Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor. Bu yönüyle bakınca her insan teki bir yazardır, kendi kitabının yazarı. Kimileri de hayat ağacına eklenen sayfaların dilini çözmeye, dikkatlerimizi ona çekmeye gayret ediyor. Hikâyelerin peşine düşen ve “Kıyametin koptuğunu görsem dahi, söyleyecek bir cümlem varsa onu yazmak isterim.” diyen Akif Hasan Kaya ile son öykü kitabı “Serçe Risalesi”ni konuştuk. Hikâyenin hikâyesine biraz daha yaklaşmaya, kuşatma toplumundaki insanın soluk alış verişlerine kulağımızı az daha uzatmaya çalıştık.
Soruları hazırlamadan evvel, önceki söyleşilerinizi de okudum. İnsanlığın ortak acılarının ve meselelerinin, metinlerinizde çokça yer alması hemen herkesin dikkatini çekiyor. Serçe Risalesi’nde de bu izleği takip etmek mümkün. Bu durumla ilgili neler söylersiniz?
Evvelemirde, edebiyat insandaki değişmeyeni anlatır. Dolayısıyla her metinde insana dair hâller vardır. Hüznü, sevinci, acıları, kederi, mutluluğu, vs. Sizin sorunuzla kastettiğiniz büyük göçler, yıkımlar ve savaşlar sanırım. Daha önce de bu yönde sorular gelince kitaplarımı önüme koymuş ve bu gözle bir inceleme yapmıştım. Aslında sorduğunuz anlamdaki temaya sahip öykülerim, toplamdaki öykülerim içinde çok fazla bir yer tutmuyor. Ama az sayıdaki bu metinlerin taşıdığı acı diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Böylece dikkat çekiyor. Elbette doğrudur. Aynı izlekten okumak mümkün ama bu dikkati gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur.
Filistin edebiyatı, düşmanlarının varlığını dahi inkâr ettikleri bir toplumu vurgular. En önemli hedefi, hafızayı sürekli canlı tutmaktır ki Siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların en önemli hedefi unutturmayı başarabilmektir.
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
İnsanın kendi gerçekliğinin farkına varması ancak acıyla ve dolayısıyla da yaralanmakla mümkün oluyor. Yaralanmanın olduğu yerde uyanma başlıyor. Varoluşsal bir durumdur bu. Acı/yara insanın dönüp kendine bakmasının gerekçesi oluyor.
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler.
“Serçe Risalesi” Üzerine
Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor. Bu yönüyle bakınca her insan teki bir yazardır, kendi kitabının yazarı. Kimileri de hayat ağacına eklenen sayfaların dilini çözmeye, dikkatlerimizi ona çekmeye gayret ediyor. Hikâyelerin peşine düşen ve “Kıyametin koptuğunu görsem dahi, söyleyecek bir cümlem varsa onu yazmak isterim.” diyen Akif Hasan Kaya ile son öykü kitabı “Serçe Risalesi”ni konuştuk. Hikâyenin hikâyesine biraz daha yaklaşmaya, kuşatma toplumundaki insanın soluk alış verişlerine kulağımızı az daha uzatmaya çalıştık.
Soruları hazırlamadan evvel, önceki söyleşilerinizi de okudum. İnsanlığın ortak acılarının ve meselelerinin, metinlerinizde çokça yer alması hemen herkesin dikkatini çekiyor. Serçe Risalesi’nde de bu izleği takip etmek mümkün. Bu durumla ilgili neler söylersiniz?
Evvelemirde, edebiyat insandaki değişmeyeni anlatır. Dolayısıyla her metinde insana dair hâller vardır. Hüznü, sevinci, acıları, kederi, mutluluğu, vs. Sizin sorunuzla kastettiğiniz büyük göçler, yıkımlar ve savaşlar sanırım. Daha önce de bu yönde sorular gelince kitaplarımı önüme koymuş ve bu gözle bir inceleme yapmıştım. Aslında sorduğunuz anlamdaki temaya sahip öykülerim, toplamdaki öykülerim içinde çok fazla bir yer tutmuyor. Ama az sayıdaki bu metinlerin taşıdığı acı diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Böylece dikkat çekiyor. Elbette doğrudur. Aynı izlekten okumak mümkün ama bu dikkati gözden kaçırmamak gerekir diye düşünüyorum.
Bu yazının devamı 204. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
204. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
“İlhami Çiçek” Kitabı Üzerine
Çoğumuz bu dünyadan göçerken, arkamızda tamamlanmamış işler, çalışılacak dosyalar bırakırız. Ecel, çoğu kez emellerden önce yetişir. Ancak bazı isimler vardır ki onları anarken içimiz biraz daha fazla burkulur.
Filistin ve Direniş Edebiyatı Üzerine
Filistin edebiyatı, düşmanlarının varlığını dahi inkâr ettikleri bir toplumu vurgular. En önemli hedefi, hafızayı sürekli canlı tutmaktır ki Siyonist siyasi ve kültürel uygulamaların en önemli hedefi unutturmayı başarabilmektir.
Çelişkiler Çağı: Doğrularımız, İlkelerimiz, Öğretilerimiz Kurguladığımız veya Alışageldiğimiz Hayatımız
Bugün için çocukluk dediğimizde ne anlıyoruz? Bu çağ, çocukluk için nasıl bir çağ? Çocukluk, bir kavram olarak ortaya çıktığı ilk dönemden bu yana tasarlanmış bir şeydir.
“Şiiri Yeniden Çağırmak”
İnsanın kendi gerçekliğinin farkına varması ancak acıyla ve dolayısıyla da yaralanmakla mümkün oluyor. Yaralanmanın olduğu yerde uyanma başlıyor. Varoluşsal bir durumdur bu. Acı/yara insanın dönüp kendine bakmasının gerekçesi oluyor.
Şiir ve Edebiyatın İzinde Sinemayı Anlamak
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler.
Alışverişe devam et