Hayatı bize gösteren, bizi görünür kılan ya da bizi perdeleyen, örten hatta maskeleyen nedir? İşimiz, konumumuz, imkânlarımız, sahip olduklarımız mıdır? Kadın-erkek, genç-ihtiyar demeden yeryüzündeki hikâyemizi bütüne taşıyan o köprü nasıl ve nerede kurulur? Bebeği ana rahmine düşmeden saran o şefkat adasının haritası nasıl çizilir? Bunları cevaplamadan önce hayatın bize yüklediği vasıfların üzerinde bir kere daha durmakta fayda var. Kadını anneye, erkeği babaya, yaşlıyı ihtiyara, çocuğu sorumluluğa dönüştüren anlamı tekrar hatırladığımızda yukarıdaki soruların da cevabını bulmuş olacağız. Şüphesiz aradığımız cevap ailedir.
Daha-
Aile Ocağı
-
Düş
Kiraz meyvesidir tüm çocuklar şiirlerde
Salınır.
Babası, sert gövdeli, iri ve gölgeli bir kiraz ağacı…
Sert gövdeli dediysem
Üzerinde karıncalar bile güvenlidir.Anne sofranın gül motifi…
Aynada taralı saç,
Kurdele…Anne, ekmeği avuçlayan
Daha
Bilek.
Yapraklı pazende biten… -
İşimiz Zor!
Bugünlerde, akademisyenlerin ihtilaflı konulardaki müzakerelerinin bir araya getirildiği ağır bir kitabı okurken, içimden gayr-i ihtiyarî “bunların işi de bayağı zor” deyiverdim. Ve kendi kendime güldüm. Çünkü aynı sözü seneler önce bir bayan bana söylemişti:
Daha
Hac öncesi “güzel, mebrur bir hac için” yaptığım okumalara, oraya gittiğimde otel odasında da devam ediyordum. Aynı odayı paylaştığımız bir ablanın diğer odadaki arkadaşı sık sık bizim odaya gelir ve beni kitap okurken bulurdu. -
Sesler Kesildi, Vicdanlar Konuştu!
İnsan olmanın ağır sorumluluğunu taşırken, insan olamayanların acısı çökertir omuzlarımızı. Ayaklar altına almışlardır insanlıklarını. Hiçbir şey anlatamazsınız onlara. Anlamaları için biraz vicdan taşımaları gerektir çünkü. Zulmettikleri insanlara mı yanarsınız, yoksa kendilerinin insanlıktan çıkışlarına mı? İnsan olabilmenin şerefi dururken, aşağıların aşağısına yuvarlanmayı tercih edişlerine şaşarsınız. Kendilerinde, kendi cinslerine karşı böylesine zulmü reva görecek bir cüreti nasıl …
Daha -
Övdüklerimizden Ne Kaldı?
Masal dinlerdik, dededen, büyükanneden, kıssadan hisse çıkarmaya; “bir varmış bir yokmuş” sevdasına aşılanırdık fark etmeden. Şimdilerde subliminal mesajlarla nitelendirilen, akla ayar verme kavramını gayri ihtiyari büyüklerimiz de tecrübe etmişlerdi.
Daha -
Mesihin takipçisi
Yahuda güzel sanatlar fakültesinde çok başarılı, gelecek vaat eden bir öğrenciydi. Kendi besteleri olan yaratıcı bir müzisyendi. Her ne kadar Yahudiler müzik konusunda tutucu olsalar da anne babasını ikna etmiş, güzel sanatlar fakültesine yazılmıştı. En büyük hayali bir gün Mozart veya Beethoven gibi insan ruhunun en kuytu yerlerine dokunan eserler bestelemekti.
Daha -
Truman Show: Bir Gerçeklik Yanilsamasi ve Medya Eleştirisi
“Ancak kölelere uygun düşebilecek bir vakit öldürme aracı, sıkıntılarının altında ezilen, bilgisiz, yoksul, çalışmaktan posaları çıkmış yaratıklar için düşünülebilecek bir eğlence… Hiçbir yoğunlaşma istemeyen, hiçbir düşünme yetisi koşul kılmayan bir gösteri… Yüreklerde hiçbir ışık yakmayan, günün birinde Los Angeles’ta ‘star’ olmak gibi gülünç bir umudun dışında, hiçbir umut uyandırmayan bir gösteri
Daha -
“Çocukların Dünyasından Hiçbir Zaman Çıkmadım”
Çocukların dünyasının yazmak yazım dünyasının belki de en zoru. Bütün türler için yazdığınız konu ve karakterlerin dünyasına sızmaya çalışırsınız. Çocuğun dünyasına öyle sızmadan daha fazlasına ihtiyacınız var demektir.
Daha -
Tefekkür Teşekkürdür
*“Allah’ım suskunluğumu tefekkür eyle, baktığımda ibret alayım…” Diyorum ki durdursam şu akın akın akan kalabalıkları… Sorsam; Nereye yetiştiriyor sizi bu ayaklarınız? Nereye yetiştirecek sizi bu telaşınız? Başınızı çevirip göğe bakacak, Yağan yağmur damlasında ıslanacak hiç mi vaktiniz yok?.. Bir çocuk sakinliğinde bağlamak ayakkabı bağını… Bu kadar mı fakiri oldunuz zamanın? Bu kadar mı âcizi kaldınız …
Daha