“Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
“İnsan ölümlüdür” evet ama ölen sadece insan değildir, her can sahibi varlık ölümlüdür. Peki ölüm nedir? ve özellikle insanın ölümü ne anlama gelmektedir? Bu soru aynı zamanda felsefî antropolojinin İnsan nedir temel sorusuyla doğrudan ilişkilidir. İnsanın doğası (human natüre, human being) ve insanın bireyliliği, kişi oluşu (personality) tartışmalarında arada olan varlık olarak insanın ne olduğuna-kim olduğuna dair soruyu burada açmayacağız elbette ama bu sorunun dolayımında ölüm ve insanın ölümünün ne anlama geldiğini geleneklerle ilişki kurarak yeniden düşünmek için bir hikâye kuracağız.
Ölüm gerçekliktir, ister dijital, ister fizik zaman-mekân ister rüya olarak gerçekliği görelim, boyutlar dışında ölümün gerçekliği değişmeyecektir. Yaşam ise ölüme hazırlık, Beyazıd’ın dediği gibi “oruçlu doğar her insan ölümün iftar sofrasına” doğmak ölüme hazırlanmaktır. Ölüm, hayatı engellemekle, onu sınırlamakla ve o saat geldiğinde de onu sonlandırmakla kalmaz; o öyle bir oluştur ki insanı insan kılar, bin yıllık hikâyeler, bitmeyen mahur besteler ve asırlık çınarlar yaratır; insana aşk, heyecan ve güç verir. O nedenle sonda söyleyeceğimizi hemen başta söyleyelim, ölüm olmasaydı yaşam da olmazdı; “ölmeyen, yaşamaz da.”
***
Peki, ne oldu da ölen insan olunca ölümün anlamı farklı boyutlar kazandı? Bu anlam kayması (ki anlam kayması olarak değerlendiriyoruz) hangi pratiklerle geldi ve hangi pratikleri getirdi? Diye sorduğumuzda karşımıza pek çok farklı açıklama modeli çıkmaktadır. Burada bu modellerin kesişiminde duran iki pratiği ele alacağız: Ulus devlet-biyopolitika ve mekân tasarımları.
Bu yazının devamı
211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Ahvalimiz; karanlıkta can havliyle girdiği eczaneden el yordamıyla ilaçlar toparlayıp içen ve bundan da şifa uman adamın halini andırıyor. Hasta, daha hastalığının tam olarak ne olduğunu bilmiyor; iyileşmek istiyor fakat kullandığı ilaçların neye iyi geldiğiyle ilgilenmiyor.
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu.
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Ölen Kim’dir
“Can ölümle mukayyet bir oluştur ve her can ölümü tadacaktır”
Ölüme yumar o derin kederli gözlerini bir damla huzur için
Varlığa açar nemli gözlerini yeniden O’labilmek için
İçi insan dışı insan…
“Oruçlu doğar insan ölümün iftar sofrasına”
“İnsan ölümlüdür” evet ama ölen sadece insan değildir, her can sahibi varlık ölümlüdür. Peki ölüm nedir? ve özellikle insanın ölümü ne anlama gelmektedir? Bu soru aynı zamanda felsefî antropolojinin İnsan nedir temel sorusuyla doğrudan ilişkilidir. İnsanın doğası (human natüre, human being) ve insanın bireyliliği, kişi oluşu (personality) tartışmalarında arada olan varlık olarak insanın ne olduğuna-kim olduğuna dair soruyu burada açmayacağız elbette ama bu sorunun dolayımında ölüm ve insanın ölümünün ne anlama geldiğini geleneklerle ilişki kurarak yeniden düşünmek için bir hikâye kuracağız.
Ölüm gerçekliktir, ister dijital, ister fizik zaman-mekân ister rüya olarak gerçekliği görelim, boyutlar dışında ölümün gerçekliği değişmeyecektir. Yaşam ise ölüme hazırlık, Beyazıd’ın dediği gibi “oruçlu doğar her insan ölümün iftar sofrasına” doğmak ölüme hazırlanmaktır. Ölüm, hayatı engellemekle, onu sınırlamakla ve o saat geldiğinde de onu sonlandırmakla kalmaz; o öyle bir oluştur ki insanı insan kılar, bin yıllık hikâyeler, bitmeyen mahur besteler ve asırlık çınarlar yaratır; insana aşk, heyecan ve güç verir. O nedenle sonda söyleyeceğimizi hemen başta söyleyelim, ölüm olmasaydı yaşam da olmazdı; “ölmeyen, yaşamaz da.”
***
Peki, ne oldu da ölen insan olunca ölümün anlamı farklı boyutlar kazandı? Bu anlam kayması (ki anlam kayması olarak değerlendiriyoruz) hangi pratiklerle geldi ve hangi pratikleri getirdi? Diye sorduğumuzda karşımıza pek çok farklı açıklama modeli çıkmaktadır. Burada bu modellerin kesişiminde duran iki pratiği ele alacağız: Ulus devlet-biyopolitika ve mekân tasarımları.
Bu yazının devamı 211. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
İnsan Haklarını Konuşmak ‘Kışkırtılmış İnsan’dan ‘Yaratılmış İnsana’
Ahvalimiz; karanlıkta can havliyle girdiği eczaneden el yordamıyla ilaçlar toparlayıp içen ve bundan da şifa uman adamın halini andırıyor. Hasta, daha hastalığının tam olarak ne olduğunu bilmiyor; iyileşmek istiyor fakat kullandığı ilaçların neye iyi geldiğiyle ilgilenmiyor.
İnsan Odaklı Bir Yönetim Anlayışı
İslam’a göre tevhid olmadan, vahye dayanmadan bütüncül ve sahici adaletin sağlanması mümkün değildir. Adalet; hikmet, şecaat ve iffet faziletlerinin gerçekleşmesi ile kazanılan ve bunların üçünü de içine alan dördüncü temel fazilettir,
Filistin Cephesinde Değişen Bir Şey Yok: İhanet, Drama, Cinayet, Kehanet ve Kıyamet
Yahudi Siyonizmi: Siyonizm, bedeni doğu, aklı batı, ruhu araf, kalbi sarı. Siyonizm, geçmişi Avrupa, bugünü Gazze, yarını Fırat. Siyonizm, dünü altın buzağı, şimdisi kızıl düve, sonrası kurban. Siyonizm, okuduğu Tevrat, anladığı Kâbil, anlamadığı 10 Emir. Siyonizm, adı Kudüs, sanı hırsız, cismi katil. Siyonizm, tutunduğu dünya, istikameti Gog ve Magog, menzilinde altın çağ. Siyonizm, Tanrı’yı ırkçı zanneden ve O’na sürekli şımaran.
Kurgusal Kümeste Küme Elamanı Olmak; Ulusalcılık Ve Popülizm Siyasasında Kimliklerin Kaybı
20. yüzyıl, büyük anlatıların formüle etmiş olduğu ideolojiler çağıdır. Bütünleşme hareketleri bu ideolojilerin merkezinde cereyan etti. Sosyalizm, kapitalizm ve faşizm devasa boyutta tümleşik bir siyasadan bahsediyordu.
İnsanın Terkedilişi: Dijital ve Siber Bedenler
17. yüzyıl sonrası matematik-fizik esaslı felsefe zihni, ruh düzleminden çıkarıp daha maddi bir düzlemde ele almıştır. Matematik-fizik eksenli felsefi yaklaşım, zihni ruhi veya manevi düzlemden çıkarıp salt maddi bir kurgu olarak ele almıştır. Hatta zihin veya ruh, atomların sayısı
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.