Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış.
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
Süpürgeyi kapattı. Zil mi çalmıştı? ‘Çocuklar geldi herhalde!’ dedi içinden. Kapıyı açtı. Ama gelen yoktu. Saate baktı. Daha gelmelerine yarım saat vardı. Sonra durdu. Bu saatler olduğunda istemsiz bir saate bakma, zil sesi duyma gibi tuhaflıklar yaşamaya başlamıştı.
Şiir
vaziyet
başlamaya hasretli dilim
ötelerden belletilene köprüsün
çaktın kibriti lazım değil ruh
elinde eksik tarif
önünde müşkül bir yol
kalbimin ortasından dilimin ucuna kıvranan
geldiğin gibi olmuyorsun hiç
senden değil bu elbet
rahat ol
şamar oğlanı zaman
çizgilerden dalgaya yol alışında cezbe
hani bentlere damarlı bileklerle tokmak
deyişindeki o ergenlik
kükreyen suskunluk
senin suçun yok bunda
her şeyi yapan ahir zaman
çağa fısıldamak için
mirasınla meydandasın işte
ilanlarda yazan eşsiz düello
şakırdayan sahte madalyalar
kalakalmışsın orta yerde
şahadet parmağında çatlak
diyorsun çıksa şimdi bir hamza
okusa bilal bir ezan
ilmin kapısı zaten ali
çözülse bütün düğümler
bir rahat etse Allah’tan
şu ölü toprağı serpilenler
olmaz büründüğün yabancı esvap
ağzını tıkayan ferman
böyle kiralık düşlerle
sabah akşam içtihad kapısı önünde
deyip durduğumuz değil mi sen söyle
açıl susam açıl
çağın haramisi misin
nerede toprağını depreştiren
can suyu akıtacak gözler
ekinleri göğerten dalları yeşerten
o hikâyeler ki sonu güzel biten
kahramanı filan değilsin sen
gerçek dosta acı söze merhaba
çok uzaklarda umut için bismillah
adanmışlara söz değmez
en hasından şiir yetmez
lakin neylesin şiir
say meramı vaziyet namına
İlgili Yazılar
Masal Anlatmak: Dinleyen Kulağı Sulamak Hisseden Kalbe Söz Ekmek
Bir varmış bir yokmuş. Vara var, yoka yok diyen pek azmış. Ballandıra ballandıra anlatana “masal anlatma” diye çıkışılır, tek ayaküstünde on yalan atana Çin’den Maçin’e övgülerin en hası düzülürmüş. Devir değişti diye anlatılar tatsız tutsuzlaşmış.
Bir Yazarın Notları
‘Sağlığımda beni teperler \ Ölünce mezarım öperler’
Atalar sözü olan ‘Kör ölür, badem gözlü olur’ tümcesi de bizi hemen hemen aynı kapıya götürür. Bu kapının üzerinde sitem, şikayet, vefasızlık vardır. İnsanın değeri bazen hayatteyken bilinir, çoğu zamansa dünyasını değiştirdikten sonra.
İçimde Işıltısını Hissettiğim Hayat
Derin bir kuyuda, başımı öne eğip dizlerime sarıldım.
Düşerken üzerime damlalar, canım yandı.
Her Şeye Rağmen
Süpürgeyi kapattı. Zil mi çalmıştı? ‘Çocuklar geldi herhalde!’ dedi içinden. Kapıyı açtı. Ama gelen yoktu. Saate baktı. Daha gelmelerine yarım saat vardı. Sonra durdu. Bu saatler olduğunda istemsiz bir saate bakma, zil sesi duyma gibi tuhaflıklar yaşamaya başlamıştı.
Dönüşüm
Çözülmeye yüz tutmuş cümlelerini
Ve seni
Kışa benzettim seni.