Gazze’de süregelen soykırım, bir kez daha acı, adaletsizlik ve insan hakları ihlali ile ilgili derin soruları dünya gündemine taşıdı. Devam eden şiddet, masum can kayıpları ve yaygın yıkım, sadece siyasi ve insani hassasiyetleri değil, aynı zamanda derinden bağlı olunan dini inançlarla ilgili bazı soruları gündeme getiriyor. Bu durum bizi temel bir sorunla yüzleşmeye zorluyor: Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve merhametli bir Tanrı, böylesine büyük bir acı ve vahşetin var olmasına nasıl izin verebilir? Neden olaylara müdahale etmiyor? Kötülük problemi olarak bilinen bu durum, adil ve merhametli bir Tanrı’nın, dünyada kötülüğün varlığıyla bir arada bulunmasını sorgulayan felsefi ve teolojik bir problemdir.
Yunanca theos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilen teodise, Tanrı’nın iyiliği ve her şeye gücü yetmesi ile kötülüğün varlığını uzlaştırmaya çalışan felsefi kuramlara verilen isimdir. Merhametli ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın neden acı ve adaletsizliğe izin verdiğine dair açıklamalar ya da gerekçeler sunmaya çalışır. Bu yazı, kötülük sorununu Gazze olayları merceğinden inceleyerek, ilahi takdirle yönetilen bir dünyada acı çekmeyi anlamlandırmayı amaçlayan çeşitli teodiseleri ele almaktadır. Nitekim kanaatimce Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğinin tek değil birden fazla cevabı vardır.
Bu yazının devamı
216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Bugün Türkiye’deki entelektüel kesimin bir kısmı —akademisyeninden yazarına, sanatçısından kanaat önderine kadar— benzer bir Oblomovluk haliyle kuşatılmış gibidir.
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Çağdaş dönemde Müslümanların moderniteye yönelik eleştirilerini değerlendirirken, Müslüman Düşüncesi içerisindeki 3 temel yaklaşımdan yardım alabiliriz. Malum olduğu üzere, Çağdaş Dönem Müslüman Düşüncesi’nin ana yaklaşımlarını,‘Gelenekçiler’, ‘Müslüman Modernistler’ ve ‘İslamcılar’ temsil etmektedir.
Gazze’deki Acılar ve Teodise
Gazze’de süregelen soykırım, bir kez daha acı, adaletsizlik ve insan hakları ihlali ile ilgili derin soruları dünya gündemine taşıdı. Devam eden şiddet, masum can kayıpları ve yaygın yıkım, sadece siyasi ve insani hassasiyetleri değil, aynı zamanda derinden bağlı olunan dini inançlarla ilgili bazı soruları gündeme getiriyor. Bu durum bizi temel bir sorunla yüzleşmeye zorluyor: Her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve merhametli bir Tanrı, böylesine büyük bir acı ve vahşetin var olmasına nasıl izin verebilir? Neden olaylara müdahale etmiyor? Kötülük problemi olarak bilinen bu durum, adil ve merhametli bir Tanrı’nın, dünyada kötülüğün varlığıyla bir arada bulunmasını sorgulayan felsefi ve teolojik bir problemdir.
Yunanca theos (Tanrı) ve dike (adalet) kelimelerinden türetilen teodise, Tanrı’nın iyiliği ve her şeye gücü yetmesi ile kötülüğün varlığını uzlaştırmaya çalışan felsefi kuramlara verilen isimdir. Merhametli ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın neden acı ve adaletsizliğe izin verdiğine dair açıklamalar ya da gerekçeler sunmaya çalışır. Bu yazı, kötülük sorununu Gazze olayları merceğinden inceleyerek, ilahi takdirle yönetilen bir dünyada acı çekmeyi anlamlandırmayı amaçlayan çeşitli teodiseleri ele almaktadır. Nitekim kanaatimce Tanrı’nın neden kötülüğe izin verdiğinin tek değil birden fazla cevabı vardır.
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Akıl-Vahiy İlişkisi Üzerine Mülahazalar – Bilginin Kaynağı Sorunu -I-
Akıl-vahiy ilişkisi üzerine mülahazalar” yazısı, bilginin kaynağı sorunu ekseninde kapsamlı bir çalışmanın önsözü mahiyetindedir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Yazıda İslâm düşüncesinde esas itibariyle ‘bilginin kaynağı sorunu’nun olmadığına ancak daha sonraki dönemlerde kirlenmeye başlayan ‘Müslüman aklı’yla birlikte zihnî karışıklığın (teşevvüş) oluştuğuna dikkat çekilmiştir. Farklı kültür ve inançların müslüman düşünceye karışmasıyla oluşan kirlenme, kendi kavramlarını üretmede gecikmeyip kurumsallaşmıştır.
Oblomovluk Sendromu: Psikososyal Bir Yaklaşım ve Türk Entelektüelinin Eylemsizliği
Bugün Türkiye’deki entelektüel kesimin bir kısmı —akademisyeninden yazarına, sanatçısından kanaat önderine kadar— benzer bir Oblomovluk haliyle kuşatılmış gibidir.
Her Paradigmanın Kendine Özgü Bir Dili Vardır
“Dil, varlığın evidir.” diyor, Martin Heidegger. Varlığı, düşünceyi anlamak, etkilemek ancak dil aracılığıyla mümkündür. İnsan kelimeler ve kavramlar aracılığıyla düşünür, her şeyi adı ile algılar. Var olanları adlandırarak onların özelliklerini belirler, kendisi ile diğer varlık alanları arasındaki ilişkileri kurar. Kavramlara yüklenen anlamlar eşyayı, hayatı, olayları, evreni anlamlandırmada doğrudan etkilidir. Kavramlar dünya görüşüne ve dini perspektife şekil verirler. Kelimeler, kavramlar hangi anlam dünyasını yüklenmişse varlıklarla o anlam dünyası üzerinden ilişki kurar. Bu ilişkiler zihni doğrudan yönlendirir ve zihin bu ilişkiler üzerinden düşünür.
Eleştiri Kültürümüzün Eleştirisi: Yok Edilmesi Gereken “Öteki”lere Karşı Kahraman “Biz”ler
Cümle ümmet-i İslam’ın gözü aydın, farklı düşündüğü için bir insanı daha, teolojik bir farklı yorumu daha linç ederek istifa etmesine vesile olduk. Linçin şehvet düzeyi, kışkırtma kat sayısı o kadar yüksekti ki sosyal medyada küfrün, hakaretin, tehdidin binlercesi, onlarca saat sürdü. Herhangi bir ibadetinde erişemediği iştiyakı bir insanı linç etmek için kullanan “biz”ler, “insanlıktan çıkma başarımıza” bir yenisini daha eklemiş bulunuyoruz.
Modernizm Eleştirisi Ve Müslümanlar
Çağdaş dönemde Müslümanların moderniteye yönelik eleştirilerini değerlendirirken, Müslüman Düşüncesi içerisindeki 3 temel yaklaşımdan yardım alabiliriz. Malum olduğu üzere, Çağdaş Dönem Müslüman Düşüncesi’nin ana yaklaşımlarını,‘Gelenekçiler’, ‘Müslüman Modernistler’ ve ‘İslamcılar’ temsil etmektedir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.