasıl içselleştirildiğidir.”[2] Bir bireyde eşcinselliğin görülmesinin temel nedeni olarak bireyin anne ve babayla özdeşim kuramaması, anne ve babanın kimliklerine uygun davranmaması, hükmeden anne ve silik bir baba karakterinin varlığıdır. Eşcinsellik doğumla birlikte var olan bir şey değildir. Vücutta eşcinsellik geni diye bir şey yoktur. İkizler üzerine yapılan çalışmalar da bunu göstermektedir. Çünkü eşcinsel davranış gösteren bir bireyin ikizinde benzer bir durumun görülme oranı %38’dir.[3] Dolayısıyla eşcinsellik, büyük oranda anne-baba tutumundan kaynaklanan, kısmen de gebelik döneminde kullanılan birtakım ilaçların sebep olduğu psikolojik bir rahatsızlıktır ve tedavisi mümkündür.
Fıtrata uygun olan bu tavrın benimsenmesi hem birey hem de toplum sağlığı açısından önemlidir. Çünkü cinsiyet değiştirmeye yönelik cerrahi operasyonlar ya da uygulanan hormon tedavileri yaratılıştan gelen genetiği değiştirmez. Erkek yine erkek kadın yine kadındır. Yaratılışa uygun olmayan her türlü şey birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.
Eşcinseller arasında alkol ve uyuşturucu kullanımı yaygındır. Yaratılıştan var olan cinsel eğilimi değiştirmeye çalışmak ya da gayri meşru bir şekilde tatmin yoluna gitmek, HIV ve cinsel hastalıklar gibi biyolojik; ağır depresyon, değersizlik hissi, kabul görmeme, intihar düşüncesi gibi psikolojik ve sağlıklı bir nesil yetiştirmenin imkânsız hale gelmesi, madde ve alkol bağımlılığı gibi toplumsal birçok soruna sebep olmaktadır. Bu sorunlar ya uzun sürecin sonunda tedavi edilebilmekte ya da çoğu zaman bu sorunların tedavisi mümkün olamamaktadır. “Psikiyatrik bir dergide yayımlanmış bir makaleye göre, şu anda 20 yaşında olan homoseksüel erkeklerin %30’unda 30 yaşına gelmeden ya HIV pozitif olacaktır ya da bu erkekler ölmüş olacaktır.”[4]
Eşcinsellerin yaşadıkları psikolojik rahatsızlıkların sebebini toplum baskısına bağlayanlar da vardır. Fakat eşcinselliğin toplum tarafından kanıksandığı ve eşcinsel evliliklerin yasal olduğu Hollanda, Belçika, Kanada, İspanya, Güney Afrika, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde yaşayan eşcinseller de benzeri psikolojik rahatsızlıkları yaşamaktadırlar. Dolayısıyla, psikolojik rahatsızlıklara, toplum baskısından ziyade insan fıtratına aykırı bir yaşantının sebep olduğunu söylemek mümkündür.
Eşcinsel ilişki daha çok haz üzerine kurulduğu için aldatma oranının yüksek olduğu bir ilişki türüdür. Bu sebeple eşcinseller, evlilik kurumunda olduğu gibi uzun süreli birliktelikler yaşayamamaktadırlar.
Az bilinen ya da özellikle gizlenmeye çalışılan bir durum da, Batı’da eşcinsellikten kurtulmak için terapi alan ya da tedavi olan çok fazla insanın var olduğudur. Çocuklarında böyle bir rahatsızlık olduğunu fark eden aileler psikologlara başvurmakta ve çocuklarıyla birlikte terapi almaktadırlar. Ayrıca uzun yıllar eşcinsel yaşantı içinde olup da bu yaşantıdan kurtulmak isteyen ve kurtulan birçok insanın da var olduğu bilinmektedir.[5] Çünkü bedenen ve ruhen sağlıklı olmak her bireyin hakkıdır.
Televizyon yayımlarında sigara içen birini göstermek yanlış bir örnek teşkil edeceği gerekçesiyle yasaklanırken; aynı programlarda içki içen, zina eden ya da eşcinsel olduğunu açıklayan birinin gösterilmesinde -içki, zina ya da eşcinsellik sigaradan daha az zarar veren bir davranışmış gibi- hiçbir sakınca görülmemektedir. Özellikle de internet üzerinden yayın yapan birçok film ve dizi kanalında, konu ne olursa olsun, mutlaka eşcinsel karakterlere yer verilmektedir. Bu yayınların özellikle gençler tarafından takip edildiği de düşünüldüğünde nasıl bir algı yönetimiyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak daha kolay olmaktadır. Sürekli bu yayınları takip eden bir birey için bu durum sıradan bir durum olarak algılanmaya başlayacaktır.
Lût kavmiyle ilgili ayetleri incelediğimizde, Lût kavminde eşcinsel yaşantının yaygın olduğu, toplum tarafından kanıksandığı, eşcinsel yaşantının karşısında olan insanların ise bu kötü durumla mücadeleyi bıraktıkları görülmektedir.
Bunlardan daha önemlisi ise eşcinseller, bu fiile bulaşmamış bireylere zorbalık ve sarkıntılık yapmaktadırlar. Öyle ki Lût peygamberin misafirlerine sarkıntılık yapacak kadar işi ileri götürmüşlerdir. Diğer bir ifadeyle Lût kavmi döneminde bu kötü fiili işleyen kişiler, toplumun geneli üzerinde sosyal baskı uygulayabilecek güçteydiler. Bugün de benzer bir durum özellikle batı toplumlarında görülmektedir. Eşcinsellik aleyhindeki söz ve davranışlar insan hakları bağlamında değerlendirilerek bu fiili işleyenler, hem çeşitli cezalara çarptırılmakta hem de sosyal medyada linç kampanyasına tâbi tutulmaktadırlar.
İslam’a göre fuhşiyat bağlamında değerlendirilebilecek bir davranışın eleştirilmesi maalesef Müslüman toplumlarda da engellenmeye çalışılmaktadır. Uluslararası anlaşmalar[6] ülke kanunlarının üzerinde yaptırım içerdiği için eşcinselliğin sapkın ve kabul edilemez bir şey olduğunu söylemek kişi haklarına saldırı olarak değerlendirilebilmektedir. “Farklı cinsel yönelimlere getirilen yasaklar, İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesi çerçevesinde özel hayata müdahale sayılmıştır. Türkiye’nin de üye olduğu Avrupa Konseyi’nin Danışma Meclisi olan Parlamenterler Meclisi (AKPM), Strasburg’da tavsiye kararı olarak, eşcinselliğin suç tanımından çıkartılmasını istemiş ve eş cinselliğe yönelik ayrımcılığın insan haklarına aykırı olduğunu ilan etmiştir. Eşcinsellik, belirtildiği gibi kişilik hakkı olarak kabul edilmesi ile eşcinselliğe karşıt bir tutum, insan onurunu ihlal anlamına gelmektedir.”[7]
Son dönemde Diyanet İşleri Başkanı’nın “Kur’an’ın, eşcinselleri lanetlediği, zina ve eşcinselliğin hastalığı da beraberinde getirdiği” yönündeki sözleri karşısında Ankara Barosu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle Diyanet İşleri Başkanı’na dâva açması, ayrıca birçok derneğin Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerinin aleyhinde açıklamalar yapması hatta bu sözlere büyükelçi düzeyinde tepkiler gelmesi önemli bir örnektir. Eşcinsellik aleyhine yapılacak bir konuşma bile özel hayata müdahale olarak değerlendirilip suç kapsamına alınmaya çalışılmaktadır. “Adı geçen cinsel eğilimin modern dünyada belli takipçilerinin olması, üstelik de bunların iyi reklam yapıyor olması ve konuyu birey hakkı çevresinde sunması hasebiyle, bu eğilimle mücadele edenlerin işleri hayli zorlaşmaktadır.”[8]
Bugün Müslüman toplumlardan eşcinsel yaşantının kabul edilmesinin de ötesinde “bir değer olarak kabul edilmesi” istenmektedir. Yani eşcinselliğe ve eşcinsellere değer vermemiz istenmektedirler. Fakat “İslam hukuku, kişinin farklı kimlik taleplerini bedensel açıdan ele almakta ve kişinin bedensel olarak erkek olup da duygu bakımından kadın gibi hissetmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz ara formu kabul etmemektedir. İslam hukuku, duygusal tanımlamayı içeren farklı cinsel yönelimleri, Allah’ın belirlediği sınırı aştıkları için günah ve suç olarak tanımlar.”[9]
Tüm dinler gibi İslam da Müslümanların cinsel yaşantılarında takip etmeleri gereken temel ilkeleri belirlemiştir. Neslin korunması açısından bu ilkelere uyulması bir zorunluluktur. Bu kurallara aykırı davranışlar (zina, eşcinsellik vb) gerek alınan tedbirlerle gerekse de uygulanan yaptırımlarla engellenmeye de çalışılmıştır. Konumuz bağlamında Nisa suresinin aşağıdaki ayetlerini inceleyebiliriz:
“Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. İçinizden bu çirkin fiili işleyen ikilinin (erkeklerin) canlarını yakın. Eğer tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse artık onlara eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Nisa, 15-16) Ayetlerdeki çirkin fiil olarak tercüme edilen “fahişe” ifadesi hemcinsler arasındaki cinsel ilişki (livata ve sevicilik) olarak anlaşılmış ve bu fiili işleyenler için öngörülen ceza bu ayetlerle belirlenmiştir.[10] Ayrıca hadislerde de bu konuyla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.[11] İslam hukuku eşcinselliği hem günah hem de suç kapsamında değerlendirmektedir. Bu sebeple eşcinselliğin hem uhrevi hem de dünyevi cezası vardır. İslam âlimleri, eşcinsel davranışın insan fıtratına ve İslam’ın temel ilkelerine aykırı bir tutum olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. İslam âlimleri içerisinde bu fiilinin meşru olduğuna dair bir görüş ortaya koyan yoktur. İtilaf bu suça verilecek cezanın ne olacağı üzerinde yaşanmaktadır ki İslam âlimleri suçun sabit olması durumunda eşcinsellik suçunu işleyen kişilere had cezasının veya tazir cezalarından birinin verilmesi gerektiği konusunda değişik görüşler ortaya koymuşlardır.[12]
Eşcinsellik en nihayetinde bireysel bir hazdır ve toplum yararı bireyin hazzından önceliklidir.
Kur’an’a, hadislere ve İslam âlimlerinin içtihatlarına rağmen İslam’ın eşcinselliğe karşı çıkmayacağı, Müslümanların bu durumu hoş görmeleri ve fıkhî birikimin yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini söyleyen yorumlara da itibar edilmemelidir.
Çünkü bu yorumların kaynağı Müslümanların literatürü değildir. Bu yorumların kaynağı olsa olsa iğdiş edilmiş bir bilinç, kanıksanmış bir aşağılık kompleksi ve seküler değerlerin işgaline uğramış bir zihindir. Bu zihnin kendisi sorunlu ve tedavi edilmeye muhtaçtır.
Birçok problemi beraberinde getiren bu durum karşısında devletlerin sağlıklı bir nesil yetiştirmek gibi gayelerle gerekli tedbirleri alması bir zorunluluktur. Neslin korunması İslam hukukunun temel ilkelerindendir. Müslümanların hem yasal yollarla hem de tebliğ vasıtasıyla bu durumla mücadele etmesi gerekmektedir. Bir Müslüman için bu durumun hoş görülecek ya da hafife alınacak bir tarafı bulunmamaktadır.
Dipnotlar:
[1] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, Anne Babalar İçin Gençlerde Homoseksüelliği Önleme Rehberi, Kaknüs Yayınları, 1. Basım, İstanbul 2011, s.12. Dr. A. Cem KEÇE, yayıncının önsözü.
[2] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, A.g.e s.14. Dr. A. Cem KEÇE, yayıncının önsözü.
[3] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi. Daha geniş bilgi için bakınız: A.g.e. s.91.
[4] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, A.g.e s.188.
[5] Bununla ilgili örnekler için bakınız: Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, Age. Yazar ve eşi psikolog olarak birçok terapi gerçekleştirmiş, görüşmelerin tutanaklarını da hasta isimlerini değiştirerek kitapta yayımlamışlardır.
[6] İstanbul Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi vb.
[7] Nurten Zeliha ŞAHİN, İslam Hukuku ve İnsan Hakları Bağlamında Eşcinsellik Sorunu, Ekev Akademi dergisi, S. 515
[8] Doç. Dr. Namık Kemal Okumuş, Sağlam Kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, Eşcinsellik ve Deizm Üzerine, Araştırma Yayınları, Ankara, 2017, s. 90.
[11] Daha geniş bilgi için bakınız: Namık Kemal Okumuş, A.g.e. s.123-131.
[12] Daha geniş bilgi için bakınız: Namık Kemal Okumuş, A.g.e. s. 132- 157. Nurten Zeliha Şahin, A.g.e. S. 521- 525. Dr. Üzeyir Köse, Eşcinsellik ve İslâm Ceza Hukukundaki Durumu, Akademik Sosyal Araştırmalar dergisi, Eylül 2017, S. 52, s. 390- 397.
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
İnsanın erken yaşlardan itibaren yardım etme davranışını sergilediği gözlemlenmiştir. İnsanlardaki yardımetme davranışı, insan davranışlarını inceleyen bilim dalı olan psikolojiyi “neden” sorusunu sormayaitmiştir. Doktor Michael Tomasello “Why We Cooperate” kitabında, 18 aylık bebeklerle yaptığı çalışmanınneticesinde, yardım etme duygusunu sonradan öğrendiğimizi değil; bu duyguyla birlikte doğduğumuzuifade ediyor ve bunu “doğal içgüdü” olarak adlandırıyor. Batı dünyasının doğal içgüdü …
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu. Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde …
Eşcinsellik Üzerine Bir Değerlendirme
Dünya tarihi boyunca iyilik ve kötülük hep var olagelmiştir. Zaman zaman bunlardan biri diğerine galebe de çalmıştır. Fakat insanlık tarihinde, kötülüğün bu kadar küreselleştiği ve reklamının yapılır hale geldiği bir dönem yaşanmamıştır. Hatta bu durumun biraz daha ötesine geçilerek, kötülüğün kanıksanmasının istendiği ve eleştirisinin yapılmasının engellenmeye çalışıldığı nadir dönemlerden birini yaşamaktayız.
Allah-u Teâlâ insanı bir erkek ve bir dişiden yaratmış ve insanlık tarihinde evlilikler bu ikisinin birlikteliği üzerine kurulmuştur. Çiftler arasında kurulmuş olan birlikteliğin temel amacı neslin devamı ve sağlıklı bir şekilde yetiştirilmesidir. Evlilik kurumu, çiftlerin içinde huzur buldukları ve cinsel isteklerini meşru bir şekilde tatmin ettikleri bir ortamın temin edilmesini sağlar. Bu birlikteliğin dışında yaşanan her türlü cinsel ilişki hem insan fıtratına aykırıdır hem de hiçbir din tarafından meşru görülmemiştir.
Konumuz bağlamında düşündüğümüzde eşcinsellik, insan neslinin devamını ve sağlıklı bir neslin yetişmesini engelleyen bir durumdur ve insanlık tarihinde sadece eşcinsellerden oluşan bir toplum asla var olmamıştır. Eşcinsellik, hemen hemen bütün dönemlerde sapkın bir yaşantı biçimi olarak görülmüştür.
“Eşcinselliğin doğuştan gelen genetik bir durum olduğu uzun zamandır birçok hekim ve eşcinsel lobisi tarafından hem topluma hem de eşcinsellere dayatılmaktadır. Oysa eşcinselliğin biyolojik ya da genetik kökenli olduğuna dair kabul görmüş, bilimsel hiçbir veri mevcut değildir.”[1] Eşcinsel eğilimin yaratılıştan geldiği, erkek ve dişi dışında üçüncü bir insan cinsiyetinin olduğuna dair iddialar, eşcinsel örgütler tarafından ortaya atılmakta ve bilimsel verilerin bu iddia doğrultusunda yorumlanmasından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla “Eşcinsellik üçüncü bir cinsiyettir, tercihtir, doğuştan gelen genetik bir yapıdır ve hastalık değildir.” tarzı sözlerin altını bilimsel verilerle doldurmak mümkün değildir. Bu sözler; olsa olsa bir yanlışı meşrulaştırmaya çalışan, içten içe yaşanan suçluluk duygusunu bastırmaya yönelik sözlerdir. En önemlisi de insan fıtratına ve insanlık tarihinin genel kabulüne aykırıdır.
Ayrıca eşcinsel eğilimin yaratılışla birlikte var olduğu iddiasını kabul etmek Allah-u Teâlâ’nın bir eğilime göre insanı yaratıp sonra da o bireye bu davranışı yasaklaması gibi çelişik bir durum ortaya çıkar ki bu, Allah-u Teâlâ’nın insanı yaratış ilkeleri ve adaletiyle bağdaşmaz.
Bütün insanlar normal bir cinsel eğilimle yaratılır fakat bazı insanlar erken çocukluk dönemi yaşantıları sebebiyle eşcinsellik problemi yaşayabilirler. “Eşcinsellik, insanda doğal olarak var olan bir eğilim değildir. Çocukluk çağında yaşanan travmalara, işgallere ve ihmallere bağlı olarak sosyal öğrenme ve yanlış eğilimle gelişmiş bir durumdur. Eşcinsellerin ortak noktası, hatalı anne-baba tutumları, ihmaller, işgaller, duygusal ve bedensel travmalar içeren erken çocukluk yaşantılarıdır. Yani eşcinsellik, zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Bu sebeple eşcinselliğin nedenlerini anlamak ve yaygınlaşmasını önlemek çok önemlidir. Yapılan çalışmalarda ve literatür bilgilerinde, sağlıklı bir aile ortamında yetişmiş ve herhangi bir travmaya maruz kalmamış ama eşcinsel bir yaşantı süren bir kişiye rastlanmamıştır. Ancak travmalar, işgaller ve ihmaller içeren erken çocukluk yaşantılarına sahip olan herkes eşcinsel olmaz. Çünkü mesele, travmaya maruz kalmak değil, o travmanın nasıl içselleştirildiğidir.”[2] Bir bireyde eşcinselliğin görülmesinin temel nedeni olarak bireyin anne ve babayla özdeşim kuramaması, anne ve babanın kimliklerine uygun davranmaması, hükmeden anne ve silik bir baba karakterinin varlığıdır. Eşcinsellik doğumla birlikte var olan bir şey değildir. Vücutta eşcinsellik geni diye bir şey yoktur. İkizler üzerine yapılan çalışmalar da bunu göstermektedir. Çünkü eşcinsel davranış gösteren bir bireyin ikizinde benzer bir durumun görülme oranı %38’dir.[3] Dolayısıyla eşcinsellik, büyük oranda anne-baba tutumundan kaynaklanan, kısmen de gebelik döneminde kullanılan birtakım ilaçların sebep olduğu psikolojik bir rahatsızlıktır ve tedavisi mümkündür.
Fıtrata uygun olan bu tavrın benimsenmesi hem birey hem de toplum sağlığı açısından önemlidir. Çünkü cinsiyet değiştirmeye yönelik cerrahi operasyonlar ya da uygulanan hormon tedavileri yaratılıştan gelen genetiği değiştirmez. Erkek yine erkek kadın yine kadındır. Yaratılışa uygun olmayan her türlü şey birçok sorunu da beraberinde getirmektedir.
Eşcinseller arasında alkol ve uyuşturucu kullanımı yaygındır. Yaratılıştan var olan cinsel eğilimi değiştirmeye çalışmak ya da gayri meşru bir şekilde tatmin yoluna gitmek, HIV ve cinsel hastalıklar gibi biyolojik; ağır depresyon, değersizlik hissi, kabul görmeme, intihar düşüncesi gibi psikolojik ve sağlıklı bir nesil yetiştirmenin imkânsız hale gelmesi, madde ve alkol bağımlılığı gibi toplumsal birçok soruna sebep olmaktadır. Bu sorunlar ya uzun sürecin sonunda tedavi edilebilmekte ya da çoğu zaman bu sorunların tedavisi mümkün olamamaktadır. “Psikiyatrik bir dergide yayımlanmış bir makaleye göre, şu anda 20 yaşında olan homoseksüel erkeklerin %30’unda 30 yaşına gelmeden ya HIV pozitif olacaktır ya da bu erkekler ölmüş olacaktır.”[4]
Eşcinsellerin yaşadıkları psikolojik rahatsızlıkların sebebini toplum baskısına bağlayanlar da vardır. Fakat eşcinselliğin toplum tarafından kanıksandığı ve eşcinsel evliliklerin yasal olduğu Hollanda, Belçika, Kanada, İspanya, Güney Afrika, Norveç, İsveç ve Danimarka gibi ülkelerde yaşayan eşcinseller de benzeri psikolojik rahatsızlıkları yaşamaktadırlar. Dolayısıyla, psikolojik rahatsızlıklara, toplum baskısından ziyade insan fıtratına aykırı bir yaşantının sebep olduğunu söylemek mümkündür.
Eşcinsel ilişki daha çok haz üzerine kurulduğu için aldatma oranının yüksek olduğu bir ilişki türüdür. Bu sebeple eşcinseller, evlilik kurumunda olduğu gibi uzun süreli birliktelikler yaşayamamaktadırlar.
Az bilinen ya da özellikle gizlenmeye çalışılan bir durum da, Batı’da eşcinsellikten kurtulmak için terapi alan ya da tedavi olan çok fazla insanın var olduğudur. Çocuklarında böyle bir rahatsızlık olduğunu fark eden aileler psikologlara başvurmakta ve çocuklarıyla birlikte terapi almaktadırlar. Ayrıca uzun yıllar eşcinsel yaşantı içinde olup da bu yaşantıdan kurtulmak isteyen ve kurtulan birçok insanın da var olduğu bilinmektedir.[5] Çünkü bedenen ve ruhen sağlıklı olmak her bireyin hakkıdır.
Televizyon yayımlarında sigara içen birini göstermek yanlış bir örnek teşkil edeceği gerekçesiyle yasaklanırken; aynı programlarda içki içen, zina eden ya da eşcinsel olduğunu açıklayan birinin gösterilmesinde -içki, zina ya da eşcinsellik sigaradan daha az zarar veren bir davranışmış gibi- hiçbir sakınca görülmemektedir. Özellikle de internet üzerinden yayın yapan birçok film ve dizi kanalında, konu ne olursa olsun, mutlaka eşcinsel karakterlere yer verilmektedir. Bu yayınların özellikle gençler tarafından takip edildiği de düşünüldüğünde nasıl bir algı yönetimiyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak daha kolay olmaktadır. Sürekli bu yayınları takip eden bir birey için bu durum sıradan bir durum olarak algılanmaya başlayacaktır.
Bunlardan daha önemlisi ise eşcinseller, bu fiile bulaşmamış bireylere zorbalık ve sarkıntılık yapmaktadırlar. Öyle ki Lût peygamberin misafirlerine sarkıntılık yapacak kadar işi ileri götürmüşlerdir. Diğer bir ifadeyle Lût kavmi döneminde bu kötü fiili işleyen kişiler, toplumun geneli üzerinde sosyal baskı uygulayabilecek güçteydiler. Bugün de benzer bir durum özellikle batı toplumlarında görülmektedir. Eşcinsellik aleyhindeki söz ve davranışlar insan hakları bağlamında değerlendirilerek bu fiili işleyenler, hem çeşitli cezalara çarptırılmakta hem de sosyal medyada linç kampanyasına tâbi tutulmaktadırlar.
İslam’a göre fuhşiyat bağlamında değerlendirilebilecek bir davranışın eleştirilmesi maalesef Müslüman toplumlarda da engellenmeye çalışılmaktadır. Uluslararası anlaşmalar[6] ülke kanunlarının üzerinde yaptırım içerdiği için eşcinselliğin sapkın ve kabul edilemez bir şey olduğunu söylemek kişi haklarına saldırı olarak değerlendirilebilmektedir. “Farklı cinsel yönelimlere getirilen yasaklar, İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. Maddesi çerçevesinde özel hayata müdahale sayılmıştır. Türkiye’nin de üye olduğu Avrupa Konseyi’nin Danışma Meclisi olan Parlamenterler Meclisi (AKPM), Strasburg’da tavsiye kararı olarak, eşcinselliğin suç tanımından çıkartılmasını istemiş ve eş cinselliğe yönelik ayrımcılığın insan haklarına aykırı olduğunu ilan etmiştir. Eşcinsellik, belirtildiği gibi kişilik hakkı olarak kabul edilmesi ile eşcinselliğe karşıt bir tutum, insan onurunu ihlal anlamına gelmektedir.”[7]
Son dönemde Diyanet İşleri Başkanı’nın “Kur’an’ın, eşcinselleri lanetlediği, zina ve eşcinselliğin hastalığı da beraberinde getirdiği” yönündeki sözleri karşısında Ankara Barosu’nun “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” gerekçesiyle Diyanet İşleri Başkanı’na dâva açması, ayrıca birçok derneğin Diyanet İşleri Başkanı’nın sözlerinin aleyhinde açıklamalar yapması hatta bu sözlere büyükelçi düzeyinde tepkiler gelmesi önemli bir örnektir. Eşcinsellik aleyhine yapılacak bir konuşma bile özel hayata müdahale olarak değerlendirilip suç kapsamına alınmaya çalışılmaktadır. “Adı geçen cinsel eğilimin modern dünyada belli takipçilerinin olması, üstelik de bunların iyi reklam yapıyor olması ve konuyu birey hakkı çevresinde sunması hasebiyle, bu eğilimle mücadele edenlerin işleri hayli zorlaşmaktadır.”[8]
Bugün Müslüman toplumlardan eşcinsel yaşantının kabul edilmesinin de ötesinde “bir değer olarak kabul edilmesi” istenmektedir. Yani eşcinselliğe ve eşcinsellere değer vermemiz istenmektedirler. Fakat “İslam hukuku, kişinin farklı kimlik taleplerini bedensel açıdan ele almakta ve kişinin bedensel olarak erkek olup da duygu bakımından kadın gibi hissetmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz ara formu kabul etmemektedir. İslam hukuku, duygusal tanımlamayı içeren farklı cinsel yönelimleri, Allah’ın belirlediği sınırı aştıkları için günah ve suç olarak tanımlar.”[9]
Tüm dinler gibi İslam da Müslümanların cinsel yaşantılarında takip etmeleri gereken temel ilkeleri belirlemiştir. Neslin korunması açısından bu ilkelere uyulması bir zorunluluktur. Bu kurallara aykırı davranışlar (zina, eşcinsellik vb) gerek alınan tedbirlerle gerekse de uygulanan yaptırımlarla engellenmeye de çalışılmıştır. Konumuz bağlamında Nisa suresinin aşağıdaki ayetlerini inceleyebiliriz:
“Kadınlarınızdan çirkin fiilde bulunanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutun. İçinizden bu çirkin fiili işleyen ikilinin (erkeklerin) canlarını yakın. Eğer tövbe eder, durumlarını düzeltirlerse artık onlara eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden, çok esirgeyendir.” (Nisa, 15-16) Ayetlerdeki çirkin fiil olarak tercüme edilen “fahişe” ifadesi hemcinsler arasındaki cinsel ilişki (livata ve sevicilik) olarak anlaşılmış ve bu fiili işleyenler için öngörülen ceza bu ayetlerle belirlenmiştir.[10] Ayrıca hadislerde de bu konuyla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir.[11] İslam hukuku eşcinselliği hem günah hem de suç kapsamında değerlendirmektedir. Bu sebeple eşcinselliğin hem uhrevi hem de dünyevi cezası vardır. İslam âlimleri, eşcinsel davranışın insan fıtratına ve İslam’ın temel ilkelerine aykırı bir tutum olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. İslam âlimleri içerisinde bu fiilinin meşru olduğuna dair bir görüş ortaya koyan yoktur. İtilaf bu suça verilecek cezanın ne olacağı üzerinde yaşanmaktadır ki İslam âlimleri suçun sabit olması durumunda eşcinsellik suçunu işleyen kişilere had cezasının veya tazir cezalarından birinin verilmesi gerektiği konusunda değişik görüşler ortaya koymuşlardır.[12]
Eşcinsellik en nihayetinde bireysel bir hazdır ve toplum yararı bireyin hazzından önceliklidir.
Çünkü bu yorumların kaynağı Müslümanların literatürü değildir. Bu yorumların kaynağı olsa olsa iğdiş edilmiş bir bilinç, kanıksanmış bir aşağılık kompleksi ve seküler değerlerin işgaline uğramış bir zihindir. Bu zihnin kendisi sorunlu ve tedavi edilmeye muhtaçtır.
Birçok problemi beraberinde getiren bu durum karşısında devletlerin sağlıklı bir nesil yetiştirmek gibi gayelerle gerekli tedbirleri alması bir zorunluluktur. Neslin korunması İslam hukukunun temel ilkelerindendir. Müslümanların hem yasal yollarla hem de tebliğ vasıtasıyla bu durumla mücadele etmesi gerekmektedir. Bir Müslüman için bu durumun hoş görülecek ya da hafife alınacak bir tarafı bulunmamaktadır.
Dipnotlar:
[1] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, Anne Babalar İçin Gençlerde Homoseksüelliği Önleme Rehberi, Kaknüs Yayınları, 1. Basım, İstanbul 2011, s.12. Dr. A. Cem KEÇE, yayıncının önsözü.
[2] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, A.g.e s.14. Dr. A. Cem KEÇE, yayıncının önsözü.
[3] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi. Daha geniş bilgi için bakınız: A.g.e. s.91.
[4] Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, A.g.e s.188.
[5] Bununla ilgili örnekler için bakınız: Dr. Joseph Nicolosi, Linda Ames Nicolosi, Age. Yazar ve eşi psikolog olarak birçok terapi gerçekleştirmiş, görüşmelerin tutanaklarını da hasta isimlerini değiştirerek kitapta yayımlamışlardır.
[6] İstanbul Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi vb.
[7] Nurten Zeliha ŞAHİN, İslam Hukuku ve İnsan Hakları Bağlamında Eşcinsellik Sorunu, Ekev Akademi dergisi, S. 515
[8] Doç. Dr. Namık Kemal Okumuş, Sağlam Kulpa Tutunamayanlar, Ahlak, Eşcinsellik ve Deizm Üzerine, Araştırma Yayınları, Ankara, 2017, s. 90.
[9] Nurten Zeliha ŞAHİN, A.g.e.
[10] Daha geniş bilgi için bakınız: https://kuran.diyanet.gov.tr/tefsir/Nis%C3%A2-suresi/508/15-16-ayet-tefsiri
[11] Daha geniş bilgi için bakınız: Namık Kemal Okumuş, A.g.e. s.123-131.
[12] Daha geniş bilgi için bakınız: Namık Kemal Okumuş, A.g.e. s. 132- 157. Nurten Zeliha Şahin, A.g.e. S. 521- 525. Dr. Üzeyir Köse, Eşcinsellik ve İslâm Ceza Hukukundaki Durumu, Akademik Sosyal Araştırmalar dergisi, Eylül 2017, S. 52, s. 390- 397.
Yazar
İlgili Yazılar
Mülkiyet, Özgürlük ve Adalet Bağlamında İktisadi İnsanın İmali
Müslümanın en büyük ideali iyi bir ölümle ölmektir. Müslüman olarak ölmektir ama dönüşen neydi, ne oldu da hâlihazırda Müslümanlara gelecekle ilgili en büyük beklentin, talebin nedir diye sorulduğunda “Müslüman olarak ölmektir.” cevabı alınamaz hâle gelindi? Elbette belli şeyleri yitirerek belli tarzda bir varoluşa dayalı hale geldiğimiz, belli tarzda var olma pratiğine angaje olduğumuz için artık öyle bir soruya böyle bir cevap verilemediği ifade edilebilir.
Neden Yardım Ederiz
İnsanın erken yaşlardan itibaren yardım etme davranışını sergilediği gözlemlenmiştir. İnsanlardaki yardımetme davranışı, insan davranışlarını inceleyen bilim dalı olan psikolojiyi “neden” sorusunu sormayaitmiştir. Doktor Michael Tomasello “Why We Cooperate” kitabında, 18 aylık bebeklerle yaptığı çalışmanınneticesinde, yardım etme duygusunu sonradan öğrendiğimizi değil; bu duyguyla birlikte doğduğumuzuifade ediyor ve bunu “doğal içgüdü” olarak adlandırıyor. Batı dünyasının doğal içgüdü …
Ahlâkın Sosyolojisi Sosyolojinin Ahlâkı
Ahlâkın toplumda bir geçerlilik ve gerçeklik kazanabilmesi için bireyin kendisinde bulunanlardan daha üstün bir değere sahip ahlâki güçler olduğu ve bu güçlere boyun eğecek şekilde yetiştirilmiş olması gerektiği kabul edilmelidir. Bunu sağlamanın yolu da otoritenin varlığını kabul etmekten geçmektedir zira hiçbir duygu otorite duygusunun içine sızamamakta ve onu etkileyememektedir
İçtihad Yanılma Hürriyeti
Evvela şunu bilmelidir ki her mümin potansiyel anlamda önündeki, elindeki, zihnindeki, karşılaştığı bütün hususlarda sıradan, alelade bir tepki vererek geçiştirici bir tavır gösterirse bu tutumundan ötürü mesul olacağını bilir, bilmelidir. Müminin cahil sıfatı yoktur. Bu bakımdan o; çaba göstermek, bütün gücünü kullanmak, hak ve hakikat uğruna ısrarlı olmak ve zahmet çekmeyi göze almakla mükelleftir
İslam’dan Değil, Ama Müslümanlardan Korkulur
Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu. Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde …