Güzelin karşısında çirkininin ne önemi var ki? Güzel varken çirkinden kime ne? Herkesin talep ettiği veya aradığı şey güzelin ta kendisi değil midir? Güzeli isteriz veya istediğimiz zaten güzeldir. Ama güzel nedir ki? Çirkin olmayan mıdır? Sahiden güzel, iyiden daha mı yücedir. Güzel; uğruna destanlar, şiirler, romanlar ve daha neler neler yazılan, yapılan veya söylenen ise esasında nelerden müteşekkildir bilmemiz geremez mi? Tüketim toplumu estetiği ve güzeli birer meta haline getirirken hala aynı ‘güzel’den bahsedebilir miyiz? İslam’ın güzel anlayışını bilmeden Müslümanlar nasıl, bakıp, nasıl görecek, nasıl ahlaklanacak, nasıl sanat yapacak ki.. bu kadar önemli bir kavramı derinlemesine öğrenme ihtiyacımız bizi Prof. Dr. Kadir Canatan ile bu konuyu konuşmaya itti. ‘Güzel’e dair her şeyi konuşmadık –ki buna sayfalar yetmez- belki ama ‘güzel’i anlamak için bir adım attık. Haydi bir adım da siz atıp röportajı okumaya başlayın.
Güzel nedir? Güzel, çirkin olmayandır, diyebilir miyiz? Güzel olmayan nedir? Çirkin nedir?
Her disiplinin bir konusu vardır. Ahlâk felsefesi “iyi” ve “kötü” kavramlarıyla, bilim “doğru” ve “yanlış” kavramlarıyla değerlendirme yapar. Estetik ise “güzel” ve “çirkin” kavramlarıyla çalışır. İlk etapta şeyleri güzel ve çirkin olarak değerlendirmek öznel bir yaklaşımdır. Bu anlamda güzel ve çirkin izafîdir. Yani bana ve sana göre değişir. Hatta bugün güzel gördüğüm bir şey yarın çirkin olabilir. Kullandığımız bir elbise ve arabada sık sık bu tür durumlar ortaya çıkmaktadır. Ancak toplumların güzel ve çirkin konusunda düşündüklerini incelediğim zaman ortak yargılar bulunduğunu görürüz. O halde toplum olarak yaşamak ve ortak bir kültüre sahip olmak bize estetik ölçüler konusunda da bazı standartlar sağlamaktadır. Bu ikinci düzey, sosyolojik bir düzeydir ve bu noktada öznel estetik anlayışı aşılır ve objektif diyebileceğimiz normlar ortaya çıkar. Türkler ve hatta yabancılar (turistler) Ayasofya ve Sultan Ahmet gibi mimarî yapıları estetik bulurlar. Burada demek ki sosyolojik ve hatta sosyoloji ötesi bir güzellik kavramına ulaşılmıştır.
Güzellik ve çirkinlik konusunda üçüncü adım, felsefî yaklaşımdır. Felsefe, “Acaba insanlar güzellik ve çirkinlik konusunda evrensel bir uzlaşıya varabilirler mi?” diye sorar. Yapılan araştırmalar bu kavramların evrensel olabileceğini göstermektedir. Bir belgesel izlemiştim ve belgeselde dünyaca ünlü mankenlerin resimleri pek çok ülkede insanlara gösteriliyor ve mankenlerin güzel olup olmadıkları soruluyor. Ulaşılan sonuç şudur: Çok farklı kültürlerde yaşayanlar insanlar mankenleri “güzel” olarak tanımlıyorlar. Bu sonuç araştırmacıları bir ileri noktaya taşıyor ve bu kez şu soruya cevap arıyorlar: Pekiyi bu mankenleri güzel kılan nedir? Bu soruya cevap bulmak için mankenlerin yüz fotoğraflarını bilgisayar ekranına aktarıp teknik bir inceleme yapıyorlar. Bu işlemin sonunda ilginç bir sonuca varıyorlar. Mankenlerin yüz hatlarının orantılarının mükemmel olduğu görülüyor. O zaman “güzellik” eşittir “simetri” şeklinde bir sonuç çıkıyor. Biz buradan “çirkin” hakkında da bir şey söyleyebiliriz. Simetrik olmayan şeyler bize “çirkin” görünüyor.
Güzellik ve estetik arasında dolayım ve doğrudanlık açısından nasıl bir bağ vardır?
Günlük dilde bir şeyin estetik olduğunu söylüyorsak, onun güzel olduğunu söylüyoruz. Yani arada kavramsal olarak doğrudan bir ilişki var. Ancak gerçekte estetik, güzellikle uğraşan felsefe dalıdır. Ama günlük hayatta doğrudan güzellik kavramının karşılığı ve eş anlamlısı olarak kullanılıyor. Bu etik ve ahlâk arasında da yapılan bir hatadır! Etik, ahlâkın karşılığı değildir. Ama çoğumuz günlük hayatta “iyi” bulmadığımız bir şeye “etik değil” diyoruz. Bu kullanım doğru değil. Etik, ahlâk üzerinde yapılan felsefenin adıdır, yani ahlâk felsefesidir. Ahlâk ise toplumsal olarak iyi ve kötü olarak nitelediğimiz davranış ve tutumlardır. Ahlâk her zaman iyi olmak zorunda değildir, bazen “falan adam kötü ahlâklıdır” diyoruz. Demek ki iki tür ahlâk vardır: İyi ve kötü ahlâk.
Toparlayacak olursak güzellik bir olgudur, estetik ise güzellik felsefesidir.
Güzelliğin kaç boyutu vardır? Kaç şekilde algılanabilir/bilinebilir?
Yukarıda söylediğim gibi en az üç boyutu vardır. Öznel, toplumsal ve evrensel… Öznel olan boyut, bireyselleşmeye bağlı olarak öne çıkmaktadır. İnsanlar giderek herkesin güzel bulduğu şeyleri problematize ediyorlar ve ben “güzel bulmuyorum” diyorlar. Demek ki toplumsal gelişmelerle birlikte bu boyutlar arasındaki ilişkilerde değişmeler gözlemleniyor. Günümüzde küresel bir ahlâktan bahsediliyor, bu evrensel ahlâktan farklı bir şey. Ahlâkın evrenselliği felsefede tartışılan bir şey iken, bunun fiilen gerçekleşme imkânı araştırılıyor. Sanırım şöyle bir şey olacak: Küreselleşme ilerledikçe her yerde kabul gören ahlâksal ve estetik normlar ortaya çıkacaktır. Ama burada bunların evrensel olup olmadığı pekâlâ sorgulanabilir. Çünkü bize evrensel olarak pazarlanan şey, çoğu zaman egemen kapitalist kültürün değerleridir.
Güzelliğin belirleyeni nedir? Güzellik sizce salt bir harmoni/uyum/ahenk den mi ibarettir?
Bu felsefe ve kelâmda (teoloji) çok tartışılmış bir konudur. Teknik olarak simetri (ahenk ya da uyum) güzelliğin belirleyeni görünüyor. Ama bu güzelliğin ölçülebilir bir boyutudur. Descartes’tan bu yana ölçülebilir ve matematiksel olan bilimin kriteri olarak kabul ediliyor. “Bilim ölçmektir, ölçülemeyeni ölçülebilir hale getirmektir.” Bu söz Galileo Galilei’ye aittir. Ancak bu pozitivist bakış açısı tartışmalı bir konudur. İnsanlar bazen uyumsuz şeyleri de güzel bulabiliyorlar. Çok karmaşık görünen şeylerin de bir uyum/ahenk oluşturduğu biliniyor.
Bizim kelâmda “hüsn ve kübuh” konusu aslında bir güzellik-çirkinlik tartışmasıdır. Burada temel soru şudur: Şeyler, kendi doğalarından dolayı mı temiz ve güzeldir, yoksa Tanrı öyle adlandırdığı için mi? Bu tartışmadan iki görüş çıkmıştır. Mâturîdîler şeylerin doğalarından dolayı güzel ve temiz olduğuna inanırlar. Oysa Eş’arîler şeylerin doğası diye bir şeye inanmazlar, Tanrı domuza “pis” dediği için pis ve haramdır.
Güzelin erotik olan ile taallûku nereden gelir?
Bu soru yukarıdaki soruya da açıklık getirebilecek daha somut bir soru. Aşk ve cinsellik ilişkisi… Aşk ruhanî bir şeydir ama cinselliği kapsar. Ama cinsellik anlamında kullanılan seks ve erotizm aşkı kapsamaz. 19. yüzyıldan beri giderek ruh geri plana atılmaya ve beden ön plana geçmeye başladı. Bu da doğal olarak aşkı gerileten ve bedeni, yani cinselliği öne çıkaran bir süreçle sonuçlandı. Önceleri aşk filmleri sinema ve edebiyatta önemli iken, şimdi seks ve erotik önemli hale geldi. Bu gelişmelerle birlikte güzellik de dönüşüm geçirdi ve şimdi güzel kadın denilince akla seksi kadın geliyor. Aslında insanın zaafları üzerinden bir manipülasyon yapılıyor.
Bir klişe olarak güzel bakmak ve/veya güzele bakmak nedir? Nasıl olmalıdır?
Benim hocam Anton Zijderveld’in “Klişelerin Diktatörlüğü” adlı güzel bir kitabı var. Burada klişe, bir söz ya da davranışta anlamın geri plana atılması, işlevin ön plana geçmesi olarak tanımlanır. Modernleşme süreçleri ilerledikçe, Zijderveld’e göre klişeleşme artacaktır. “Güzel bakmak” günlük bir klişedir. Anlamı önemli değildir, nasıl bir işlev üstlendiği önemlidir. Güzel bakmak, iyi niyetli bakmaktır. Niyet kötü ise, bakmak da kötüleşir. Demek ki “Eylemler niyete göredir.” Ancak bakmanın da bir adabı vardır, bir kişiye uzun uzun bakıp “iyi niyetle bakıyorum” diyemezsiniz. Bunu hiç kimse yutmaz. Demek ki burada güzel bakmak bir ahlâkla birlikte yürümektedir.
“Güzel bilim” doğru bir kullanım olmaz ama “güzel sanat” olur veya “güzel ahlâk” olur. Sizce “güzel” kelime olarak neleri niteler veya niteleyebilir?
Türkçede bazı kelimeler geçişlidir, yani analitik olarak ayırt edilen şeyleri aynı anda kapsayan şemsiye kelimelerdir. Güzel kelimesi de böyle bir şeydir. Güzel kelimesi çok anlamlıdır, hem iyi olanı hem hoş olanı ifade eder. Hem bedii ve zarif olanı hem de ahlâk ve görgü kurallarına uygun olanı dile getirir. Günlük hayatta her şey içe içedir. Bilim ise bu iç içe olanı birbirinden ayırt eder ve öyle sunar. Buna analitik (parçacı ya da parçalayıcı) yaklaşım diyoruz. Bu, tipik Batılı toplumların düşünme biçimidir. Asyalı ve Doğulu düşünme biçimi holistiktir yani bütüncüldür.
İslâm’ın güzellik ve estetik algısı nedir? İslâm neye güzel der? Müslümanlar nelere güzel diyebilirler?
Müslümanların estetik kuramı, sadece yatay (dünyevî) değildir. Hem yatay hem de dikeydir. Güzellik aşkın bir boyuta sahiptir. Yani güzel dediğimiz şeyler aşkın olana işaret eder. Kur’ân olgu ve süreçleri “ayet” olarak niteler.
Ayet, gösterge demektir. Sözgelimi Kur’ân’da tabiat tasvirleri yapılırken, bu anlatımlar “İşte bunlar Allah’ın ayetleridir.” diye sonuçlandırılır. Günümüzde göstergebilimsel olarak nitelenen bir dil var. Bizim düşünme biçimimiz tamamen göstergebilimseldir ve öyle olmak zorundadır. Evrende güzel gördüğümüz şey, Allah’ın cemâl sıfatına bir göndermedir. Tüm eşya Allah’ın elinden çıkmıştır. Gerçek Sanatçı (Sâni’) O’dur. O halde onun yarattığı her şey güzeldir, çünkü O’ndan izler taşır.
Pekiyi çirkinlik nereden çıkıyor? Bu konu kelâmda “teodise” (kötülük problemi) başlığı altında tartışılır ve zor bir meseledir. Kur’ân, iyi ve kötü işleri hep insana atfeder. Allah âdildir ve O insanlara kötülük etmez. Kötülük ve çirkinlikler bizden kaynaklanır.
İyilik ve güzellik çoğunlukla bir arada kullanılan kavramlardır, aslında ne kadar birlikte ve ne kadar ayrılar?
Felsefî olarak iyilik ahlâk alanına, güzellik estetik alanına ait kavramlardır. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi günlük hayatta bunlar içe içe ve birbirinin yerine kullanılırlar. O zaman ortada iki dil var; günlük dil ve felsefe dili. Bu dil meselesi çok önemli. Günümüzde dinî meseleler bilim diliyle tartışılmakta ve bu tartışmalardan sadece insanların kafası karışmaktadır, hiçbir şey açıklığa kavuşturulmamaktadır. Ben hangi dille konuştuğumuz konusunda bir farkındalık olması gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde diller birbirine karıştı ve zihinler müşevveşleşti.
Güzellik ile ahlâk ilişkisinden biraz söz edelim. Veya güzel ahlâk denilen şeyden… Ahlâk nasıl güzelleşir, güzel ahlâk nedir?
Felsefede “meta-felsefe” diye bir kavram var. Bu çerçevede bu soru bize şunu telkin etmektedir. Acaba ahlâk ve estetik bir noktada birleşebilir mi? Buna şimdilik şöyle bir cevap verebilirim. İnsanların sözlerindeki güzelliğe edebiyat denmiştir. Edebiyat, edeb kelimesiyle aynı köktendir. Eğer insan davranışlarını güzelleştirirsek buradan da bir edeb çıkabilir. Edepli davranış hem güzeldir hem de ahlâkîdir.
Mehmet Akif’in “Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek; sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.” Sözü bağlamında düşünürsek, hakikat ve güzellik arasında nasıl bir ilişki kurmalıyız? Sözün ve fikrin hem hakikî hem de estetik olması aynı anda mümkün müdür?
Mehmet Akif’i severim ama hakikati daha çok severim! Bana göre hakikat olan şey “odun” gibi bir şey değildir ve “odun” gibi de söylenemez.
Allah, Kur’ân’da Peygamber’ine insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir: “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir” (Nahl, 16:125). Burada “Rabbin yolu” hakikattir. Hem filozof hem de fakih bir kimliğe sahip olan İbn Rüşd bu ayete dayanarak toplumda farklı kesimlere göre hitap konusunda bir tarz belirlemiştir. Ona göre toplum eğitim, üslûp ve fıtrat olarak farklı katmanlardan oluşur. Sıradan halka “güzel öğüt”le (vaaz), tartışmayı seven aydınlara “cedel”le, seçkinlere ise “hikmet”le hitap edilmelidir.
Hakikati anlatmak isteyen söz ve davranış, aynı zamanda estetik, yani güzel olmalıdır. Kur’ân sıradan bir mesaj değildir. Hem hakikati ifade eder hem de ifade ediş biçimi belagatlidir. Dönemin şiirine meydan okumuştur. Eğer Kur’ân’ın üslûbu şiirin düzeyinden düşük olsaydı itibar görmezdi. Çünkü Araplar bir şeyin içeriğinden ziyade nasıl söylendiğine daha çok dikkat ederlerdi.
İnsan bedeninin metalaşması sürecinde toplumsal güzellik ve estetik algımız nasıl değişti? Estetiğin anlamının neredeyse sadece tıbbî bir operasyona indirgenmesi sürecinde değişen estetik algısı hakkında neler söylemek istersiniz?
Kapitalizmin önem önemli özelliği her şeyi metalaştırmasıdır. Metalaştırma her şeyin ekonominin kurallarına boyun eğmesidir. Kapitalizm her şeyden önce ekonomik bir sistemdir ve bu sistem kendi kurallarını zamanla sanata, kültüre ve hatta dine doğru teşmil etmiştir. Bu teşmil edilişte insan bedeninin dışarıda kalması düşünülemezdi. Çünkü tüketim toplumda her şey beden üzerinden kurgulanmaktadır. Çağdaş kapitalist toplumlarda beden alım-satımın konusu haline gelmiş ve metalaşmıştır. Eğer kendinizi topluma sunmak istiyorsanız, tıpkı bir kapitalistin bir ürünü pazarlaması gibi pazarlamak zorundasınız!
Bedenin metalaşması sürecinde estetik ve güzellik anlayışı da değişmiştir. Geleneksel toplumlarda güzellik bir doğuştan gelen bir fıtrat meselesi olarak görülürken, dikey ilişki zayıflayınca, yani sekülerleşme artınca dünyevî ölçütler (kapitalist tüketim ölçütleri) devreye girmiştir. Böyle bir süreçte estetik de, “estetik ameliyat”a indirgenmiştir. Halk arasında estetik konuşmak isterseniz insanlar sizin “estetik ameliyat”tan konuştuğunuzu sanıyorlar!
Estetik ve güzellik bağlamında algıyı yönlendiren nedir?
Algıyı yöneten ve yönlendiren araçlar neyse, onlar estetik konusunda da yönlendirme yapıyorlar. Bunlar kapitalizmin pazarlama ve tüketim araçlarıdır: Televizyon, reklam, reklam dergileri, sinema ve diziler, gazeteler vs. Bunlardan uzak duramıyorsanız zorunlu olarak ve zihinsel olarak yönlendirme altındasınız!
Güzelliğin bedene, estetiğin ise hazza indirgenmesi sürecinde oluşan erozyonun asıl müsebbibi nedir/nelerdir?
Pek çok müsebbip var. Ancak tüm bunları içeren birkaç kavram zikredebiliriz. Rönesans, aydınlanma, liberalizm/kapitalizm, kentleşme, sekülerleşme. Tüm bu kavramları da birleştiren ana kavram: Modernleşme.
Bedenin sağlıklı olması arzusu nasıl bedenin güzel olması arzusuna dönüştü?
Bu ihtiyaçlar hiyerarşiyle ilgili bir konu. İnsan ilk önce ayakta kalmak için fiziksel ihtiyaçlarını karşılar. Beslenme, barınma ve güvenlik denilen üç şeydir bu. Sonra ikincil ve üçüncül ihtiyaçlar karşılanır. Toplumun refah düzeyi arttıkça bu ihtiyaçların karşılanması gündeme gelir. Estetik ihtiyaçlar kentleşme ve orta sınıflaşma aşamasında devreye giriyor. Bunu bir ölçüde doğal ve insanî bir gelişim olarak görebiliriz. Ancak kapitalizm ve onun malûm araçları bu süreci manipüle etmekte ve yönetmektedir.
İnsanın bedeni ile problemli olması nasıl bir ruh hali ve sosyolojik durumun sonucu olabilir?
Eğer bir toplumda sinema, televizyon, moda ve diziler yoluyla bakımlı ve güzel mankenler ya da rol modeller insanların önüne sürülmüşse bunlar bir standart oluşturuyor. Siz bu standartlara uymazsınız standartlardan “sapmış” (yani sapkın) görülüyorsunuz. Modern toplum ve kültüre uyum adına insanlar kendi bedenleriyle sorunlu hale getiriliyorlar. Kendi bedenini standart-dışı gören herkes psikolojik sorunlar yaşıyor ve bu sorunları çözmek için ya güzellik salonlarına ya da psikologlara gidiyorlar.
Bir kez yüzümde kaşıntılar oluşmuştu, psikiyatriste gittim. Üniversitede sosyoloji hocası olduğumu anlayınca adam bana dedi ki: “Hocam toplumun sosyolojisi mi bozuk, psikolojisi mi?” Ben de ona şu cevabı vermiştim. Bu cevap sizin sorunuzu da karşılar niteliktedir. “Önce sosyoloji bozuldu, sonra da psikoloji!”
Çok çarpıcı bir kavrama dikkat çekiyorsunuz: ‘Tarihsizlik’… İslam Dünyası Fikri kitabınız, ‘tarihsizliğin’ uzantısı olarak ortaya çıkan bir kavram olan İslam Dünyası ve bu kavram çerçevesince oluşmuş bir kavramlar kümesine işaret ediyor. Son yüzyılı aşkın zamanda kullanılagelen İslam Dünyası, Hilafet, İslam Birliği, Ümmet gibi kavramlar, bu tarihsizlikten nasibini alan kavramlar olarak sıralanıyor.
. Organik bir açıklama gibi göz önünde ve bir yönetme meselesi olarak otoritenin kullanımı cihetinden baktığımızda bunun başlangıcını aileye kadar götürebiliriz. Aile, sosyal bir dünya olduğu gibi aynı zamanda bir yönetim merkezi ve dinî/duygusal bir örgütlenme modelidir. Zira beşerî beraberlik daima bir yönetim meselesi dolayısıyla bir otoriteyle karşı karşıyadır.
İnsanoğlu, yaratıldığı andan itibaren ihtiyaçlarını gidermek için üretme ve tüketme faaliyetinin içerisinde var olagelmiştir. Ancak hiçbir dönemde ‘tüketim” denilen olgu bugün olduğu gibi toplumu belirleyen, yönlendiren bir güce dönüşmemiştir. Daha da ötesi, modern dünya ürettiği malları tüketmeye yatkın ve istekli bir toplumsal yapıyı amaçladığından, farklı tüketim alışkanlıklarına tahammül edemez bir durumdadır. Kimi k problemi yaşayan …
İslâm siyaset düşüncesine konu olan bir külliyatla karşı karşıyayız. Bunların birçoğu gün yüzüne çıkmış, büyük bir çoğunluğuysa gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor gibi. Bu külliyat hakkında konuşalım istiyoruz. Bu konudaki araştırmalarınız ve görüşle-riniz bir kitap ve birçok röportaja konu oldu. Biz, İslâm siyaset düşüncesine konu olan bu metinlerdeki ‘eleştiri’ ve ‘muhalefet’ dili üzerindeki görüş ve değerlendir-melerinizi almak istiyoruz.
Ahlâk, ahlâkın mahiyeti ve önemi, ahlâkın kaynağı, ahlâkın gerekliliği, ahlâki olan ile ahlâki olmayanın nasıl ayırt edileceği, dinden bağımsız, seküler bir ahlâkın mahiyeti ve imkânı, bilginin ahlâkiliği ve Kant’ın ahlâk anlayışı gibi ahlâka dair temel meseleleri Ömer Türker hocayla konuştuk.
Kadir Canatan İle Güzellik ve Değişen Güzellik Algisi Üzerine
Güzelin karşısında çirkininin ne önemi var ki? Güzel varken çirkinden kime ne? Herkesin talep ettiği veya aradığı şey güzelin ta kendisi değil midir? Güzeli isteriz veya istediğimiz zaten güzeldir. Ama güzel nedir ki? Çirkin olmayan mıdır? Sahiden güzel, iyiden daha mı yücedir. Güzel; uğruna destanlar, şiirler, romanlar ve daha neler neler yazılan, yapılan veya söylenen ise esasında nelerden müteşekkildir bilmemiz geremez mi? Tüketim toplumu estetiği ve güzeli birer meta haline getirirken hala aynı ‘güzel’den bahsedebilir miyiz? İslam’ın güzel anlayışını bilmeden Müslümanlar nasıl, bakıp, nasıl görecek, nasıl ahlaklanacak, nasıl sanat yapacak ki.. bu kadar önemli bir kavramı derinlemesine öğrenme ihtiyacımız bizi Prof. Dr. Kadir Canatan ile bu konuyu konuşmaya itti. ‘Güzel’e dair her şeyi konuşmadık –ki buna sayfalar yetmez- belki ama ‘güzel’i anlamak için bir adım attık. Haydi bir adım da siz atıp röportajı okumaya başlayın.
Güzel nedir? Güzel, çirkin olmayandır, diyebilir miyiz? Güzel olmayan nedir? Çirkin nedir?
Her disiplinin bir konusu vardır. Ahlâk felsefesi “iyi” ve “kötü” kavramlarıyla, bilim “doğru” ve “yanlış” kavramlarıyla değerlendirme yapar. Estetik ise “güzel” ve “çirkin” kavramlarıyla çalışır. İlk etapta şeyleri güzel ve çirkin olarak değerlendirmek öznel bir yaklaşımdır. Bu anlamda güzel ve çirkin izafîdir. Yani bana ve sana göre değişir. Hatta bugün güzel gördüğüm bir şey yarın çirkin olabilir. Kullandığımız bir elbise ve arabada sık sık bu tür durumlar ortaya çıkmaktadır. Ancak toplumların güzel ve çirkin konusunda düşündüklerini incelediğim zaman ortak yargılar bulunduğunu görürüz. O halde toplum olarak yaşamak ve ortak bir kültüre sahip olmak bize estetik ölçüler konusunda da bazı standartlar sağlamaktadır. Bu ikinci düzey, sosyolojik bir düzeydir ve bu noktada öznel estetik anlayışı aşılır ve objektif diyebileceğimiz normlar ortaya çıkar. Türkler ve hatta yabancılar (turistler) Ayasofya ve Sultan Ahmet gibi mimarî yapıları estetik bulurlar. Burada demek ki sosyolojik ve hatta sosyoloji ötesi bir güzellik kavramına ulaşılmıştır.
Güzellik ve çirkinlik konusunda üçüncü adım, felsefî yaklaşımdır. Felsefe, “Acaba insanlar güzellik ve çirkinlik konusunda evrensel bir uzlaşıya varabilirler mi?” diye sorar. Yapılan araştırmalar bu kavramların evrensel olabileceğini göstermektedir. Bir belgesel izlemiştim ve belgeselde dünyaca ünlü mankenlerin resimleri pek çok ülkede insanlara gösteriliyor ve mankenlerin güzel olup olmadıkları soruluyor. Ulaşılan sonuç şudur: Çok farklı kültürlerde yaşayanlar insanlar mankenleri “güzel” olarak tanımlıyorlar. Bu sonuç araştırmacıları bir ileri noktaya taşıyor ve bu kez şu soruya cevap arıyorlar: Pekiyi bu mankenleri güzel kılan nedir? Bu soruya cevap bulmak için mankenlerin yüz fotoğraflarını bilgisayar ekranına aktarıp teknik bir inceleme yapıyorlar. Bu işlemin sonunda ilginç bir sonuca varıyorlar. Mankenlerin yüz hatlarının orantılarının mükemmel olduğu görülüyor. O zaman “güzellik” eşittir “simetri” şeklinde bir sonuç çıkıyor. Biz buradan “çirkin” hakkında da bir şey söyleyebiliriz. Simetrik olmayan şeyler bize “çirkin” görünüyor.
Güzellik ve estetik arasında dolayım ve doğrudanlık açısından nasıl bir bağ vardır?
Günlük dilde bir şeyin estetik olduğunu söylüyorsak, onun güzel olduğunu söylüyoruz. Yani arada kavramsal olarak doğrudan bir ilişki var. Ancak gerçekte estetik, güzellikle uğraşan felsefe dalıdır. Ama günlük hayatta doğrudan güzellik kavramının karşılığı ve eş anlamlısı olarak kullanılıyor. Bu etik ve ahlâk arasında da yapılan bir hatadır! Etik, ahlâkın karşılığı değildir. Ama çoğumuz günlük hayatta “iyi” bulmadığımız bir şeye “etik değil” diyoruz. Bu kullanım doğru değil. Etik, ahlâk üzerinde yapılan felsefenin adıdır, yani ahlâk felsefesidir. Ahlâk ise toplumsal olarak iyi ve kötü olarak nitelediğimiz davranış ve tutumlardır. Ahlâk her zaman iyi olmak zorunda değildir, bazen “falan adam kötü ahlâklıdır” diyoruz. Demek ki iki tür ahlâk vardır: İyi ve kötü ahlâk.
Toparlayacak olursak güzellik bir olgudur, estetik ise güzellik felsefesidir.
Güzelliğin kaç boyutu vardır? Kaç şekilde algılanabilir/bilinebilir?
Yukarıda söylediğim gibi en az üç boyutu vardır. Öznel, toplumsal ve evrensel… Öznel olan boyut, bireyselleşmeye bağlı olarak öne çıkmaktadır. İnsanlar giderek herkesin güzel bulduğu şeyleri problematize ediyorlar ve ben “güzel bulmuyorum” diyorlar. Demek ki toplumsal gelişmelerle birlikte bu boyutlar arasındaki ilişkilerde değişmeler gözlemleniyor. Günümüzde küresel bir ahlâktan bahsediliyor, bu evrensel ahlâktan farklı bir şey. Ahlâkın evrenselliği felsefede tartışılan bir şey iken, bunun fiilen gerçekleşme imkânı araştırılıyor. Sanırım şöyle bir şey olacak: Küreselleşme ilerledikçe her yerde kabul gören ahlâksal ve estetik normlar ortaya çıkacaktır. Ama burada bunların evrensel olup olmadığı pekâlâ sorgulanabilir. Çünkü bize evrensel olarak pazarlanan şey, çoğu zaman egemen kapitalist kültürün değerleridir.
Güzelliğin belirleyeni nedir? Güzellik sizce salt bir harmoni/uyum/ahenk den mi ibarettir?
Bu felsefe ve kelâmda (teoloji) çok tartışılmış bir konudur. Teknik olarak simetri (ahenk ya da uyum) güzelliğin belirleyeni görünüyor. Ama bu güzelliğin ölçülebilir bir boyutudur. Descartes’tan bu yana ölçülebilir ve matematiksel olan bilimin kriteri olarak kabul ediliyor. “Bilim ölçmektir, ölçülemeyeni ölçülebilir hale getirmektir.” Bu söz Galileo Galilei’ye aittir. Ancak bu pozitivist bakış açısı tartışmalı bir konudur. İnsanlar bazen uyumsuz şeyleri de güzel bulabiliyorlar. Çok karmaşık görünen şeylerin de bir uyum/ahenk oluşturduğu biliniyor.
Bizim kelâmda “hüsn ve kübuh” konusu aslında bir güzellik-çirkinlik tartışmasıdır. Burada temel soru şudur: Şeyler, kendi doğalarından dolayı mı temiz ve güzeldir, yoksa Tanrı öyle adlandırdığı için mi? Bu tartışmadan iki görüş çıkmıştır. Mâturîdîler şeylerin doğalarından dolayı güzel ve temiz olduğuna inanırlar. Oysa Eş’arîler şeylerin doğası diye bir şeye inanmazlar, Tanrı domuza “pis” dediği için pis ve haramdır.
Güzelin erotik olan ile taallûku nereden gelir?
Bu soru yukarıdaki soruya da açıklık getirebilecek daha somut bir soru. Aşk ve cinsellik ilişkisi… Aşk ruhanî bir şeydir ama cinselliği kapsar. Ama cinsellik anlamında kullanılan seks ve erotizm aşkı kapsamaz. 19. yüzyıldan beri giderek ruh geri plana atılmaya ve beden ön plana geçmeye başladı. Bu da doğal olarak aşkı gerileten ve bedeni, yani cinselliği öne çıkaran bir süreçle sonuçlandı. Önceleri aşk filmleri sinema ve edebiyatta önemli iken, şimdi seks ve erotik önemli hale geldi. Bu gelişmelerle birlikte güzellik de dönüşüm geçirdi ve şimdi güzel kadın denilince akla seksi kadın geliyor. Aslında insanın zaafları üzerinden bir manipülasyon yapılıyor.
Bir klişe olarak güzel bakmak ve/veya güzele bakmak nedir? Nasıl olmalıdır?
Benim hocam Anton Zijderveld’in “Klişelerin Diktatörlüğü” adlı güzel bir kitabı var. Burada klişe, bir söz ya da davranışta anlamın geri plana atılması, işlevin ön plana geçmesi olarak tanımlanır. Modernleşme süreçleri ilerledikçe, Zijderveld’e göre klişeleşme artacaktır. “Güzel bakmak” günlük bir klişedir. Anlamı önemli değildir, nasıl bir işlev üstlendiği önemlidir. Güzel bakmak, iyi niyetli bakmaktır. Niyet kötü ise, bakmak da kötüleşir. Demek ki “Eylemler niyete göredir.” Ancak bakmanın da bir adabı vardır, bir kişiye uzun uzun bakıp “iyi niyetle bakıyorum” diyemezsiniz. Bunu hiç kimse yutmaz. Demek ki burada güzel bakmak bir ahlâkla birlikte yürümektedir.
“Güzel bilim” doğru bir kullanım olmaz ama “güzel sanat” olur veya “güzel ahlâk” olur. Sizce “güzel” kelime olarak neleri niteler veya niteleyebilir?
Türkçede bazı kelimeler geçişlidir, yani analitik olarak ayırt edilen şeyleri aynı anda kapsayan şemsiye kelimelerdir. Güzel kelimesi de böyle bir şeydir. Güzel kelimesi çok anlamlıdır, hem iyi olanı hem hoş olanı ifade eder. Hem bedii ve zarif olanı hem de ahlâk ve görgü kurallarına uygun olanı dile getirir. Günlük hayatta her şey içe içedir. Bilim ise bu iç içe olanı birbirinden ayırt eder ve öyle sunar. Buna analitik (parçacı ya da parçalayıcı) yaklaşım diyoruz. Bu, tipik Batılı toplumların düşünme biçimidir. Asyalı ve Doğulu düşünme biçimi holistiktir yani bütüncüldür.
İslâm’ın güzellik ve estetik algısı nedir? İslâm neye güzel der? Müslümanlar nelere güzel diyebilirler?
Ayet, gösterge demektir. Sözgelimi Kur’ân’da tabiat tasvirleri yapılırken, bu anlatımlar “İşte bunlar Allah’ın ayetleridir.” diye sonuçlandırılır. Günümüzde göstergebilimsel olarak nitelenen bir dil var. Bizim düşünme biçimimiz tamamen göstergebilimseldir ve öyle olmak zorundadır. Evrende güzel gördüğümüz şey, Allah’ın cemâl sıfatına bir göndermedir. Tüm eşya Allah’ın elinden çıkmıştır. Gerçek Sanatçı (Sâni’) O’dur. O halde onun yarattığı her şey güzeldir, çünkü O’ndan izler taşır.
Pekiyi çirkinlik nereden çıkıyor? Bu konu kelâmda “teodise” (kötülük problemi) başlığı altında tartışılır ve zor bir meseledir. Kur’ân, iyi ve kötü işleri hep insana atfeder. Allah âdildir ve O insanlara kötülük etmez. Kötülük ve çirkinlikler bizden kaynaklanır.
İyilik ve güzellik çoğunlukla bir arada kullanılan kavramlardır, aslında ne kadar birlikte ve ne kadar ayrılar?
Felsefî olarak iyilik ahlâk alanına, güzellik estetik alanına ait kavramlardır. Ama daha önce de belirttiğimiz gibi günlük hayatta bunlar içe içe ve birbirinin yerine kullanılırlar. O zaman ortada iki dil var; günlük dil ve felsefe dili. Bu dil meselesi çok önemli. Günümüzde dinî meseleler bilim diliyle tartışılmakta ve bu tartışmalardan sadece insanların kafası karışmaktadır, hiçbir şey açıklığa kavuşturulmamaktadır. Ben hangi dille konuştuğumuz konusunda bir farkındalık olması gerektiğini düşünüyorum. Günümüzde diller birbirine karıştı ve zihinler müşevveşleşti.
Güzellik ile ahlâk ilişkisinden biraz söz edelim. Veya güzel ahlâk denilen şeyden… Ahlâk nasıl güzelleşir, güzel ahlâk nedir?
Felsefede “meta-felsefe” diye bir kavram var. Bu çerçevede bu soru bize şunu telkin etmektedir. Acaba ahlâk ve estetik bir noktada birleşebilir mi? Buna şimdilik şöyle bir cevap verebilirim. İnsanların sözlerindeki güzelliğe edebiyat denmiştir. Edebiyat, edeb kelimesiyle aynı köktendir. Eğer insan davranışlarını güzelleştirirsek buradan da bir edeb çıkabilir. Edepli davranış hem güzeldir hem de ahlâkîdir.
Mehmet Akif’in “Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek; sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek.” Sözü bağlamında düşünürsek, hakikat ve güzellik arasında nasıl bir ilişki kurmalıyız? Sözün ve fikrin hem hakikî hem de estetik olması aynı anda mümkün müdür?
Mehmet Akif’i severim ama hakikati daha çok severim! Bana göre hakikat olan şey “odun” gibi bir şey değildir ve “odun” gibi de söylenemez.
Allah, Kur’ân’da Peygamber’ine insanlara nasıl hitap etmesi gerektiğini açıkça belirtmiştir: “(Ey Muhammed!) Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir. O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir” (Nahl, 16:125). Burada “Rabbin yolu” hakikattir. Hem filozof hem de fakih bir kimliğe sahip olan İbn Rüşd bu ayete dayanarak toplumda farklı kesimlere göre hitap konusunda bir tarz belirlemiştir. Ona göre toplum eğitim, üslûp ve fıtrat olarak farklı katmanlardan oluşur. Sıradan halka “güzel öğüt”le (vaaz), tartışmayı seven aydınlara “cedel”le, seçkinlere ise “hikmet”le hitap edilmelidir.
Hakikati anlatmak isteyen söz ve davranış, aynı zamanda estetik, yani güzel olmalıdır. Kur’ân sıradan bir mesaj değildir. Hem hakikati ifade eder hem de ifade ediş biçimi belagatlidir. Dönemin şiirine meydan okumuştur. Eğer Kur’ân’ın üslûbu şiirin düzeyinden düşük olsaydı itibar görmezdi. Çünkü Araplar bir şeyin içeriğinden ziyade nasıl söylendiğine daha çok dikkat ederlerdi.
İnsan bedeninin metalaşması sürecinde toplumsal güzellik ve estetik algımız nasıl değişti? Estetiğin anlamının neredeyse sadece tıbbî bir operasyona indirgenmesi sürecinde değişen estetik algısı hakkında neler söylemek istersiniz?
Kapitalizmin önem önemli özelliği her şeyi metalaştırmasıdır. Metalaştırma her şeyin ekonominin kurallarına boyun eğmesidir. Kapitalizm her şeyden önce ekonomik bir sistemdir ve bu sistem kendi kurallarını zamanla sanata, kültüre ve hatta dine doğru teşmil etmiştir. Bu teşmil edilişte insan bedeninin dışarıda kalması düşünülemezdi. Çünkü tüketim toplumda her şey beden üzerinden kurgulanmaktadır. Çağdaş kapitalist toplumlarda beden alım-satımın konusu haline gelmiş ve metalaşmıştır. Eğer kendinizi topluma sunmak istiyorsanız, tıpkı bir kapitalistin bir ürünü pazarlaması gibi pazarlamak zorundasınız!
Bedenin metalaşması sürecinde estetik ve güzellik anlayışı da değişmiştir. Geleneksel toplumlarda güzellik bir doğuştan gelen bir fıtrat meselesi olarak görülürken, dikey ilişki zayıflayınca, yani sekülerleşme artınca dünyevî ölçütler (kapitalist tüketim ölçütleri) devreye girmiştir. Böyle bir süreçte estetik de, “estetik ameliyat”a indirgenmiştir. Halk arasında estetik konuşmak isterseniz insanlar sizin “estetik ameliyat”tan konuştuğunuzu sanıyorlar!
Estetik ve güzellik bağlamında algıyı yönlendiren nedir?
Algıyı yöneten ve yönlendiren araçlar neyse, onlar estetik konusunda da yönlendirme yapıyorlar. Bunlar kapitalizmin pazarlama ve tüketim araçlarıdır: Televizyon, reklam, reklam dergileri, sinema ve diziler, gazeteler vs. Bunlardan uzak duramıyorsanız zorunlu olarak ve zihinsel olarak yönlendirme altındasınız!
Güzelliğin bedene, estetiğin ise hazza indirgenmesi sürecinde oluşan erozyonun asıl müsebbibi nedir/nelerdir?
Pek çok müsebbip var. Ancak tüm bunları içeren birkaç kavram zikredebiliriz. Rönesans, aydınlanma, liberalizm/kapitalizm, kentleşme, sekülerleşme. Tüm bu kavramları da birleştiren ana kavram: Modernleşme.
Bedenin sağlıklı olması arzusu nasıl bedenin güzel olması arzusuna dönüştü?
Bu ihtiyaçlar hiyerarşiyle ilgili bir konu. İnsan ilk önce ayakta kalmak için fiziksel ihtiyaçlarını karşılar. Beslenme, barınma ve güvenlik denilen üç şeydir bu. Sonra ikincil ve üçüncül ihtiyaçlar karşılanır. Toplumun refah düzeyi arttıkça bu ihtiyaçların karşılanması gündeme gelir. Estetik ihtiyaçlar kentleşme ve orta sınıflaşma aşamasında devreye giriyor. Bunu bir ölçüde doğal ve insanî bir gelişim olarak görebiliriz. Ancak kapitalizm ve onun malûm araçları bu süreci manipüle etmekte ve yönetmektedir.
İnsanın bedeni ile problemli olması nasıl bir ruh hali ve sosyolojik durumun sonucu olabilir?
Eğer bir toplumda sinema, televizyon, moda ve diziler yoluyla bakımlı ve güzel mankenler ya da rol modeller insanların önüne sürülmüşse bunlar bir standart oluşturuyor. Siz bu standartlara uymazsınız standartlardan “sapmış” (yani sapkın) görülüyorsunuz. Modern toplum ve kültüre uyum adına insanlar kendi bedenleriyle sorunlu hale getiriliyorlar. Kendi bedenini standart-dışı gören herkes psikolojik sorunlar yaşıyor ve bu sorunları çözmek için ya güzellik salonlarına ya da psikologlara gidiyorlar.
Bir kez yüzümde kaşıntılar oluşmuştu, psikiyatriste gittim. Üniversitede sosyoloji hocası olduğumu anlayınca adam bana dedi ki: “Hocam toplumun sosyolojisi mi bozuk, psikolojisi mi?” Ben de ona şu cevabı vermiştim. Bu cevap sizin sorunuzu da karşılar niteliktedir. “Önce sosyoloji bozuldu, sonra da psikoloji!”
Yazar
İlgili Yazılar
Cemil Aydın ile Dilin, Zihnin Ve Ufkun Değişmesi Meselesi Üzerine
Çok çarpıcı bir kavrama dikkat çekiyorsunuz: ‘Tarihsizlik’… İslam Dünyası Fikri kitabınız, ‘tarihsizliğin’ uzantısı olarak ortaya çıkan bir kavram olan İslam Dünyası ve bu kavram çerçevesince oluşmuş bir kavramlar kümesine işaret ediyor. Son yüzyılı aşkın zamanda kullanılagelen İslam Dünyası, Hilafet, İslam Birliği, Ümmet gibi kavramlar, bu tarihsizlikten nasibini alan kavramlar olarak sıralanıyor.
Abdurrahman Arslan İle Modern Devlet ve Açmazları Üzerine
. Organik bir açıklama gibi göz önünde ve bir yönetme meselesi olarak otoritenin kullanımı cihetinden baktığımızda bunun başlangıcını aileye kadar götürebiliriz. Aile, sosyal bir dünya olduğu gibi aynı zamanda bir yönetim merkezi ve dinî/duygusal bir örgütlenme modelidir. Zira beşerî beraberlik daima bir yönetim meselesi dolayısıyla bir otoriteyle karşı karşıyadır.
İsmail Demirezen ile ‘Tüketim’ ‘Toplum’ ‘Tüketim Toplumu’ Üzerine
İnsanoğlu, yaratıldığı andan itibaren ihtiyaçlarını gidermek için üretme ve tüketme faaliyetinin içerisinde var olagelmiştir. Ancak hiçbir dönemde ‘tüketim” denilen olgu bugün olduğu gibi toplumu belirleyen, yönlendiren bir güce dönüşmemiştir. Daha da ötesi, modern dünya ürettiği malları tüketmeye yatkın ve istekli bir toplumsal yapıyı amaçladığından, farklı tüketim alışkanlıklarına tahammül edemez bir durumdadır. Kimi k problemi yaşayan …
Yüksel Kanar ile İslam Siyaset Metinleri ve Eleştirellik Üzerine Röportaj
İslâm siyaset düşüncesine konu olan bir külliyatla karşı karşıyayız. Bunların birçoğu gün yüzüne çıkmış, büyük bir çoğunluğuysa gün yüzüne çıkarılmayı bekliyor gibi. Bu külliyat hakkında konuşalım istiyoruz. Bu konudaki araştırmalarınız ve görüşle-riniz bir kitap ve birçok röportaja konu oldu. Biz, İslâm siyaset düşüncesine konu olan bu metinlerdeki ‘eleştiri’ ve ‘muhalefet’ dili üzerindeki görüş ve değerlendir-melerinizi almak istiyoruz.
Ömer Türker ile Bütünlük ve Yetkinlik Temelinde Ahlâk Üzerine…
Ahlâk, ahlâkın mahiyeti ve önemi, ahlâkın kaynağı, ahlâkın gerekliliği, ahlâki olan ile ahlâki olmayanın nasıl ayırt edileceği, dinden bağımsız, seküler bir ahlâkın mahiyeti ve imkânı, bilginin ahlâkiliği ve Kant’ın ahlâk anlayışı gibi ahlâka dair temel meseleleri Ömer Türker hocayla konuştuk.