Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır. İnsanların barınma ihtiyacıyla beliren mimari mekânlar da mahremiyet algısının değişiminden nasibini almıştır.
Barınma ihtiyacı, insanlığın ilk oluşumundan itibaren bir gereklilik olarak görülmekle birlikte zamanla değişen ve gelişen toplumların barınma ihtiyacı üzerine yükledikleri anlam da değişmiş ve gelişmiştir. Toplumlardaki bu değişim, barınma ihtiyacını aşan mimari mekânları oluşturmuştur. Bu mimari mekânlar oluşurken de toplumlar kendi coğrafi, sosyal ve kültürel özelliklerine göre belli unsurlarla mahremiyetlerini sağlamış ve yaşamlarını kolaylaştırıcı etkenlerle yapıları donatmışlardır. Toplumların kültürel, fertlerin ise bireysel yaşam standartları ekseninde belirlenen etkenler, insanların mekâna dair aidiyet hislerini güçlendirmiştir.
Bu yazının devamı
204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
Tedavinin bir netice vermesi için doğru bir teşhis şarttır. Yukarıda özetlenen fikirler İslam âleminin hâl-i pür melali ile içtihat kapısının kapanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmakta dolayısıyla çözümü de burada aramaktadır. Peki, esas mesele hukuki değilse o zaman ne olacaktır?
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir.
Mahremiyet Algısının Dönüşümü ve Mimariye Etkisi
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır. İnsanların barınma ihtiyacıyla beliren mimari mekânlar da mahremiyet algısının değişiminden nasibini almıştır.
Barınma ihtiyacı, insanlığın ilk oluşumundan itibaren bir gereklilik olarak görülmekle birlikte zamanla değişen ve gelişen toplumların barınma ihtiyacı üzerine yükledikleri anlam da değişmiş ve gelişmiştir. Toplumlardaki bu değişim, barınma ihtiyacını aşan mimari mekânları oluşturmuştur. Bu mimari mekânlar oluşurken de toplumlar kendi coğrafi, sosyal ve kültürel özelliklerine göre belli unsurlarla mahremiyetlerini sağlamış ve yaşamlarını kolaylaştırıcı etkenlerle yapıları donatmışlardır. Toplumların kültürel, fertlerin ise bireysel yaşam standartları ekseninde belirlenen etkenler, insanların mekâna dair aidiyet hislerini güçlendirmiştir.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Şiddetin Meşrûiyetinden Meşrûiyetin Şiddetine: Döngüsel Bir İlişkiye Dair
Şiddet her ne kadar görünümünü değiştirse de her daim hayatın içinde yerini almaktadır. Bazen görmek oldukça zorlaşsa da sonuçları itibariyle karşımızda durmaktadır. Bazı dönemlerde fiziksel, bazı dönemlerde ruhsal, bazı dönemlerde somut, bazı dönemlerde ise soyut… Fakat her daim varlığını ikame ettirmektedir. Bu değişimi yakalayabilmek biraz da tarihsel süreci doğru okuyabilmekle ilgilidir.
Şiddet, görselliğini sakınmadığı dönemlerde meşrûiyet problemi yaşamamakta zira meşrûiyetin yegâne kaynağı olmaktadır. Şiddet gücü, güç ise varoluşsal kabiliyeti imlemektedir.
Söyleyecek Son Bir Sözümüz Olmalı
Günler, aylar, yıllar geçiyor ve dünyamız kederleriyle yaşlanıyor. Savaşlar, sahte barışlar, yalanlar üzerine kurulmuş aldatıcı anlaşmalar, zulümler, kahırlar, heder edilen canlar ve hayatla sürüp giden ama hiç değişmeyen insanlığın tarihi,
İslam Dünyasının “Geri” Kalması ve İslam Hukukunda İçtihat Kapısı
Tedavinin bir netice vermesi için doğru bir teşhis şarttır. Yukarıda özetlenen fikirler İslam âleminin hâl-i pür melali ile içtihat kapısının kapanması arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmakta dolayısıyla çözümü de burada aramaktadır. Peki, esas mesele hukuki değilse o zaman ne olacaktır?
Müslümanların Düşünce Ve Fikir Üretmedeki Kısırlığının Nedenleri Ve Yeni Bir Müslüman Fikriyatın İmkânı Meselesi
Müslümanların son iki yüzyıldır siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, fikri ve düşünce alanlarında bir çöküş yaşadığı konusunda Müslim- gayri Müslim herkes ittifak etmiş durumda. Bu önerme zorunlu olarak iki yüzyıl öncesinde Müslümanların bu alanlarda güçlü ve yetkin olduğu konusunda da bir ittifakın varlığına da işaret eder.
M. Tahir bin Âşûr’un Makasıda ve İçtihada Bakışı
Tahir bin Âşûr’a göre şeriat yalnızca bireysel ibadetler ya da belirli ahlaki normlarla sınırlı değildir. Şeriat, insanların dünyadaki ve ahiretteki mutluluğunu sağlama amacı güder. Bu nedenle, şeriatın amaçlarını (makâsıd-şeriat) doğru anlamak, içtihat ve hukuki uygulamaların doğru bir şekilde yapılabilmesi için gereklidir.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.