Üç bölümlük bir serinin parçası olarak bu çalışmaya başlamak istiyorum. Birincisi etik, ikincisi hukukta bir kavram olarak insan. Üçüncüsü ise politik olan. Birincisi, yeni başlayanlar için, ağır bir analitik çerçeve dayatmadan, Şeriat’ın ne olduğuna dair genel bir açıklama sağlamak. Diğeri ise daha karmaşık ve entelektüel açıdan zorlayıcı. Bu yüzden iki aşamada ilerlemeye çalışacağım. Bazı teorik anlam dağınıklıklarını anlamayanlar sadece görmezden gelsinler. Anlayabildiğiniz kadarını anlamaya çalışın. Bu benim için zor bir işti. Umarım başarılı olur. Daha önce hiç denemedim ama umarım işe yarar. Bakışlarımızı Şeriat’ın hem tarihsel hem de çağdaş olan üç yönü üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum. Tarihsel ve çağdaş derken kastettiğim şey, Şeriat’ı kendi iyiliği için çalışmanın sözde içsel değerine ek olarak, tabii eğer bu mümkünse, size karşı dürüst olmak gerekirse, içsel ilgiye inanmıyorum. İnsanların bir şeye ilgi duymasının ardında her zaman bir şeyler vardır. Bir şeyi, okuyucuya, gözlemciye, araştırmacıya dair hiçbir şey olmaksızın, sadece o şey uğruna incelemek diye bir şey yoktur. Dolayısıyla, tarihsel ve çağdaş olanla kastettiğim şey, Şeriat’ın kendisi için incelenmesinin yanı sıra, insanlığın geçmiş deneyimlerinin kendi çağımıza, bu modern çağda karşı karşıya olduğumuz sorunlara nasıl ışık tutabileceği üzerine düşünmenin genel olarak büyük bir faydası olduğudur. Bu nedenle, öncüllerimin ve ön kabullerimin ilerleme teorisinin ya da daha doğrusu teolojisinin temellerini reddettiği ve geçmişi ilkel ve hatta alakasız olarak görmeyi reddettiği anlaşılmalıdır. Tarih böylesine basit bir anlatıdan çok daha karmaşıktır.
Bu derslerde sunulan alıştırmanın, sadece özgünlük iddiasında bulunmak ve bize ait olduğu için mirasımıza ya da tarihimize geri dönmek anlamında tarihsel olmadığını eklemeliyim. Bu aynı zamanda bir epistemoloji alıştırmasıdır, yani bir karşılaştırma ve zıtlık alıştırmasıdır. Anlamanın ve gerçek bilişsel takdirin iki temel aracı. Karşılaştırma ve zıtlık, şeylerin temellerini ve gerçek doğasını ortaya çıkarma ve ifşa etme gücüne sahiptir. Küçüğü görmeden büyüğün ne anlama geldiğini asla bilemem, susuzluk çekmeden de susuzluğun ne anlama geldiğini anlayamam. Dolayısıyla Şeriat ve tarihi üzerine yapılan çalışmalar bize dünyamızda neyin eksik olabileceğini, tabiri caizse dolu dolu bir hayat yaşamış başka bir toplumun dünyayı nasıl deneyimlediğini anlatma gücüne sahiptir ve bu da bizi kendi yaşam biçimlerimiz hakkında ilginç sorular sormaya yönlendirir. Demek istediğim, geçmişin bugünlerde ihtiyaç duyduğumuz türden bilgi için önemli bir kaynak olmaya devam ettiğidir. Yine de kurumsal ve maddi olarak büyük ölçüde kurtarılamaz olduğunu kabul ediyorum. Mefatamat [geçmişten gelen faydaların sürekliliği ] büyük ölçüde doğrudur, ancak tamamen ve her zaman değil. Ve eğer zıtlık ve karşılaştırma yöntemini kullanırsak, o zaman eleştiri yapmaya başlarız. Özellikle sistematik ve makro düzeyde karşılaştırma yöntemi, eleştiri için vazgeçilmezdir.
İslâm’ın temel esaslarından biri olan oruç, ay takviminin dokuzuncu ayı olan Ramazan’da Müslümanların tüm ayı oruçla geçirmesidir. Müslümanlar ve Gayr-ı Müslimler için oldukça mühim olan oruç ayının maksadını doğru kavramak önemlidir çünkü çoğu zaman çok şekilsel olarak oruç tutuyoruz; yemiyoruz, içmiyoruz fakat neden oruç tuttuğumuzun özüne varamıyoruz ve evvelki geleneklerden devam ederek onları teyit eden …
Kaldırıma doğru serpiştirilmiş az sayıdaki masaların birinde boş bir sandalye buldu. Kahve içen adamdan izin isteyip bitkin bir şekilde kendini sandalyeye bıraktı. Garson gelince kendisine bir fincan kahve istedi. Bir sigara yaktı, düşlere dalıp arabaların gürültüsüyle dolup taşan caddeye bakarken, bir an için caddenin bir nehre dönüştüğünü hayâl etti; tek sıra hâlinde seyreden arabaların da …
Henüz dünyaya gözlerimizi açar açmaz kendimizi, masallar, hikâyeler ve kıssalarla örülü bir coğrafyada buluyoruz. ‘Hikâyemiz’in farkına henüz varmamış olmak bu gerçeği etkilemiyor. Ancak hikâyemizin ve bizden bağımsız gelişen hikâyelerin farkına varmaya başlayınca kendimizi bambaşka bir evrende buluyoruz. Çoğumuzun annesi, kulağımıza okunan ezanlara müteakiben, kendisine kadar tevarüs eden masallarla, ninnilerle büyütüyor çocuklarını. Kendisine kıssalar anlatılan çocuklar, peygamber iklimlerine de aşina olarak büyüyor. Ölüm isabet ettiğinde ‘buradaki hikâyemiz’ sona eriyor. Arkamızda bir yığın tamamlanmamış hikâyeyi de yanımıza alarak göçüyoruz bu diyardan…
Çocuk edebiyatının mahiyeti, değer üretimi, tarihi seyri,yazarlığı, çizerliği, eğitim ve öğretimi bunlarla beraber çocuk kitapları yayıncılığı, editörlüğü ve daha birçok alan araştırma ve incelenmeye değer konular olsa da çocuk edebiyatının merkezinde çocuklar vardır.
Bu sebeple yazarımız Mustafa Ökkeş Evren, Nida’nın özel sayısı için çocuk edebiyatının başkahramanı çocuklarla “kitaba” ve “okumaya” dair söyleşi gerçekleştirdi.
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler. Bu filmlerle birlikte o yönetmenin sinemasına dahil olur, anlamaya başlar ve bazı tahminler yürütürüz. Hele ki bu kişinin şiire ve edebiyata aşina biri olduğunu bildiğimizde, dahası onun “şiirsel sinema”yı andıran sinematografisini temaşa eylediğimizde bambaşka pencereler açılır önümüze.
Fıkıh (Şeriat), Ahlâk ve Epistemoloji
Üç bölümlük bir serinin parçası olarak bu çalışmaya başlamak istiyorum. Birincisi etik, ikincisi hukukta bir kavram olarak insan. Üçüncüsü ise politik olan. Birincisi, yeni başlayanlar için, ağır bir analitik çerçeve dayatmadan, Şeriat’ın ne olduğuna dair genel bir açıklama sağlamak. Diğeri ise daha karmaşık ve entelektüel açıdan zorlayıcı. Bu yüzden iki aşamada ilerlemeye çalışacağım. Bazı teorik anlam dağınıklıklarını anlamayanlar sadece görmezden gelsinler. Anlayabildiğiniz kadarını anlamaya çalışın. Bu benim için zor bir işti. Umarım başarılı olur. Daha önce hiç denemedim ama umarım işe yarar. Bakışlarımızı Şeriat’ın hem tarihsel hem de çağdaş olan üç yönü üzerinde yoğunlaştırmak istiyorum. Tarihsel ve çağdaş derken kastettiğim şey, Şeriat’ı kendi iyiliği için çalışmanın sözde içsel değerine ek olarak, tabii eğer bu mümkünse, size karşı dürüst olmak gerekirse, içsel ilgiye inanmıyorum. İnsanların bir şeye ilgi duymasının ardında her zaman bir şeyler vardır. Bir şeyi, okuyucuya, gözlemciye, araştırmacıya dair hiçbir şey olmaksızın, sadece o şey uğruna incelemek diye bir şey yoktur. Dolayısıyla, tarihsel ve çağdaş olanla kastettiğim şey, Şeriat’ın kendisi için incelenmesinin yanı sıra, insanlığın geçmiş deneyimlerinin kendi çağımıza, bu modern çağda karşı karşıya olduğumuz sorunlara nasıl ışık tutabileceği üzerine düşünmenin genel olarak büyük bir faydası olduğudur. Bu nedenle, öncüllerimin ve ön kabullerimin ilerleme teorisinin ya da daha doğrusu teolojisinin temellerini reddettiği ve geçmişi ilkel ve hatta alakasız olarak görmeyi reddettiği anlaşılmalıdır. Tarih böylesine basit bir anlatıdan çok daha karmaşıktır.
Bu derslerde sunulan alıştırmanın, sadece özgünlük iddiasında bulunmak ve bize ait olduğu için mirasımıza ya da tarihimize geri dönmek anlamında tarihsel olmadığını eklemeliyim. Bu aynı zamanda bir epistemoloji alıştırmasıdır, yani bir karşılaştırma ve zıtlık alıştırmasıdır. Anlamanın ve gerçek bilişsel takdirin iki temel aracı. Karşılaştırma ve zıtlık, şeylerin temellerini ve gerçek doğasını ortaya çıkarma ve ifşa etme gücüne sahiptir. Küçüğü görmeden büyüğün ne anlama geldiğini asla bilemem, susuzluk çekmeden de susuzluğun ne anlama geldiğini anlayamam. Dolayısıyla Şeriat ve tarihi üzerine yapılan çalışmalar bize dünyamızda neyin eksik olabileceğini, tabiri caizse dolu dolu bir hayat yaşamış başka bir toplumun dünyayı nasıl deneyimlediğini anlatma gücüne sahiptir ve bu da bizi kendi yaşam biçimlerimiz hakkında ilginç sorular sormaya yönlendirir. Demek istediğim, geçmişin bugünlerde ihtiyaç duyduğumuz türden bilgi için önemli bir kaynak olmaya devam ettiğidir. Yine de kurumsal ve maddi olarak büyük ölçüde kurtarılamaz olduğunu kabul ediyorum. Mefatamat [geçmişten gelen faydaların sürekliliği ] büyük ölçüde doğrudur, ancak tamamen ve her zaman değil. Ve eğer zıtlık ve karşılaştırma yöntemini kullanırsak, o zaman eleştiri yapmaya başlarız. Özellikle sistematik ve makro düzeyde karşılaştırma yöntemi, eleştiri için vazgeçilmezdir.
Bu yazının devamı 220. sayıda.
Devamını okumak için satın alın
Bu sayıyı satın aldığınızda tüm yazılar açılır.
220. Sayıyı Satın AlGiriş yap
İlgili Yazılar
Oruç Hakikati
İslâm’ın temel esaslarından biri olan oruç, ay takviminin dokuzuncu ayı olan Ramazan’da Müslümanların tüm ayı oruçla geçirmesidir. Müslümanlar ve Gayr-ı Müslimler için oldukça mühim olan oruç ayının maksadını doğru kavramak önemlidir çünkü çoğu zaman çok şekilsel olarak oruç tutuyoruz; yemiyoruz, içmiyoruz fakat neden oruç tuttuğumuzun özüne varamıyoruz ve evvelki geleneklerden devam ederek onları teyit eden …
Hayatı Boyunca Hiç Nehir Görmeyen Adam
Kaldırıma doğru serpiştirilmiş az sayıdaki masaların birinde boş bir sandalye buldu. Kahve içen adamdan izin isteyip bitkin bir şekilde kendini sandalyeye bıraktı. Garson gelince kendisine bir fincan kahve istedi. Bir sigara yaktı, düşlere dalıp arabaların gürültüsüyle dolup taşan caddeye bakarken, bir an için caddenin bir nehre dönüştüğünü hayâl etti; tek sıra hâlinde seyreden arabaların da …
Emrah Atiş ile ‘Nim’ Romanı Üzerine
Henüz dünyaya gözlerimizi açar açmaz kendimizi, masallar, hikâyeler ve kıssalarla örülü bir coğrafyada buluyoruz. ‘Hikâyemiz’in farkına henüz varmamış olmak bu gerçeği etkilemiyor. Ancak hikâyemizin ve bizden bağımsız gelişen hikâyelerin farkına varmaya başlayınca kendimizi bambaşka bir evrende buluyoruz. Çoğumuzun annesi, kulağımıza okunan ezanlara müteakiben, kendisine kadar tevarüs eden masallarla, ninnilerle büyütüyor çocuklarını. Kendisine kıssalar anlatılan çocuklar, peygamber iklimlerine de aşina olarak büyüyor. Ölüm isabet ettiğinde ‘buradaki hikâyemiz’ sona eriyor. Arkamızda bir yığın tamamlanmamış hikâyeyi de yanımıza alarak göçüyoruz bu diyardan…
Çocuk Edebiyatının Başkahramanı Çocuklarla “Kitaba” ve “Okumaya” Dair Söyleşiler
Çocuk edebiyatının mahiyeti, değer üretimi, tarihi seyri,yazarlığı, çizerliği, eğitim ve öğretimi bunlarla beraber çocuk kitapları yayıncılığı, editörlüğü ve daha birçok alan araştırma ve incelenmeye değer konular olsa da çocuk edebiyatının merkezinde çocuklar vardır.
Bu sebeple yazarımız Mustafa Ökkeş Evren, Nida’nın özel sayısı için çocuk edebiyatının başkahramanı çocuklarla “kitaba” ve “okumaya” dair söyleşi gerçekleştirdi.
Faysal Soysal ile Şiir ve Edebiyatın İzinde Sinemayı Anlamak
Bir yönetmeni tanımak için onun ilk dönem çalışmalarını incelemek gerekebilir. Her ne kadar ilk dönemler bir yönetmeni tanımak için güç ya da erken olsa da bu safha yönetmeni tanımak için bir önsözü andırır. Yasak Rüya (2005), Mizansen (2006), Saat Kaç (2006), Kayıp Zaman Düşleri (2007) ve İstanbul (2007) yönetmenin ilk yaptığı kısa filmler. Bu filmlerle birlikte o yönetmenin sinemasına dahil olur, anlamaya başlar ve bazı tahminler yürütürüz. Hele ki bu kişinin şiire ve edebiyata aşina biri olduğunu bildiğimizde, dahası onun “şiirsel sinema”yı andıran sinematografisini temaşa eylediğimizde bambaşka pencereler açılır önümüze.
Alışverişe devam et