Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı isimli kitabında insan ile hayvanı birbirinden ayıran temel özelliğin -bilinenin aksine- akıl olmadığını söyler. Akıl dediğimiz yetinin -kendi ifadesiyle ahlâklılıktan soyutlanmış aklın- hayvanlarda da olduğunu belirten düşünür, insan ile hayvanlar arasındaki farkın insanın “yönlendirilmiş akıllılık” denilen şeye sahip olmasıyla meydana geldiğini; insanın “Yüzyıllar boyunca zihinlerde yerleşmiş düşüncenin aksine akıllılık sayesinde değil, ahlâklılık sayesinde insan…”[1] olduğunu söyler.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır. Ahlâk olarak ifade ettiğimiz kavramı âdâb-ı muaşeretten ibaret görmek kavramın alanını oldukça daraltmaktır.
İnsanın birincil ahlâki sorumluluğunun Hakk’ı tanımak ve Hakk’ın rızasına uygun hayatı yaşamanın mücadelesini vermek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, Allah ile kul arasında kurulmasını istediği bu ilişkiyi karşılıklı bir sorumluluk ve anlaşma temelinde kurar. Hak Teâlâ’yı tanıyan hakkı yerine getirir, hakkı çiğnemez, hakka riayet eder.
Bu yazının devamı
216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşasında en kritik sorun alanlarından biri, norm ile hayat, hüküm ile amaç, nass ile maslahat, sabite ile değişken arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Modern dünyada Müslüman toplumlar bir yandan hızla değişen sosyal, ekonomik ve siyasal şartlarla yüz yüze gelirken, diğer yandan ahlâki
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Ahlâkın Neliği Üzerine
Taha Abdurrahman, Ahlâk Sorunsalı isimli kitabında insan ile hayvanı birbirinden ayıran temel özelliğin -bilinenin aksine- akıl olmadığını söyler. Akıl dediğimiz yetinin -kendi ifadesiyle ahlâklılıktan soyutlanmış aklın- hayvanlarda da olduğunu belirten düşünür, insan ile hayvanlar arasındaki farkın insanın “yönlendirilmiş akıllılık” denilen şeye sahip olmasıyla meydana geldiğini; insanın “Yüzyıllar boyunca zihinlerde yerleşmiş düşüncenin aksine akıllılık sayesinde değil, ahlâklılık sayesinde insan…”[1] olduğunu söyler.
Ahlâk; bireysel hayattan toplum hayatına, cinsel hayattan aile hayatına, ilimden sanata, devlet yönetiminden uluslararası ilişkilere, savaş hukukuna kadar hayatın her alanını kapsayıp bu alanlara yön veren, erdem ve fazilet olarak kabul edilebilecek her türlü düşünce ve davranışın genel adıdır. Ahlâk olarak ifade ettiğimiz kavramı âdâb-ı muaşeretten ibaret görmek kavramın alanını oldukça daraltmaktır.
İnsanın birincil ahlâki sorumluluğunun Hakk’ı tanımak ve Hakk’ın rızasına uygun hayatı yaşamanın mücadelesini vermek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. İslam, Allah ile kul arasında kurulmasını istediği bu ilişkiyi karşılıklı bir sorumluluk ve anlaşma temelinde kurar. Hak Teâlâ’yı tanıyan hakkı yerine getirir, hakkı çiğnemez, hakka riayet eder.
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
İslam Hukuku Bugün Bize Ne Vaat Ediyor?
Çağdaş İslam düşüncesinin yeniden inşasında en kritik sorun alanlarından biri, norm ile hayat, hüküm ile amaç, nass ile maslahat, sabite ile değişken arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağıdır. Modern dünyada Müslüman toplumlar bir yandan hızla değişen sosyal, ekonomik ve siyasal şartlarla yüz yüze gelirken, diğer yandan ahlâki
Kelimeler ki Tank Gibi Geçer Adamın Yüreğinden
Bazı kelimeler yüreğimizden tank gibi geçerken, bazı kelimeler meramımızı anlatmakta kifayetsiz kalmaktadır. Çünkü kelimelerin de ruhu vardır. Kelimeler asırlar boyunca bir milletin dilinde, gönlünde yaşayarak ruh ve mânâ kazanır. Mesela ‘yapıt’ ile ‘eser’ bir midir? Selimiye Camiî, Mimar Sinan’ın yapıtı mı yoksa eseri midir? “Cümle” ile “tümce” aynı şey midir? Cümle âlem yerine tümce âlem diyebilecek miyiz? Kelimeler yüreğimizden geçerken, sözcükler bir yumru gibi takılır kalır gırtlağımızda.
Panoptikon ve Varolmanın Dayanılmaz Ağırlığı
Gözetim, 18. yüzyılda, fizikî sınırların, duvarların, kamu mekânlarının ve şehrin bir kısmını içeren ve düzenin sağlanması için iktidara “güç” kazandıran panoptikonlar aracılığıyla sağlanmaktayken; 21. yüzyılda, Bauman’ın dediği gibi, sınırları olmayan, akışkan ve bireysel düzlemde mikropanoptikonlar yani akıllı cihazlarla dijital olarak sağlanmaktadır. Artık insanın sadece rasyonelliği değil irrasyonelliği de çeşitli denetim mekanizmalarının, gözetim teknolojilerinin boyunduruğu altındadır.
Hakkı Bâtıl ile Örtmek
‘Hakkı bâtıl ile örtmek’, özü itibariyle inkârcıların hak ile bâtılı birbirine karıştırıp hakkı gizleme cürmüne dayanmaktadır. Müfsitler imana dâvet edilirken, Müslümanlarla birlikte namaz kılıp zekâtı vermeleri yani Allah’ın hükmüne boyun eğmeleri istenmektedir. İlgili âyette, pek çok dinî hükümler arasından özellikle namaz ve zekâtın zikredilmesi/emredilmesi, son derece önemlidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.