Yahuda güzel sanatlar fakültesinde çok başarılı, gelecek vaat eden bir öğrenciydi. Kendi besteleri olan yaratıcı bir müzisyendi. Her ne kadar Yahudiler müzik konusunda tutucu olsalar da anne babasını ikna etmiş, güzel sanatlar fakültesine yazılmıştı. En büyük hayali bir gün Mozart veya Beethoven gibi insan ruhunun en kuytu yerlerine dokunan eserler bestelemekti. Yahuda o gün fakülteden erken çıkmış eve yollanmıştı. Canı sıkkındı. İktidardaki Nasyonal Sosyalist parti ülkede kısa sürede bütün dizginleri ellerine geçirmişlerdi. Hitler, Yahudi düşmanlığını iyiden iyiye dillendiriyor, saf Aryan ırkının insanlığın tek umudu olduğunu haykırıyordu. Bütün geri kalmışlığın ve sefaletin müsebbibi olarak Yahudileri görüyor, onlardan kurtulmak gerektiğini söylüyordu.
Yahuda evinin bulunduğu sokağın başına geldiğinde aklından işte bu düşünceler geçiyordu. Sokağın başına geldiğinde dehşetten olduğu yere mıhlanıp kaldı. Kapılarının önünde zırhlı bir araç vardı.
Bu yazının devamı
190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın
olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken
gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu.
Zamanın birinde , elinde not defteriyle yollara düşen ve aldığı yollarda kendine yaklaşmanın ümidini taşıyan bir seyyah varmış. Seyyah dediysem ; amaçsız bir gezgin değil kastım. O kendisine yapıştırılan tüm etiketlerden sıyrılıp, dünyayı tanımaya karar veren
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş.
Uyku tutmadı. Sağa döndü, sola döndü. Mutfağa doğru götürdü ayakları. İki kaşık yoğurt yedi. Ağzının kenarını, biçimsizce kopardığı kâğıt havluyla sildi. Yine de uyku tutmadı. Komidinin üstündeki telefonunu aldı eline, uçuş modunu kapatıp mobil veriyi açtı:
Çok eski zamanların birinde bir koyun sürüsü varmış. Bu sürü çoban tarafından her sabah kırlara götürülür, otlatılır, akşam olunca da ağıla kapatılırmış. Gel zaman, git zaman sürüye yeni bir koyun katılmış.
Mesihin takipçisi
Yahuda güzel sanatlar fakültesinde çok başarılı, gelecek vaat eden bir öğrenciydi. Kendi besteleri olan yaratıcı bir müzisyendi. Her ne kadar Yahudiler müzik konusunda tutucu olsalar da anne babasını ikna etmiş, güzel sanatlar fakültesine yazılmıştı. En büyük hayali bir gün Mozart veya Beethoven gibi insan ruhunun en kuytu yerlerine dokunan eserler bestelemekti. Yahuda o gün fakülteden erken çıkmış eve yollanmıştı. Canı sıkkındı. İktidardaki Nasyonal Sosyalist parti ülkede kısa sürede bütün dizginleri ellerine geçirmişlerdi. Hitler, Yahudi düşmanlığını iyiden iyiye dillendiriyor, saf Aryan ırkının insanlığın tek umudu olduğunu haykırıyordu. Bütün geri kalmışlığın ve sefaletin müsebbibi olarak Yahudileri görüyor, onlardan kurtulmak gerektiğini söylüyordu.
Yahuda evinin bulunduğu sokağın başına geldiğinde aklından işte bu düşünceler geçiyordu. Sokağın başına geldiğinde dehşetten olduğu yere mıhlanıp kaldı. Kapılarının önünde zırhlı bir araç vardı.
Bu yazının devamı 190. sayıda.
Devamını okumak için hesabınıza giriş yapın
Dijital içeriklere erişebilmek için kullanıcı hesabınızın olması gerekir. Satın alma işlemini hesabınız açıkken gerçekleştirdiğinizde içerikler hesabınıza tanımlanır.
İlgili Yazılar
Kaymak
Tevfikbey Mahallesi’nin ara sokaklarında yeni aldığı Chelsea botunun kaldırımı döven sesiyle yürüyordu. Otobüsten iner inmez akşam ezanı kulaklarına dolmuştu. Etrafı şöyle bir kolaçan etti, Sefaköy’ün boğuk, tıkış tıkış binaları arasında tek bir minare yükselmiyordu.
Seyyah
Zamanın birinde , elinde not defteriyle yollara düşen ve aldığı yollarda kendine yaklaşmanın ümidini taşıyan bir seyyah varmış. Seyyah dediysem ; amaçsız bir gezgin değil kastım. O kendisine yapıştırılan tüm etiketlerden sıyrılıp, dünyayı tanımaya karar veren
Seyyah II
Yine uzun uzun yollar yürüdükten sonra seyyahın yolu bir kasabaya varmış. Bu kasaba; ormanın içinde, ince toprak yolları olan, evleri birbirine mesafeli, güzel, ferah bir yermiş. Kış artık kendini iyice hissettirdiğinden, seyyah hemen kendine kalacak yer bulma kaygısına düşmüş.
Kaydıraç
Uyku tutmadı. Sağa döndü, sola döndü. Mutfağa doğru götürdü ayakları. İki kaşık yoğurt yedi. Ağzının kenarını, biçimsizce kopardığı kâğıt havluyla sildi. Yine de uyku tutmadı. Komidinin üstündeki telefonunu aldı eline, uçuş modunu kapatıp mobil veriyi açtı:
Kötülük Eden Kötülük Bulur
Çok eski zamanların birinde bir koyun sürüsü varmış. Bu sürü çoban tarafından her sabah kırlara götürülür, otlatılır, akşam olunca da ağıla kapatılırmış. Gel zaman, git zaman sürüye yeni bir koyun katılmış.
Alışverişe devam et
Nida Dergisi Destek
Size nasıl yardımcı olabiliriz?
Merhaba. Yardım almak istediğiniz konuyu aşağıdan seçebilirsiniz.
Hangi konuda yardımcı olabiliriz?
Bize mesaj bırakın
İletişim bilgileriniz yalnızca talebinize dönüş yapmak amacıyla kullanılır.