Aranızdaki mesafeyi kapatmak için belini aşan duvarı tek çırpıda aşıyorsun. Başucuyla ayakucuna denk gelen bölgeyi tutturmaya çalışıyorsun. Dizlerin kendiliğinden çöküyor. Arkadaşların arabadan inmişler, kendi aralarında konuşuyorlar. Kısa boylu olan eliyle tüm mezarlığı içine alacak bir kavis çizerek ötekine bir şeyler anlatıyor. Ama sen bunları görmüyorsun. Arkadaşlarınla seni ayıran asfaltın üzerinden belli aralıklarla taşıtlar geçiyor. Yıllar içerisinde yarım belediye otobüslerinin yerini, özel firmaların daha büyük ve konforlu otobüsleri alsa da arkandaki asfalt yol pek değişmedi. Kasabanın tüm yolcuları hep aynı yolu takip ederek, aynı manzaraları seyrederek şehre gidip döndüler. Henüz otobüslerin ve senin boyunun uzamadığı zamanlarda, varlığının yolcu parasına dönüşmemesi için, annen veya baban kucağına alırdı seni. Müstakil evlerin ve kayısı bahçelerinin yanından geçerek şehrin meydanında inerdiniz. Çarşıdaki işleriniz bitince de aynı yolu takip ederek dönerdiniz herkes gibi. Şimdi buraya gelirken, acı ve hüzün tarafından tutuklanan gözlerin, vaktiyle avucunun içi gibi bildiğin yol manzaralarına kaydı.
Bu yazının devamı
222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Göç, edebiyatın yaygın olarak görünür kıldığı temel insani hallerden biridir. Destanlardan günümüzün modern metinlerine değin güçlü bir hareket unsurunun edebiyatta varlığı tartışmasızdır. Kaldı ki göç edebiyatı gibi bir sınıflama dahi vardır. Öte yandan günümüz dünya sorunları arasında savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, otoriter rejimler ve ekonomik krizler göçü doğurmakta ve göç bu şekilde giderek daha belirgin bir hal almaktadır.
İşte Biz O Gün
Aranızdaki mesafeyi kapatmak için belini aşan duvarı tek çırpıda aşıyorsun. Başucuyla ayakucuna denk gelen bölgeyi tutturmaya çalışıyorsun. Dizlerin kendiliğinden çöküyor. Arkadaşların arabadan inmişler, kendi aralarında konuşuyorlar. Kısa boylu olan eliyle tüm mezarlığı içine alacak bir kavis çizerek ötekine bir şeyler anlatıyor. Ama sen bunları görmüyorsun. Arkadaşlarınla seni ayıran asfaltın üzerinden belli aralıklarla taşıtlar geçiyor. Yıllar içerisinde yarım belediye otobüslerinin yerini, özel firmaların daha büyük ve konforlu otobüsleri alsa da arkandaki asfalt yol pek değişmedi. Kasabanın tüm yolcuları hep aynı yolu takip ederek, aynı manzaraları seyrederek şehre gidip döndüler. Henüz otobüslerin ve senin boyunun uzamadığı zamanlarda, varlığının yolcu parasına dönüşmemesi için, annen veya baban kucağına alırdı seni. Müstakil evlerin ve kayısı bahçelerinin yanından geçerek şehrin meydanında inerdiniz. Çarşıdaki işleriniz bitince de aynı yolu takip ederek dönerdiniz herkes gibi. Şimdi buraya gelirken, acı ve hüzün tarafından tutuklanan gözlerin, vaktiyle avucunun içi gibi bildiğin yol manzaralarına kaydı.
Bu yazının devamı 222. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Gaflet mi, Cehalet mi?
“Müşrikler zorda kaldıklarında Allah’a yönelirler, Müslümanlar zorda kaldıklarında Allah’a şirk koşarlar.”
“Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri”nde Prof. Dr. Said Şimşek bu ifadeyi kullanmış. İlk okuduğumda biraz ağır gelmişti bana. Ama üzerinde biraz düşünüp de örnekler gözümüzün önünden geçtiğinde hak vermemek mümkün değil. Aslında bildiğimiz bir gerçek, çok net ve açık bir biçimde dile getirilmişti.
Bulunduğumuz toplumda türbelerde yapılanlar, bir hastalık ve çaresizlikte gidilen “… babalar”, cinciler üzerinden iş yürütmeler, şirkin bazı örnekleridir. Allah’tan başkasından yardım istemeler, bizim Allah’ın yardımı olarak baktığımız olaylara “şeyhlerinin kerameti” olarak bakmalar…
Mahalleden
Biz zulmü tanıyamadık. Zulüm neydi anlayamadan mazlum olduk… Zalimin zulmü diyoruz bugün bu olanlara… Asırlardır aynı tuzakla parçalanıyoruz, vuruluyoruz, ölüyoruz, zulüm hâlâ devam ediyor… Ne zaman bitecek… Zulmü bir türlü ortadan kaldıramadık…
Bir Çiçekle Bahar Gelmez Bilirim…
Evet, tek bir çiçekle baharın bütünü hemen gelmeyecektir elbet…
Ve belki o erken açan çiçek gelecek bahar mevsimini de göremeyecektir. Ama baharın mutlak gelecek ve yaşanılacak bir gerçek olacağının umudunu aşılayacaktır; baharı bekleyenlere…
Bir kelebeğin kanat çırpışının yarattığı etkiyi bilirim… İyimserliğin, umudun boşa kürek çekişin diğer adı olmadığını da… Bir tebessümün nasıl bulaşıcı olduğunu, bir iyiliğin hiçbir zaman unutulup gitmeyeceğini ve yarattığı kalıcı eserleri bilirim…
Sen nelere kadirsin ey Umut!
Baumanın Iskarta Hayatlar Kavramı Üzerinden ‘İsraf Atık Ve Getto’
İnsanlık tüketmeyi öğrendiğinden beri huzura kavuşamadı. Çünkü tüketmeyi öğrenen insanın kodlarına yok etmenin temel hazları işlendi. Temel sorun yok edilenin de evrende bir yer kaplayacağını düşünmemekti. Sonsuzluk algısında meydana gelen dönüşüm de bu konuda etkili.
Zenofobiye Edebi Bir Bakış
Göç, edebiyatın yaygın olarak görünür kıldığı temel insani hallerden biridir. Destanlardan günümüzün modern metinlerine değin güçlü bir hareket unsurunun edebiyatta varlığı tartışmasızdır. Kaldı ki göç edebiyatı gibi bir sınıflama dahi vardır. Öte yandan günümüz dünya sorunları arasında savaşlar, etnik ve dini çatışmalar, otoriter rejimler ve ekonomik krizler göçü doğurmakta ve göç bu şekilde giderek daha belirgin bir hal almaktadır.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.