Filmler algılarımızı yeniden kavramaya ve bilme ilişkilerine açan değişik coğrafyalara götürür ve dünyayı kavramaya yönelik bakışımızı çoğaltabilme potansiyeline sahiptir (Süalp, 2014)[2]. Filmler hem bir başka bilme alanı açar, hem de bir toplumu bir başka topluma açmanın/tanıştırmanın yollarını gösterir. Her iki toplumun da geçerli bakış açıları ve dünya görüşleri olduğunu ve bunların sorgulanmasının okurun/seyircinin bakış açısına çok taraflı bir zenginlik kazandırabileceği söylenir.
Robert McKee Hikâye[3] adlı eserinde seyircinin beklentilerini ve tepkilerini anlamadan film yapmanın olanaksız olduğunu söyler. Bu sebeple bir filmin hikâyesi, senaryosu oluşturulurken onu ortaya koyan kişinin kendi bakış açısı kadar izleyicinin beklentilerinin de tatmin edecek şekilde biçimlendirilmesinden söz eder. Filhakika okur ya da seyirci, öykünün biçimlendirilmesinde diğer öğeler kadar belirleyici bir güçtür. Yani McKee’nin de dediği gibi seyirci/okur olmazsa yapıtın bir anlam ifade edemeyeceğidir. Seyirci olarak hikâyeye duyulan açlık, sadece zihinsel bir egzersiz olarak izah edilemez, kişisel ve duygusal bir deneyim içinde yaşam biçimlerini anlamaya yönelik derin insani ihtiyacın da yansıması burada önem arz eder.
Bu yazının devamı
216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış.
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında.
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
Bilmeni isterim ki yazmak da okumak da benim çok işime yarıyor. Hayatın haritasında gidilecek veya gidilmeyecek yolları görmeme yardım ediyor… Diğerinin düşünceleri kendime ayna tutarken yardım ediyor. Bazen aynı ateşte yandığım, bazen aynı gölgeyi canlı saydığım insanlarla karşılaşıyorum okuduklarımın, dinlediklerimin bir yerinde…
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları
Kısa Filmlerde Eğitimin Katmanlı Boyutlarına Bakmak
Filmler algılarımızı yeniden kavramaya ve bilme ilişkilerine açan değişik coğrafyalara götürür ve dünyayı kavramaya yönelik bakışımızı çoğaltabilme potansiyeline sahiptir (Süalp, 2014)[2]. Filmler hem bir başka bilme alanı açar, hem de bir toplumu bir başka topluma açmanın/tanıştırmanın yollarını gösterir. Her iki toplumun da geçerli bakış açıları ve dünya görüşleri olduğunu ve bunların sorgulanmasının okurun/seyircinin bakış açısına çok taraflı bir zenginlik kazandırabileceği söylenir.
Robert McKee Hikâye[3] adlı eserinde seyircinin beklentilerini ve tepkilerini anlamadan film yapmanın olanaksız olduğunu söyler. Bu sebeple bir filmin hikâyesi, senaryosu oluşturulurken onu ortaya koyan kişinin kendi bakış açısı kadar izleyicinin beklentilerinin de tatmin edecek şekilde biçimlendirilmesinden söz eder. Filhakika okur ya da seyirci, öykünün biçimlendirilmesinde diğer öğeler kadar belirleyici bir güçtür. Yani McKee’nin de dediği gibi seyirci/okur olmazsa yapıtın bir anlam ifade edemeyeceğidir. Seyirci olarak hikâyeye duyulan açlık, sadece zihinsel bir egzersiz olarak izah edilemez, kişisel ve duygusal bir deneyim içinde yaşam biçimlerini anlamaya yönelik derin insani ihtiyacın da yansıması burada önem arz eder.
Bu yazının devamı 216. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Masal Anlatmak: Dinleyen Kulağı Sulamak Hisseden Kalbe Söz Ekmek
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış.
Gassal: Randevuyla Çalışmıyoruz
TRT’nin dijital platformu Tabii’de yayınlanan Gassal dizisi büyük yankı uyandırdı. Sanal cemaatlerin uzantıları olan mecralarda; diziden kesitler, replikler paylaşıldı. Kısa sürede oluşan bu güçlü yankının evveliyatı var aslında.
Benim Sadık Yarim Işıl Işıl Barış
İnsanlar, hem de onların en masumları, boy boy türlü türlü hayvanlar, envai çeşit nebatat yok olup gitmeseydi; açlık susuzluk kol gezmeseydi, tahribat sadece mimari ve kültürel boyutta olsaydı bile savaşın ne korkunç, ne zalimce bir lanet olduğunu hemen herkes anlardı.
XIV. Mektup / Son Mektup
Bilmeni isterim ki yazmak da okumak da benim çok işime yarıyor. Hayatın haritasında gidilecek veya gidilmeyecek yolları görmeme yardım ediyor… Diğerinin düşünceleri kendime ayna tutarken yardım ediyor. Bazen aynı ateşte yandığım, bazen aynı gölgeyi canlı saydığım insanlarla karşılaşıyorum okuduklarımın, dinlediklerimin bir yerinde…
Beşinci Olma Helak Olursun
Hayatın yanlışlarına, insanlığın kötülük oluşumlarına karşın iyilerden olanlar hep bir hareket içinde olmalılar. Yani bunların oturmalarına çok fırsatları olmamalı. Çünkü kötülük ayakta olup yürüyüp- koştukça; İyilerinde miskin miskin oturmaları
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.