”Ey insanlar şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Allah katında en değerli olanınız o’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. Her şeyden haberdardır.” Hucurat \13
Suretimiz haktan yana siretimiz meydanda. Özgürlüğü yanlış anladık galiba, özgürlük bize sorumluluğumuzu unutturmuş olmalı; sorumsuzluk samimiyetsizliği, samimiyetsizlik bencilliği tetiklerken yaralandık. Geçim sıkıntısı çektiğimiz bundan… Bu bizim mahallenin öyküsü; küresel anlamda düşünürsek birbirleri ile geçinebilen iki millet göremiyoruz. Geçinebilmek için gayret yoksa adalette yok demektir. Adalet yoksa zulüm gelmiştir.
Yaratılış gayemizin asıl sebeplerinden biride hangimizin daha güzel eylemler ortaya koyacağının tespiti içindi. Sonsuz rahmet kaynağı rabbimiz, “yol tarifi”ni idrak edecek kadar iradede vermişti. Yükleneceğimiz yük taşıyabileceğimizden fazlası da değildi. Sadece sorumluluk duyup, şu geçici yeryüzünde yaşanılabilinecek bir toplum oluşmasına yardımcı olmaktı. Kısaca ödevimiz bundan ibaretti. Ne yazık ki insanoğlu; hesabı kendi yapıp, hükmü de kendi verme telaşına girdi.
Tekrar mahalleye dönersek, umutla bekliyoruz…Özgürlük, eşitlik, öz güven gibi toplumu güçlendirici kavramları doğu anlayanların çoğalmasını umut ediyoruz. Hata yapmamaya özen gösterip, yapılmış hataları da telafi etme bilincine sahip bir toplum umut ediyoruz. Bir öfke ile yıkılmayacak evlilikler, çocuklara nasıl zarar verildiğini düşünmeden bencilce hazırlanan boşanma davalarının sona ermesini umut ediyoruz.
Biz seher vaktinde; eşinin kahvaltısını hazırlayıp hayır dualarıyla işe yollayan hanımları özledik. İşten eve dönen babanın yorgunluğuna saygı gösterip sessizce halleşen evlatları, birbirlerine samimiyetle bağlı kardeşleri, bir çatı altında hürmet ve merhameti özledik.
Çocukların, gençlerin edep ve adabında doğal kontrolörler olan mahallenin hatırlı büyüklerini özledik. Yanlarında yaşlanan anne-babalarına şefkat ve ihsanda bulunan gelinleri-damatları özledik. Her daraldığımızda kapılarını çalabildiğimiz komşuları özledik.
İletişim damarlarımızı; haset, kibir, saygısızlık huylarıyla tıkamışız maalesef; affedemiyoruz, hoş göremiyoruz, sabredemiyoruz, kendimize istediğimizi başkası içinde istemiyoruz. Bu görüntü birbirimizle nasıl geçindiğimizi ifade ediyor sanırım.
Psikoloğun şöyle bir hikâyesi vardı(duyulmuş olsa da hatırlamada fayda var): Gelin, kayınvalidesinden dertlidir, bir türlü geçinemezler, gelin öyle bunalmıştır ki artık sinirleri bozulmuş, kayınvalideden kurtulmanın yollarını arar olmuştur. Yardım almak için bir psikiyatriste gider, psikiyatrist gelin hanımı dinler, hanım öyle öfkelidir ki kayınvalidesinin ölümünü dahi ister. Psikiyatrist “öldürelim de kurtul o zaman” diye gelin hanımı yüreklendirir. “Ben ona ilaç yazarım şimdi, her gün birer tane yemeğine katarsın, bir ay sonra vadesi dolar zaten” der. Gelin hanım ilacı aldığı gibi eve koşar, başlar ilaçlardan birer birer vermeye, birkaç gün geçer “aman” der, “nasıl olsa ölecek, iyilik bende kalsın, sessiz durayım, hiç karışmayayım, ne söylerse yapayım” der…
Kayınvalide bakar ki gelinin durumunda bir iyileşme var o da derki “sesimi çıkarmayayım artık, bana karşılık bile vermiyor”. Zaman ilerledikçe gelin-kayınvalide güzel güzel geçinmeye başlarlar, fakat vakit daralmıştır. Sakinleşen gelin hanım yaptığından vicdan azabı duymaya başlar ve doğruca pisikiyatriste gider: “doktor bey kayınvalidemle aramız düzeldi ama ölmesi yakınlaştı, bunu durduracak bir ilacın var mı?”der. Pisikiyatrist bunu bekliyordur zaten: “ikinizde iyileştiniz başka ilaca gerek yok” der ve gelin hanıma mutluluklar diler.
Biz yine de umut edelim. Sabretmek umuttur; gayeye ulaşmak için adilce direnmektir ta ki birbirimize “hakkı ve sabrı” tavsiye ettiğimizde, komplekse girmek yerine bu eylemi doğal bir iletişim reçetesi olarak bilelim. O zaman; anlamı hayata geçirildiğinde dünyayı değiştirebilecek, günde bir tablet “ASR” suresi idealimiz olsun.
– Seni seviyorum! – Bunlar boş lâflar… – Sevgin büyüyor içimde! – Hep aynı sözler… – Aşkın içimde bir şehir oldu biliyor musun? Yıldızlarla, güneş ve nehirlerle, çocuklarla, ağaçlarla ve kuşlarla dolu bir şehir… – Demek ki kalbin bu dünyadaki her şeyi alamayacak kadar küçük! Eliyle göğsünü göstererek: – Burada dünyadan daha büyük bir kalp …
Sinemada “ötekiler” üzerine düşüncelerin ele alındığı filmlerin ana ekseninde birbirinden farklı dünyaların, olguların, özel durumların derinlemesine analizleri değil, genellemelere dayalı bakış açıları daha çok ön plandadır. Bir film yapılmadan önce, çoğunlukla yönetmenin zihninde kurgulandığı için yapım aşamasında kurguyla ete, kemiğe büründürülür. Çoğu kez gişe kaygısı, ideolojik tutumlar ve siyasal atmosfer, ben-öteki karşıtlığını belirli sabitelere bağlama amacı taşır.
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.
Düzelir Miyiz? Bilmem
”Ey insanlar şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık. Allah katında en değerli olanınız o’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir. Her şeyden haberdardır.” Hucurat \13
Suretimiz haktan yana siretimiz meydanda. Özgürlüğü yanlış anladık galiba, özgürlük bize sorumluluğumuzu unutturmuş olmalı; sorumsuzluk samimiyetsizliği, samimiyetsizlik bencilliği tetiklerken yaralandık. Geçim sıkıntısı çektiğimiz bundan… Bu bizim mahallenin öyküsü; küresel anlamda düşünürsek birbirleri ile geçinebilen iki millet göremiyoruz. Geçinebilmek için gayret yoksa adalette yok demektir. Adalet yoksa zulüm gelmiştir.
Yaratılış gayemizin asıl sebeplerinden biride hangimizin daha güzel eylemler ortaya koyacağının tespiti içindi. Sonsuz rahmet kaynağı rabbimiz, “yol tarifi”ni idrak edecek kadar iradede vermişti. Yükleneceğimiz yük taşıyabileceğimizden fazlası da değildi. Sadece sorumluluk duyup, şu geçici yeryüzünde yaşanılabilinecek bir toplum oluşmasına yardımcı olmaktı. Kısaca ödevimiz bundan ibaretti. Ne yazık ki insanoğlu; hesabı kendi yapıp, hükmü de kendi verme telaşına girdi.
Tekrar mahalleye dönersek, umutla bekliyoruz…Özgürlük, eşitlik, öz güven gibi toplumu güçlendirici kavramları doğu anlayanların çoğalmasını umut ediyoruz. Hata yapmamaya özen gösterip, yapılmış hataları da telafi etme bilincine sahip bir toplum umut ediyoruz. Bir öfke ile yıkılmayacak evlilikler, çocuklara nasıl zarar verildiğini düşünmeden bencilce hazırlanan boşanma davalarının sona ermesini umut ediyoruz.
Biz seher vaktinde; eşinin kahvaltısını hazırlayıp hayır dualarıyla işe yollayan hanımları özledik. İşten eve dönen babanın yorgunluğuna saygı gösterip sessizce halleşen evlatları, birbirlerine samimiyetle bağlı kardeşleri, bir çatı altında hürmet ve merhameti özledik.
Çocukların, gençlerin edep ve adabında doğal kontrolörler olan mahallenin hatırlı büyüklerini özledik. Yanlarında yaşlanan anne-babalarına şefkat ve ihsanda bulunan gelinleri-damatları özledik. Her daraldığımızda kapılarını çalabildiğimiz komşuları özledik.
Psikoloğun şöyle bir hikâyesi vardı(duyulmuş olsa da hatırlamada fayda var): Gelin, kayınvalidesinden dertlidir, bir türlü geçinemezler, gelin öyle bunalmıştır ki artık sinirleri bozulmuş, kayınvalideden kurtulmanın yollarını arar olmuştur. Yardım almak için bir psikiyatriste gider, psikiyatrist gelin hanımı dinler, hanım öyle öfkelidir ki kayınvalidesinin ölümünü dahi ister. Psikiyatrist “öldürelim de kurtul o zaman” diye gelin hanımı yüreklendirir. “Ben ona ilaç yazarım şimdi, her gün birer tane yemeğine katarsın, bir ay sonra vadesi dolar zaten” der. Gelin hanım ilacı aldığı gibi eve koşar, başlar ilaçlardan birer birer vermeye, birkaç gün geçer “aman” der, “nasıl olsa ölecek, iyilik bende kalsın, sessiz durayım, hiç karışmayayım, ne söylerse yapayım” der…
Kayınvalide bakar ki gelinin durumunda bir iyileşme var o da derki “sesimi çıkarmayayım artık, bana karşılık bile vermiyor”. Zaman ilerledikçe gelin-kayınvalide güzel güzel geçinmeye başlarlar, fakat vakit daralmıştır. Sakinleşen gelin hanım yaptığından vicdan azabı duymaya başlar ve doğruca pisikiyatriste gider: “doktor bey kayınvalidemle aramız düzeldi ama ölmesi yakınlaştı, bunu durduracak bir ilacın var mı?”der. Pisikiyatrist bunu bekliyordur zaten: “ikinizde iyileştiniz başka ilaca gerek yok” der ve gelin hanıma mutluluklar diler.
Biz yine de umut edelim. Sabretmek umuttur; gayeye ulaşmak için adilce direnmektir ta ki birbirimize “hakkı ve sabrı” tavsiye ettiğimizde, komplekse girmek yerine bu eylemi doğal bir iletişim reçetesi olarak bilelim. O zaman; anlamı hayata geçirildiğinde dünyayı değiştirebilecek, günde bir tablet “ASR” suresi idealimiz olsun.
İlgili Yazılar
Kalp [1]
– Seni seviyorum! – Bunlar boş lâflar… – Sevgin büyüyor içimde! – Hep aynı sözler… – Aşkın içimde bir şehir oldu biliyor musun? Yıldızlarla, güneş ve nehirlerle, çocuklarla, ağaçlarla ve kuşlarla dolu bir şehir… – Demek ki kalbin bu dünyadaki her şeyi alamayacak kadar küçük! Eliyle göğsünü göstererek: – Burada dünyadan daha büyük bir kalp …
Timbuktu’da İslamcılık, Şiddetin Estetiği Üzerine
Sinemada “ötekiler” üzerine düşüncelerin ele alındığı filmlerin ana ekseninde birbirinden farklı dünyaların, olguların, özel durumların derinlemesine analizleri değil, genellemelere dayalı bakış açıları daha çok ön plandadır. Bir film yapılmadan önce, çoğunlukla yönetmenin zihninde kurgulandığı için yapım aşamasında kurguyla ete, kemiğe büründürülür. Çoğu kez gişe kaygısı, ideolojik tutumlar ve siyasal atmosfer, ben-öteki karşıtlığını belirli sabitelere bağlama amacı taşır.
Mustafa Ökkeş Evren’den Hız Çağına “Sus İşareti”
“Az söz er öğüdüdür
Çok söz hayvan yüküdür
Bilire bir söz yeter
Sende gevher var ise”
Uçurtma Avcısı’nda Av Ve Avcılar
Bazen bir filmin mesajını tamamen anladığımızı sanırız, oysa bu o kadar basit olamayabilir. Edward Said’in de belirttiği gibi bir metindeki örtük anlam her zaman açığa çıkarılmaz, okuyucuya ya da izleyiciye o konuda kesin bir bilgi verilmez. Çoğu zaman onu bulup çıkarmak, deşifre etmek gerekir. Anlamı oluşturan söylemler, çeşitli katmanlar arasına gizlendiği için derinlikli bir bakış açısı ve eleştirel bir analizle meseleyi değerlendirmek icap edebilir.
Kardeşlerim
Oyun bozuldu ve sokaklar boşaldı. Fakat eve dönen de olmadı. Mevsimler karıştı. Çiçeklerin adı unutuldu.
Kardeşlerden biri hasta olursa, diğeri pencereden seyrederdi karın sessizliğini. Şimdi kardeşlerin pencereleri sırt sırta. En güzel top oynayan işte onunki süper kahraman desenli bir perde, hiç açılmıyor artık . Eski sokağa bakan diğer pencerede de bir rüzgar gülü duruyor.
Her sabah kardeşler, erkenden kayboluyorlar ortalıktan.