Gazze’de süregelen soykırım, bir kez daha acı, adaletsizlik ve insan hakları ihlali ile ilgili derin soruları dünya gündemine taşıdı. Devam eden şiddet, masum can kayıpları ve yaygın yıkım, sadece siyasi ve insani hassasiyetleri değil, aynı zamanda derinden bağlı olunan dini inançlarla ilgili bazı soruları gündeme getiriyor. Bu durum bizi temel bir sorunla yüzleşmeye zorluyor: Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve merhametli bir Tanrı, böylesine büyük bir acı ve vahşetin var olmasına nasıl izin verebilir? Neden olaylara müdahale etmiyor? Kötülük problemi olarak bilinen bu durum, adil ve merhametli bir Tanrı’nın, dünyada kötülüğün varlığıyla bir arada bulunmasını sorgulayan felsefi ve teolojik bir problemdir.
Yunanca theos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilen teodise, Tanrı’nın iyiliği ve her şeye gücü yetmesi ile kötülüğün varlığını uzlaştırmaya çalışan felsefi kuramlara verilen isimdir. Merhametli ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın neden acı ve adaletsizliğe izin verdiğine dair açıklamalar ya da gerekçeler sunmaya çalışır. Bu yazı, kötülük sorununu Gazze olayları merceğinden inceleyerek, ilahi takdirle yönetilen bir dünyada acı çekmeyi anlamlandırmayı amaçlayan çeşitli teodiseleri ele almaktadır. Nitekim kanaatimce Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğinin tek değil birden fazla cevabı vardır.
Hakikatin peşinde olmak, hakkı söylemek Allah’a verdiğimiz sözdür. Hak, hakikat sahibinindir. O’nun sözü fıkhedilmemişse, soru ve sorunlara kendi çağının çözümünü üretmek için âlimler bir araya gelip çözüm üretmemişse, Kur’ân fıkhedilip asrın idrâkine sunulmamışsa nasıl doğru bir hayat yaşanabilir?
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Sağlığın en temel manipülasyonu herkesin bir şekilde hasta olduğu ya da hasta olmaya çok müsait olduğunu vurgulamak üzerine kuruludur. Burada gerçek acılardan çok, bilimsel verilere dayandırılmış sentetik semptomlar söz konusudur. Nitekim bilimin kendisi olanca çelişki ve muğlaklığına rağmen mutlaklaştırılıyor.
Gazze’deki Acılar ve Teodise
Gazze’de süregelen soykırım, bir kez daha acı, adaletsizlik ve insan hakları ihlali ile ilgili derin soruları dünya gündemine taşıdı. Devam eden şiddet, masum can kayıpları ve yaygın yıkım, sadece siyasi ve insani hassasiyetleri değil, aynı zamanda derinden bağlı olunan dini inançlarla ilgili bazı soruları gündeme getiriyor. Bu durum bizi temel bir sorunla yüzleşmeye zorluyor: Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve merhametli bir Tanrı, böylesine büyük bir acı ve vahşetin var olmasına nasıl izin verebilir? Neden olaylara müdahale etmiyor? Kötülük problemi olarak bilinen bu durum, adil ve merhametli bir Tanrı’nın, dünyada kötülüğün varlığıyla bir arada bulunmasını sorgulayan felsefi ve teolojik bir problemdir.
Yunanca theos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilen teodise, Tanrı’nın iyiliği ve her şeye gücü yetmesi ile kötülüğün varlığını uzlaştırmaya çalışan felsefi kuramlara verilen isimdir. Merhametli ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın neden acı ve adaletsizliğe izin verdiğine dair açıklamalar ya da gerekçeler sunmaya çalışır. Bu yazı, kötülük sorununu Gazze olayları merceğinden inceleyerek, ilahi takdirle yönetilen bir dünyada acı çekmeyi anlamlandırmayı amaçlayan çeşitli teodiseleri ele almaktadır. Nitekim kanaatimce Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğinin tek değil birden fazla cevabı vardır.
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
216. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Fıkhı Fıkhedelim!
Hakikatin peşinde olmak, hakkı söylemek Allah’a verdiğimiz sözdür. Hak, hakikat sahibinindir. O’nun sözü fıkhedilmemişse, soru ve sorunlara kendi çağının çözümünü üretmek için âlimler bir araya gelip çözüm üretmemişse, Kur’ân fıkhedilip asrın idrâkine sunulmamışsa nasıl doğru bir hayat yaşanabilir?
Panoptikon ve Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
Yabancılarla Dolu Bir Dünyada Zenofobi ve Birlikte Yaşamının İmkânı Üzerine
Yabancı ile olan ilişkilerin pamuk ipliğine bağlı doğası onun aidiyetsizliğinden gelir. Aidiyetsizlik vurgusu yabancının kökeninedir. Yabancının kökleri, yerlinin mekânsal sınırları dışında olduğundan doğası gereği belirsiz ve öngörülemezdir. Bu nedenle yabancı, bireysel olarak değil belli bir tipte yabancı olarak algılanır.
Yası Tutul(a)mayan ve Yüzü Başkasında Yok Sayılanların Varlığı Üzerine
Toplama kamplarında, yaşadıkları şehirlerde, evlerinde, kişiler şiddet aracılığıyla biçimlendirilerek sistematik bir şekilde öldürülmüşlerdi.
Sağlığın Manipülasyonu: İyileşmeye Çalışmak Nasıl Kötüleştirir?
Sağlığın en temel manipülasyonu herkesin bir şekilde hasta olduğu ya da hasta olmaya çok müsait olduğunu vurgulamak üzerine kuruludur. Burada gerçek acılardan çok, bilimsel verilere dayandırılmış sentetik semptomlar söz konusudur. Nitekim bilimin kendisi olanca çelişki ve muğlaklığına rağmen mutlaklaştırılıyor.
Alışverişe devam et