On dokuzuncu yüzyıl İsveç kırsalına uzanmadan önce otuz beş yıl öncesinin Bayburt’una uzanmalıyız. İsveç’le Bayburt arasındaki göbek bağını hemen herkes bilir. Selma Lagerlöf ile dedemin tanış olduğunu da söylersem ve Nils Holgersson’un
Daha-
Nils Holgersson Dedemin Nesi Olur? Bayburt-İsveç Hattında Bir Çocuk Edebiyatı Kanonunun Öyküsü
-
“Serçe Risalesi” Üzerine
Her gece uyuyor her sabah uyanıyoruz. Uyurken ayağımız yerden kesiliyor, düşler görüyoruz. Uyandığımız her sabahla beraber, yeni hayatları kucağımızda bularak hikâyemize yeni sayfalar ekliyoruz. Elimize en nihayetinde tutuşturulacak kitaplarımız bu sayfalardan oluşuyor.
Daha -
Sorunlu Olan Öğrenciler Mi Yoksa Onların Yetiştirilme Biçimleri Mi? Bir Eğitim Metodu Olarak Koro’dan Sesler
Bazı yönetmenlerin film yapma arzusu çok öncelere dayanır. Gökyüzü Kadar Kırmızı filminin yönetmeni Bortone’un ileride müzikle ilgili bir film yapmak istemesi ve 2004 Fransız yapımı “Koro” (Les Choristes) filminin yönetmeni
Daha -
Garibal Enfeksiyonlar (I)
Varlık düzeyini bitkiden hayvana yükselttiğimizde, devreye bilinç giriyor. Bilinç, ruha benzer şekilde varlığı somut olarak kanıtlanamasa da kesin bir şekilde gözlemlenebilir. Bir hayvan bir darbeyle veya çeşitli ilaçlarla şuursuzlaştırılabilir ancak şuursuz bitkiye şuur aşılamak insanı aşan bir durumdur. Tıpkı ruh gibi şuuru yok etmek elimizdeyken; onu var etmek insan gücünün çok üstündedir.
Daha -
Sosyal Medya Tecessüs Damarını Çatlatmak İçindir
İslâm toplumu diye, başkalarının özel alanlarına göz-kulak kesilmenin kesin olarak ayıp sayıldığı topluma denir. Terbiye edicisi Allah olmayan, hatta ‘terbiye’ terimini tümüyle kullanımdan kaldırmış toplumlarda ise tecessüs bir yaşam tarzıdır. İslâm toplumunda fertlerin yapacakları (anlık, günlük, haftalık) çok önemli salih ameller vardır. Bu ameller mü’minlere, başkalarının özel hayatlarına meraktan dalgıçlar yollamalarına izin ve fırsat vermez.
Daha -
Mahremiyet Algısının Dönüşümü ve Mimariye Etkisi
Mahremiyet, kişinin kendini güvende ve huzurlu hissetmesi ve toplumun refahının sağlanması için Allah’ın kulları yararına belirlediği yaşama dair sınırlardır. Kişinin sosyo-kültürel yaşantısının da şekillendirdiği mahremiyet sınırları, insanın kendiyle olabilme, kendi olabilme alanını tanımlar. Mahremiyet olgusu, toplumların birbirleriyle etkileşimi ve bu etkileşimin teknolojik gelişmeler ile hızlanması sonucu insanların zihninde zamanla değişime uğramış ve bu değişim hayatın birçok alanına yansımıştır.
Daha -
Mimarinin Gözü Gözün İmarı
‘Ve lâ galibe illallâh’, ‘üstün olan yalnızca Allah’tır’, ‘Allah’tan başka üstün olan yoktur’ ifadesi, tarihten bir süreliğine çekilen bir toplumun, çekilirken mimariye kazınan inancını imlemektedir. Yıpranmış, zayıflamış ama yitmemiş, yitirilmemiş güvenini… El-Hamrâ’nın birçok yerine nakşedilmiş bu ifadeyle Endülüslüler, “artık bu topraklarda var olmayı sürdürmenin kendileri için ne kadar çetin ve belki de imkânsız bir şey olduğunu anlamış olmalıdırlar.”
Daha -
Denetimli Özgürlük!
Feodal bir düzende devlet ile tebaa arasındaki ilişki, toprağın kullanım hakkı, bazen de askerlik ile bunlara karşılık alınan vergilerle kurulmaktadır. Yani tebaadan biri için devlet demek kullandığı toprak için vergi verilmek zorunda olunan yer demekti. Ve bunun tecessüm ettiği kişi ise vergi memuruydu. Dolayısıyla devlet adeta yılın belli vakitlerinde gelen vergi memuruydu diyebiliriz.
Daha -
“İnsan”ın Yapısal Dönüşümü: Teo-Kadercilikten Biyo-Kaderciliğe
Dinlerin büyük çoğunluğunun temel paradigması insanın yaratıcısına kulluk etmek için dünyaya gelmiş olmasıdır. Yani hayat, teleolojiktir/erekseldir/amaçsaldır. İnsanın var olmasının dinler açısından ilâhî bir amacı vardır. Bu da en genel anlamıyla kulluk etmektir. Kulluk nasıl yapılır sorusuna, ibadet etmekten adaletli davranmaya, işi ehline vermekten tevhidî bir itikada sahip olmak gibi onlarca cevap verilebilir. Özellikle İslâm teolojisi bağlamında düşünülecek olursa; insan, -farklı mezheplerde çeşitli yorumlar olmakla beraber- irade sahibi, tercih yapabilen, özgür bir varlıktır.
Daha