Merhamet yitince insanlıktan ne kalır? Diğer güzel özellikleri de tek tek uzaklaştı insandan.
Fıtratında bulunan merhamet özelliğini yeniden kazanmadan, sevmeden, sevindirmeden, güldürmeden, yüzü gülmeyecek âdemoğlunun. Yitirdiği birçok güzel meziyetlerine yeniden kavuşması için aramaya buradan başlamalı önce.
Dünya insanlığı merhametsizleşti de, Müslümanlar daha iyi bir konumdalar mı sanki? Üzüntüyle belirtelim ki; içimiz rahat olarak olumlu bir cevap veremiyoruz. Müslümanlar merhametli olsalardı, dünyanın hali böyle olmazdı herhalde. Hatta İslam coğrafyasında daha çok kan akıyor. Müslüman, Müslüman’a daha çok saldırıyor. Müslüman, Müslüman’a karşı daha acımasız, kardeşkanını daha çok döküyor. Yavrusunu fareye benzetip parçalayıp yiyen huysuz kedi gibi, Müslümanlar da, birbirlerini fareye benzeterek saldırıyorlar. Hâlbuki o öldürülen bebekler, çocuklar; bizim yavrularımız. O gençler; bizim kardeşlerimiz. O perişan analar, babalar; bizim analarımız, babalarımız.
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” buyuruyor Önderimiz (as).[1]
Rabbimiz de (cc); “Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını ıslah edin. Allah’a karşı takvalı olun ki; Allah size rahmet etsin.” buyuruyor[2]
Kardeşlik bu mu? Kardeşlerimize merhametimiz böyle mi olmalıydı?
Dahası; ‘isar’ sahibi olmaya (diğerkâmlığa), kardeşimizi kendimize tercih etmeye teşvik ediyor Rabbimiz bizi.
O günkü Müslümanların haline bakıp üzülen İstiklal Marşı şairimiz; “Müslümanlık nerede, bizden geçmiş insanlık bile.” diyordu. Ya bugünkü Müslümanları görseydi ne derdi?
Haberler halimize ayna tutuyor. Gerçeği görmek için haberlere, Müslümanların yaşadıkları yerlere bir bakmak yeter sanıyorum. Bakınız ve kulak veriniz; ne söylüyor olaylar bize!
Bu halleriyle mi Allah’ın rızasını, merhametini umuyor Müslümanlar?
Yüzlerce isim ve sıfatları içerisinde merhametin ön plana çıktığı bir Allah’a inanıp kulluk ettiğini söyleyen;[3] Raufu’r-rahim olan,[4] âlemlere rahmet olarak gönderilen[5] bir Peygamberi örnek aldığını bildiren; bizim için rahmet olan bir Kitab’ı (Kur’an’ı),[6] rehber tanıdığını ifade eden bu Müslümanlar, neden bu denli merhametsizleştiler?
Duyarlı bazı Müminleri hariç tutarsak şu acı gerçek karşımıza çıkıyor:
Çağımız Müslümanının kendisine merhameti yok, ailesine merhameti yok, Müslüman kardeşlerine merhameti yok, insanlığa merhameti yok. Hayvanlara, bitkilere, havasıyla suyuyla ifsad ettiği yiyeceği, içeceğiyle üzerinde yaşadığı yeryüzüne, etrafını kuşatan atmosfere, evrene merhameti yok.
Şu çekilen sıkıntılar, ahiret sorgumuzun/yitirdiğimiz merhamet sınavımızın sonucunun, dünyaya yansıması mı yoksa?
İnsan, insanlığa daha ilk adımını atarken önce merhamet eğitiminden geçiyor. Dünyaya daha gözlerini açmadan, ebesi ve anası daha kucaklamadan, hiçbir şeyi daha bilip öğrenmeden; merhameti öğrensin diye Yüce Rab, bebeği, acıyan, merhamet eden, koruyan, esirgeyen, şefkat gösteren anlamına gelen “rahim” adlı organa teslim ediyor. Rahim, merhamet sahibi demek. Bebek, dokuz ay, rahim olan bir mürebbinin kucağında merhamet eğitimi alıyor. Merhametli olmayı öğreniyor her şeyden önce. Merhamet ile yoğruluyor mayası. Merhamet ile şekilleniyor, gelişiyor, büyüyor. Sonra dünya hayatı başlıyor.
Çoğu hayvanlar bile rahimde merhamet eğitimi aldıktan sonra yeryüzüne gözlerini açıyor. Görmüyor musunuz onların yavrularına olan şefkatini? Yavrularına karşı çoğu insandan daha merhametliler.
Bakmayın siz bir kaplanın, yemek için bir ceylanın peşinden koştuğuna. Aç kalıp da, ölecek değil ya! İnsanlar da, avlamıyorlar mı hayvanları? Boğazlayarak parçalayıp yemiyorlar mı? Doğal bir durum bu. Merhametsizlik değil.
Sadece insanlara ve hayvanlara mı mahsus merhamet? Tohum bile toprağın kucağında merhametle, şefkatle, sevgiyle büyüyor. Bu nedenle tahıl tohumuna “habbe” diyoruz. Habbe, sevgi demektir. Şefkat, merhamet, acımak, esirgemek demektir.
“İnsanlara merhamet etmeyene, Allah merhamet etmez.” buyuruyor Kutlu Örneğimiz (sav).[7]
Yeterince merhamet ediyor muyuz insanlara?
Sadece Müslümanlara değil; bütün insanlara seslenerek; “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz!” buyuruyor Kutlu Nebi.[8]
Din, dil, ırk, mezhep, sınıf ayırımı yapmadan Allah’ın bütün kullarına karşı kardeşçe davranıyor muyuz?[9]
Bakınız tarihe! Toplumların yükselişi merhametleri sayesinde, çöküşleri de merhametsizlikleri yüzünden olmuştur.
Merhamet; Zulme karşı olmak; haktan ve haklıdan yana olmak demektir. Sevgi, saygı ve şefkat demektir. Danışma, dayanışma, yardımlaşma, paylaşma demektir. Birlik ve beraberlik demektir. Güç ve kuvvet demektir. Yükseliş, yüceliş, güven, huzur ve esenlik demektir.
Küfür belki devam eder de, merhametsizlik ve zulüm asla payidar olmaz.
Allah Teâlâ, zulme bulaşmayan hiçbir toplumu helak etmemiştir:
“Biz, halkı zalim olmayan hiçbir ülkeyi helak edici değiliz.”[11] buyuruyor Yüce Rabbimiz.
Zindanlar, aydınlığa; çatlak dudaklar, suya; yanık topraklar, rahmete ne kadar muhtaçsa; daha fazlasıyla bugün insanların haksızlık ve zulüm ile kavrulan hissiz yürekleri de merhamete muhtaç…
Müstekbir dünya insanlığı, kendi mutluluğu için diğer insanlara karşı gittikçe daha çok acımasızlaşıyor, çılgınlaşıyor, saldırganlaşıyor… Başkalarının mutsuzluğunda, mutluluk arıyorlar. Bu mümkün değil.
Merhametle kucaklaşmanın, hem kendilerine hem de herkese mutluluk kapılarını açacağını keşke düşünebilselerdi…
Tarih de tanıklık ediyor ki; onların sözlüklerinde “merhamet” diye bir kelime yoktur. Bu iş de yine Müslümanlara düşüyor. Müslümanlar, merhameti kuşanınca, kardeşlerine kardeşçe davranınca ve bütün insanlara el uzatınca; buna şahit olan dünya insanlığı da, Müslümanların sayesinde insanlığının farkına varacak belki. Merhamet duyguları kabaracak, vahşetten kurtulacak ve fıtratına dönecektir.
Bu diriliş, bütün yeryüzünün bir bahar şenliği olacaktır.
[9] “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanıza yardımcı olanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse; artık onlar, zalim olanların ta kendileridir.” (Mümtehine: 60/8, 9)
Adanma kavramı etrafında ilerleyecek olduğumuzda, sadece ilahi eksenle sınırlı kalmaz bu şiirin örnekleri. Bütün bir varlık dünyasının ilahi çatı altında bir kaynaşma ve dayanışma içinde anlamlı bir birliktelikle resmedildiği görülür. Bu açıdan Koytak şiirinin ilahi eksende yeryüzünün hallerine de bir ses olma peşinde farklı adanma durumları gösterdiği söylenebilir. Mazlumlara kulak kesilen, yaralılara kol kanat geren, bütün düşkünlerin elinden tutmaya çalışan ve böylece insanın kapabileceği türlü kirlerden arınmanın hissedileceği nice şiir örnekleri, bu külliyatın sayfaları arsında yer almaktadır.
İslam dünyasında bütün insanlığı kuşatacak kurucu fikirler ortaya koymanın aciliyetinin bilincinde, zamanın ruhunu kavramış çok kıymetli alimler düşünürler ve entelektüeller var. Fakat savaşların üzerimize boca ettiği kan ve gözyaşının yarattığı sellerin sesi, bu naif ve derinden gelen seslerin duyulmasını engelliyor. Bir de bir kişiyi ya bütünüyle kabul ya da ret etme zorunluluğu varmış gibi, en küçük bir fikir ayrılığı yaklaşım farklılığı bile düşünce üreten insanların hızla tasfiyesine yol açıyor.
Talim, terbiye, maarif, tahsil, kültür gibi anlamlara gelen eğitim; akılla, zekâyla, düşünmeyle, muhakemeyle, denemeyle gerçekleşir. İnsanı insan yapan en önemli özelliği eğitilmeye müsait olmasıdır. İnsan gibi insan, kendisine ve topluma faydalı olan kâmil insan ancak eğitimle yetişir.
Rabbimiz, elçilerini ve kitapları insanı eğitmek için gönderdi:
Son nebisi için: “Ve seni yol bilmez, şaşırmış halde bulup da yol göstermedi mi?” buyuruyor.
“Gerçekten onlara inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.”
Yeryüzünde söz sahibi olmak isteyen insanın ihtirası, en güzel sözü kabullenmesine mâni olmuş, bu mânia Allah’a itaat etmesinin önüne geçmiştir. Kendisine muktedir olamayan insan, kaba güç ve dayatma ile insanlığı abluka altına almış, zalimliği ile zorbalıkla Allah’ın arzında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. İdaresinden mesul olduğu alanlarda, hayra davet eden, iyiliği yaşam tarzı haline getiren ve var …
Küçük etkenlerin büyük değişikliklere sebep olacağı düşüncesi uzun yıllar insanların zihninde canlanmış ve bazı eserlerde de varlığını göstermiştir. “…Tek bir çivinin eksikliği yüzünden koskoca bir krallığın yitirilebileceği uyarısı 14. yüzyıla kadar uzanır; ünlü çocuk tekerlemesinin aşağıda verilen versiyonu Benjamin Franklin’in 1758’de yayımladığı Poor Richard’s Almanac’ta yer almaktaydı: Tek bir çivisi olmayınca bir nal düştü, …
Müslümanların Merhamet Sınavı
Sınavı kaybettik.
Merhamet duygusunu yitirdi çağımız insanı.
Merhamet yitince insanlıktan ne kalır? Diğer güzel özellikleri de tek tek uzaklaştı insandan.
Fıtratında bulunan merhamet özelliğini yeniden kazanmadan, sevmeden, sevindirmeden, güldürmeden, yüzü gülmeyecek âdemoğlunun. Yitirdiği birçok güzel meziyetlerine yeniden kavuşması için aramaya buradan başlamalı önce.
Dünya insanlığı merhametsizleşti de, Müslümanlar daha iyi bir konumdalar mı sanki? Üzüntüyle belirtelim ki; içimiz rahat olarak olumlu bir cevap veremiyoruz. Müslümanlar merhametli olsalardı, dünyanın hali böyle olmazdı herhalde. Hatta İslam coğrafyasında daha çok kan akıyor. Müslüman, Müslüman’a daha çok saldırıyor. Müslüman, Müslüman’a karşı daha acımasız, kardeşkanını daha çok döküyor. Yavrusunu fareye benzetip parçalayıp yiyen huysuz kedi gibi, Müslümanlar da, birbirlerini fareye benzeterek saldırıyorlar. Hâlbuki o öldürülen bebekler, çocuklar; bizim yavrularımız. O gençler; bizim kardeşlerimiz. O perişan analar, babalar; bizim analarımız, babalarımız.
“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” buyuruyor Önderimiz (as).[1]
Rabbimiz de (cc); “Şüphesiz mü’minler birbiri ile kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını ıslah edin. Allah’a karşı takvalı olun ki; Allah size rahmet etsin.” buyuruyor[2]
Kardeşlik bu mu? Kardeşlerimize merhametimiz böyle mi olmalıydı?
Dahası; ‘isar’ sahibi olmaya (diğerkâmlığa), kardeşimizi kendimize tercih etmeye teşvik ediyor Rabbimiz bizi.
O günkü Müslümanların haline bakıp üzülen İstiklal Marşı şairimiz; “Müslümanlık nerede, bizden geçmiş insanlık bile.” diyordu. Ya bugünkü Müslümanları görseydi ne derdi?
Haberler halimize ayna tutuyor. Gerçeği görmek için haberlere, Müslümanların yaşadıkları yerlere bir bakmak yeter sanıyorum. Bakınız ve kulak veriniz; ne söylüyor olaylar bize!
Bu halleriyle mi Allah’ın rızasını, merhametini umuyor Müslümanlar?
Yüzlerce isim ve sıfatları içerisinde merhametin ön plana çıktığı bir Allah’a inanıp kulluk ettiğini söyleyen;[3] Raufu’r-rahim olan,[4] âlemlere rahmet olarak gönderilen[5] bir Peygamberi örnek aldığını bildiren; bizim için rahmet olan bir Kitab’ı (Kur’an’ı),[6] rehber tanıdığını ifade eden bu Müslümanlar, neden bu denli merhametsizleştiler?
Duyarlı bazı Müminleri hariç tutarsak şu acı gerçek karşımıza çıkıyor:
Çağımız Müslümanının kendisine merhameti yok, ailesine merhameti yok, Müslüman kardeşlerine merhameti yok, insanlığa merhameti yok. Hayvanlara, bitkilere, havasıyla suyuyla ifsad ettiği yiyeceği, içeceğiyle üzerinde yaşadığı yeryüzüne, etrafını kuşatan atmosfere, evrene merhameti yok.
Şu çekilen sıkıntılar, ahiret sorgumuzun/yitirdiğimiz merhamet sınavımızın sonucunun, dünyaya yansıması mı yoksa?
İnsan, insanlığa daha ilk adımını atarken önce merhamet eğitiminden geçiyor. Dünyaya daha gözlerini açmadan, ebesi ve anası daha kucaklamadan, hiçbir şeyi daha bilip öğrenmeden; merhameti öğrensin diye Yüce Rab, bebeği, acıyan, merhamet eden, koruyan, esirgeyen, şefkat gösteren anlamına gelen “rahim” adlı organa teslim ediyor. Rahim, merhamet sahibi demek. Bebek, dokuz ay, rahim olan bir mürebbinin kucağında merhamet eğitimi alıyor. Merhametli olmayı öğreniyor her şeyden önce. Merhamet ile yoğruluyor mayası. Merhamet ile şekilleniyor, gelişiyor, büyüyor. Sonra dünya hayatı başlıyor.
Bakmayın siz bir kaplanın, yemek için bir ceylanın peşinden koştuğuna. Aç kalıp da, ölecek değil ya! İnsanlar da, avlamıyorlar mı hayvanları? Boğazlayarak parçalayıp yemiyorlar mı? Doğal bir durum bu. Merhametsizlik değil.
Sadece insanlara ve hayvanlara mı mahsus merhamet? Tohum bile toprağın kucağında merhametle, şefkatle, sevgiyle büyüyor. Bu nedenle tahıl tohumuna “habbe” diyoruz. Habbe, sevgi demektir. Şefkat, merhamet, acımak, esirgemek demektir.
“İnsanlara merhamet etmeyene, Allah merhamet etmez.” buyuruyor Kutlu Örneğimiz (sav).[7]
Yeterince merhamet ediyor muyuz insanlara?
Sadece Müslümanlara değil; bütün insanlara seslenerek; “Ey Allah’ın kulları! Kardeş olunuz!” buyuruyor Kutlu Nebi.[8]
Din, dil, ırk, mezhep, sınıf ayırımı yapmadan Allah’ın bütün kullarına karşı kardeşçe davranıyor muyuz?[9]
Bakınız tarihe! Toplumların yükselişi merhametleri sayesinde, çöküşleri de merhametsizlikleri yüzünden olmuştur.
Merhamet; Zulme karşı olmak; haktan ve haklıdan yana olmak demektir. Sevgi, saygı ve şefkat demektir. Danışma, dayanışma, yardımlaşma, paylaşma demektir. Birlik ve beraberlik demektir. Güç ve kuvvet demektir. Yükseliş, yüceliş, güven, huzur ve esenlik demektir.
Küfür belki devam eder de, merhametsizlik ve zulüm asla payidar olmaz.
Allah Teâlâ, zulme bulaşmayan hiçbir toplumu helak etmemiştir:
“Zalim halktan başkası yok edilir mi?”[10]
“Biz, halkı zalim olmayan hiçbir ülkeyi helak edici değiliz.”[11] buyuruyor Yüce Rabbimiz.
Zindanlar, aydınlığa; çatlak dudaklar, suya; yanık topraklar, rahmete ne kadar muhtaçsa; daha fazlasıyla bugün insanların haksızlık ve zulüm ile kavrulan hissiz yürekleri de merhamete muhtaç…
Yorgun düştüler seraba koşmaktan. Neyi aradıklarını bilmeden delice aradıkları esenlik bu aslında: MERHAMET!..
Merhametle kucaklaşmanın, hem kendilerine hem de herkese mutluluk kapılarını açacağını keşke düşünebilselerdi…
Tarih de tanıklık ediyor ki; onların sözlüklerinde “merhamet” diye bir kelime yoktur. Bu iş de yine Müslümanlara düşüyor. Müslümanlar, merhameti kuşanınca, kardeşlerine kardeşçe davranınca ve bütün insanlara el uzatınca; buna şahit olan dünya insanlığı da, Müslümanların sayesinde insanlığının farkına varacak belki. Merhamet duyguları kabaracak, vahşetten kurtulacak ve fıtratına dönecektir.
Bu diriliş, bütün yeryüzünün bir bahar şenliği olacaktır.
[1] Buhari, Tevhd- 2
[2] Hucurat: 49/10
[3] O Allah ki; merhameti her şeyi kuşatmıştır. (Bkz. Araf: 7/156)
[4] Bkz. Tevbe: 9/ 128, 61; Enbiya: 21/107; Kasas: 28/46
[5] Bkz. Enbiya: 21/107
[6] Kur’an, rahmettir. Bkz. Yunus: 10/57; Nahl: 16/89; İsra: 17/82
[7] Buhari, Tevhid- 2
[8] Müslim, Birr: 28, 32; İbni Mace, Fiten: 2
[9] “Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara âdil davranmanızı yasaklamaz. Çünkü Allah, adaletli olanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp çıkaranları ve sürülüp çıkarılmanıza yardımcı olanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse; artık onlar, zalim olanların ta kendileridir.” (Mümtehine: 60/8, 9)
[10] Enam: 6/47
[11] Kasas: 28/59 ayrıca bakınız: Ankebut: 29/31; Hud: 11/116, 117; Kehf: 18/59; Enbiya: 21/11; Hac: 22/45; Neml: 27/52; Hud: 11/102
İlgili Yazılar
Cahit Koytak’ın İşporta Tezgâhı Şiirini Bir Adanma Eylemi Olarak Okumak
Adanma kavramı etrafında ilerleyecek olduğumuzda, sadece ilahi eksenle sınırlı kalmaz bu şiirin örnekleri. Bütün bir varlık dünyasının ilahi çatı altında bir kaynaşma ve dayanışma içinde anlamlı bir birliktelikle resmedildiği görülür. Bu açıdan Koytak şiirinin ilahi eksende yeryüzünün hallerine de bir ses olma peşinde farklı adanma durumları gösterdiği söylenebilir. Mazlumlara kulak kesilen, yaralılara kol kanat geren, bütün düşkünlerin elinden tutmaya çalışan ve böylece insanın kapabileceği türlü kirlerden arınmanın hissedileceği nice şiir örnekleri, bu külliyatın sayfaları arsında yer almaktadır.
Septik Bir Müslümanın Yolculuğu
İslam dünyasında bütün insanlığı kuşatacak kurucu fikirler ortaya koymanın aciliyetinin bilincinde, zamanın ruhunu kavramış çok kıymetli alimler düşünürler ve entelektüeller var. Fakat savaşların üzerimize boca ettiği kan ve gözyaşının yarattığı sellerin sesi, bu naif ve derinden gelen seslerin duyulmasını engelliyor. Bir de bir kişiyi ya bütünüyle kabul ya da ret etme zorunluluğu varmış gibi, en küçük bir fikir ayrılığı yaklaşım farklılığı bile düşünce üreten insanların hızla tasfiyesine yol açıyor.
İnsan Eğitiminde Temel Ders Kitabı Kur’an’dır
Talim, terbiye, maarif, tahsil, kültür gibi anlamlara gelen eğitim; akılla, zekâyla, düşünmeyle, muhakemeyle, denemeyle gerçekleşir. İnsanı insan yapan en önemli özelliği eğitilmeye müsait olmasıdır. İnsan gibi insan, kendisine ve topluma faydalı olan kâmil insan ancak eğitimle yetişir.
Rabbimiz, elçilerini ve kitapları insanı eğitmek için gönderdi:
Son nebisi için: “Ve seni yol bilmez, şaşırmış halde bulup da yol göstermedi mi?” buyuruyor.
“Gerçekten onlara inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, ilim üzere açıkladığımız bir kitap getirdik.”
Hevanın İktidar Alanından Sıyrılmak
Yeryüzünde söz sahibi olmak isteyen insanın ihtirası, en güzel sözü kabullenmesine mâni olmuş, bu mânia Allah’a itaat etmesinin önüne geçmiştir. Kendisine muktedir olamayan insan, kaba güç ve dayatma ile insanlığı abluka altına almış, zalimliği ile zorbalıkla Allah’ın arzında hâkimiyet kurmaya çalışmıştır. İdaresinden mesul olduğu alanlarda, hayra davet eden, iyiliği yaşam tarzı haline getiren ve var …
‘Kelebek Etkisi’ne Doğru İlk Çırpınışlar
Küçük etkenlerin büyük değişikliklere sebep olacağı düşüncesi uzun yıllar insanların zihninde canlanmış ve bazı eserlerde de varlığını göstermiştir. “…Tek bir çivinin eksikliği yüzünden koskoca bir krallığın yitirilebileceği uyarısı 14. yüzyıla kadar uzanır; ünlü çocuk tekerlemesinin aşağıda verilen versiyonu Benjamin Franklin’in 1758’de yayımladığı Poor Richard’s Almanac’ta yer almaktaydı: Tek bir çivisi olmayınca bir nal düştü, …