Gözetleme ve gözetim olgusu tarih boyunca varlığını hissettiğimiz egemenin üzerimizdeki nefesidir. “Gözetimin temelinde egemen olanın ya da egemenliğini sürdürmek isteyen iktidarın bilme arzusu yatmaktadır.”[1]Bu yazımızda gözetim olgusunu ve hayatımızdaki izdüşümünü ele almaya çalışacağız. Öncelikle tarihsel süreç içerisinde değişen egemenlere atıf yaparak gözetim olgusunun çağımıza yansımalarını ifade etmeye çalışacağız.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir. Bu süreç Fransız İhtilâli ile birlikte hükümdarın egemenliğine son verilerek bu yetki ‘Leviathan’a verilmiştir. Leviathan, kendisine devredilen bu yetkiyi yasalar yolu ile topluma gösterdi. “Fransız Devrim’inde göz bir denetim mercisi olmuş ama hükümdarın değil yasanın yaşamı belirleme işini denetlemeyi üstlenmiştir.”[2]Yasaların oluşturduğu ve egemen güç hâline geldiği bir döneme girmiş olduk; yasanın hükümranlığının baş gösterdiği, yasaların şekillendirdiği bir dünyaya!
Bu yazının devamı
204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
İnsan hayatının en temel kavramlarından birisi, bilindiği gibi ihtiyaç kavramıdır. Maddesi ve mânâsıyla, insan hayatının her dokusunda hissedilen bu eksiklik ve bunun temin edilmesi hadisesi, insan fıtratının en âcil bir durumudur. Tarihsel bir geçmişten bizler biliyoruz ki, hayatın sosyal inşası, ihtiyaç,
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı,
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına
Yasaların Gözetiminde Hayat
Adaletin gözü her şeyi dikkate alır.
Erasmus
Gözetleme ve gözetim olgusu tarih boyunca varlığını hissettiğimiz egemenin üzerimizdeki nefesidir. “Gözetimin temelinde egemen olanın ya da egemenliğini sürdürmek isteyen iktidarın bilme arzusu yatmaktadır.”[1] Bu yazımızda gözetim olgusunu ve hayatımızdaki izdüşümünü ele almaya çalışacağız. Öncelikle tarihsel süreç içerisinde değişen egemenlere atıf yaparak gözetim olgusunun çağımıza yansımalarını ifade etmeye çalışacağız.
Gözetim ve gözetleme olgusunun insanlık tarihi kadar geçmişe dayandığı ve her dönemin kendine has unsurları ile görünür olduğu kabul edilmektedir. Modern bir tarih okumasıyla duruma bakacak olursak; Ortaçağın sonlarına kadar Tanrı’nın hükümranlığının etkin olduğu bir dünyadan bahsedebiliriz. Yeniçağ ile birlikte hükümdarların Tanrı’dan rol çalarak kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcileri ilan etmeleri, hükümdarların hükümranlığının daha baskın olduğu bir sürece geçildiğini göstermektedir. Bu süreç Fransız İhtilâli ile birlikte hükümdarın egemenliğine son verilerek bu yetki ‘Leviathan’a verilmiştir. Leviathan, kendisine devredilen bu yetkiyi yasalar yolu ile topluma gösterdi. “Fransız Devrim’inde göz bir denetim mercisi olmuş ama hükümdarın değil yasanın yaşamı belirleme işini denetlemeyi üstlenmiştir.”[2] Yasaların oluşturduğu ve egemen güç hâline geldiği bir döneme girmiş olduk; yasanın hükümranlığının baş gösterdiği, yasaların şekillendirdiği bir dünyaya!
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Sömürgecinin Değişen Yüzü Olarak Hukuk
Çevirilerin adalet sistemi üzerindeki etkisi bir sonraki yüzyılın başlarına kadar tam olarak fark edilmeyecekti. Ancak tercümeler, İslam’ın sömürgeci eklemlenmesinde dolaysız bir epistemolojik işlev gördüler; zira Michael Anderson’ın zekice tespit ettiği üzere, tercümeler yalnızca “özcü, statik ve içeriden değişime kapalı bir İslam” fikrini doğurmakla kalmadı, aynı zamanda tüm klasik Oryantalizmin temel söylemsel pratiğini, yani “klasik hukuk metinleri üzerinde ayrıntılı bir çalışma yapılmadan Hindistan ve Doğu’nun doğru bir şekilde anlaşılamayacağı” fikrini yarattı ve destekledi.
Şef Mahko Ve Oğuz’un Fatiha’sı
İnsan hayatının en temel kavramlarından birisi, bilindiği gibi ihtiyaç kavramıdır. Maddesi ve mânâsıyla, insan hayatının her dokusunda hissedilen bu eksiklik ve bunun temin edilmesi hadisesi, insan fıtratının en âcil bir durumudur. Tarihsel bir geçmişten bizler biliyoruz ki, hayatın sosyal inşası, ihtiyaç,
Türkiye’de Ulusal Kimliğin İnşası: Sivil Din ve Sembolik İktidar
Toplumların kolektif kimliklerini inşa etme süreçleri sosyal uzam içerisinde ortak semboller, ritüeller, mitler ve değerler üzerinden güç kazanır. Robert Bellah’ın 1967’de Amerikan toplumu üzerine geliştirdiği sivil din kavramı,
İnsan Fıtratını Bozma Girişimi Olarak Cinsiyet Eşitliği Projesi
Gerek Anayasa yapım sürecinde cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin Anayasa’nın eşitlik maddesinde değil de ilgili maddenin gerekçesinde düzenleneceğine dair basında çıkan haberler, gerek 30 Eylül’de açıklanan de-mokratikleşme paketinde bu ifadelere dair herhangi bir atfın yapılmaması siyasî
Modern Devletin “Kim”liği: Bir İktidardan Fazlası
Bütün bir toplumu bir ideal etrafında birleştirmek için insanların bu ideali benimsemiş olması gerekir. Bu ideal toplum düzeninin meydana gelmesi için de ideal insan tanımlamasına uygun insanlar inşa etmek sosyolojinin doğası gereği elzemdir. Bu ideal insana ve topluma ulaşma sürecinde insanların aslında kim olduklarına
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.