• GÜN

    • Hatice Acar Karadeniz
      söylediğimi duysan;
      ‘Senden ayrılma günü’ diye
      gülersin.
      güne gülmüş olunca sen
      sabahın her vaktini
      hafe alırsın.
      ben bilirim ki
      ayrılma günü takvim aramaz.
      hâlbuki sen,
      günleri de yüzleri de
      saymak istersin.
      ayrılma günü çattı
      yüzüm kanadı.
      fakat ayrılma günüdür.
      hangi kelimeler gerek bilmiyorum.
      bu dünya, bana değil!
      iki gözün
      görmüyor.
      sonra irileşiyorum.
      bizi ayıran bu dünya sevgisidir.
      irileşmek nedir diye konuşsak
      parmaklarınla konuşurum
      yine ayrılırız.
      ellerinle konuşur
      yine ayrılırız.
      kalbinin sayısıdır bizi bölen.
      beni bir etmez
      bir kaderin terine terkedersin
      erkenden uyurum, iyi olma gerekçesi sanırsın.
      rüyalarım ödünç bir gelinliktir.
      mesela
      senin sabahlarını yakalayamam,
      küsmezsin.
      mesela güzel olma ihtimalimi ortadan kaldıran aklındır.
    • ölümü kendim yerine koyuyorum.
      bir toprak inancı
      bu senin için.
      ayrılık bana yeter.
      ölmek gibi günü ayrılığın.
      dil ayrılır önce.
      bir ayrılık cümlesi
      “sayılı gün “
      yeterlidir senin için.
      sayılınca yoksullaşmak
      benim bilmediğin yanım
      ey
      evimin direği
      odalarımın adı
      bizi bu dünya sevgisi ayırdı.
      yetmez artmaz bir dünya sevgisi…
      bilirim ki ayrılık,
      herkesi götürmez.
      sen gidersin,
      sayılı gün dersin,
      bu en temiz cümlen olur.
      ben ayrılıkla kalırım.
      sayılı gün cümleleri ürkütür beni.
      güzelliği kaçmış bir ihtimal
      kalbim
      kelime dolu.
      sen gidersin…

    10 Kasım 2016 • Genel

  • CEMİL

    Yazar: Ömer KARATAŞ

    Köyümün bağlı olduğu ilçede dershaneye gitme imkânımız yoktu. Bu yüzden babam beni dershane öğretmeni olan amcamın yanına göndermişti. Böylece okulla birlikte dershaneye de gidecek, üniversite sınavına hazırlanacaktım. Ailemden ilk defa ayrılmış, bir öğrenci evinde kalmaya başlamıştım. Her şey yeni idi benim için. Yeni bir il, yeni bir okul, yeni arkadaşlar.

    Lise ikinci sınıftaydım. Sınıfımız benim gibi başka illerden gelen arkadaşlardan oluşuyordu. Sınıf başarısının çok da iyi olmadığını söyleyebilirim. Dersimiz edebiyattı. Öğretmenimiz daha önce hiç görmediğim bir tarzda dersi işliyordu. Dönem başından beri Fuzûlî’nin “Su Kasidesi” isimli şiirinin tahlilini yapıyorduk.  Edebiyat öğretmenimiz her ders şiirin birkaç beytini tahtaya yazıyor, anlamını bilmediğimiz kelimelerin anlamını veriyor, şiirdeki söz sanatlarını açıklıyordu. Ders bu şekilde devam ediyordu. Birçok arkadaşım dersin işlenişinden rahatsız olsa da benim şiire olan merakım derse olan ilgimi arttırmıştı. Bir yandan öğretmeni dinliyor, bir yandan da “ben de böyle güzel şiirler yazabilir miyim acaba?” diye düşünüyordum. İlerde böyle güzel şiirler yazacak, sonra bunları edebiyat dergilerinde yayımlayacaktım. Şiirlerim edebiyatçılar tarafından beğeniyle karşılanacaktı. Belki de bir yayınevi kitabımı yayımlar ve okurlar için bir imza günü dahi düzenleyebilirdi. Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • HİSSEDER RÜZGÂRI

    Rabia Efe
    Bazen insan rüzgâra bırakır kendini
    Ne rüzgâr onu sarsar ne de o rüzgârı
    Sadece hissetmek ister
    Rüzgâr nedir diye
    Ağlatır ama ağlamaz
    İter ama geri gitmez
    Rüzgârdan ne vaz geçer
    Ne de bırakır
    Hisseder rüzgârı

     

    10 Kasım 2016 • Genel

  • DÜŞ

    Besime Özgür

    Karanlığa gömülür şehir

    Caddeler, evler, ben

    Gülüşünü hatırlarım

    Bir ışık huzmesi

    Bir serçe sesi

    Bir deniz esintisi

    Aydınlanırım.

    Toplaşır bulutlar

    Yağmurlar yağar

    Gökkuşağını beklerim

    Sıcak, demli bir çayı

    Pencere önünde

    Açar menekşeler.

    Kokun gelir önce

    Hasretlenir çiçekler

    Kalbe değer sesin

    Kalırım öylece

    Konuş dersin,

    Anlat Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • Mermilerin Vızıltısı Duyulur mu

    Yazar: İlkay Yılmaz

    Şarkı söylediğimi hayal ediyorum. 

    Ve bana soruyorsun:

    “Ne yapıyorsun, oğlum?

    Hayalindeki şarkı ne anlatıyor çocuğum?”  

     Anne, bir zamanlar bir evim olduğunu söylüyor 

    Şimdi hiç evim yok anne.

    Bir zamanlar bir sesim ve dilim vardı.

    Şimdi ise ne sesim, ne de dilim var.

     Kaybettiğim sesim ile,

     Kaybettiğim bir dilde,

     Kaybettiğim evim hakkında,

      Bir şarkı söylüyorum anne.

    Paramparça olmuş evler ve rüzgârın etrafa savurduğu paçavralar. Sonra kar… Her yer bembeyaz… Ardından mezarlık… Bir kadın, rüzgârlı havada karlarla örtünmüş mezarlığın içinden geçerek gidiyor. Bir ağacın dalında boynundaki ilmekle şair Hamza’nın bedeni asılı duruyor. Abdullah Sidran’ın yukarıdaki dizeleri eşlik ediyor filmin açılış sekansına. Ölüm var sadece sahnede. Bu sahne hayatın içinden bir kurgu ya da bir senaristin fantazyası değildi. Bizatihi bir şehrin görünümüydü. Hem de en yalın haliyle. Sadece ölüm vardı havada ve yerde. Kar örtebilir mi ölümleri?

    1992-1995 yılları arasında Bosna kan akıttı. On binlerce beden Sırpların katliamlarına uğradı. Bosna’nın üzerine ölüm çöktü. Dünya oradaydı. Ama sessiz kaldı. 1997 yılında savaştan iki yıl sonra yok olmaya yüz tutmuş bir ülkenin yaşadıkları hâlâ taptaze iken, yönetmen Ademir Konevic, senaryosunu Abdullah Sidran ve Pjer Zalica ile birlikte yazarak dünyanın görmek istemediği ülkelerini şiirsel bir dille sinemaya aktarmışlar. Eğer dünya bir gün kendisiyle yüzleşmeye başlarsa tarihin tozlu sayfalarına bakarken belki bu kayıtla da görmezden geldiği Bosna’yı bu defa görebilir.

    Kusursuz Çember, Bosna’nın savaş yılları boyunca yaşadıklarına, bir milletin nasıl yok edilmeye çalışıldığına ışık tutarken, insanoğlunun zor zamanlardaki çaresizliğine de değinerek, tarihin bir dönemine ve dünyanın kayıtsızlığına şahitliğe çağırıyor bizleri. Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • HİCRAN

     

    Yazar: Adil Akkoyunlu

    Ayrılık demektir hicran. Ayrılığın verdiği şiddetli, büyük acı ve ıstırap demektir. Hicretle aynı kökten… Karşıtı vuslat ve vahdettir.

    Nice zamandır Muhammed ümmeti hicran ateşiyle perişan… Vahdetin ve vuslatın hasretiyle yanıp kavrulmada… Zindan oldu dünyaları. Yaşanmaz oldu vatanları. Ölümü göze alıp nefes alabileceklerini düşündükleri diyarlara hicret ediyorlar, birçoğu yollarda telef olarak…

    Tevhid ve vahdet dini olan İslam, insanlar arasında küskünlük, kırgınlık, kavga sebebi olacak, sosyal yapıyı bozacak bütün ayırımcılıkları, fesadı yasaklıyor.

    Allah’ın kulları arasında renk, dil, sınıf, cemaat ayrımı, mezhepçilik ve kavmiyetçilik insanları birbirinden uzaklaştırıyor, kıskançlık, kin ve düşmanlık tohumu ekiyor aralarına. Bunların başında ırkçılık belası geliyor.

    İnsanların farklı renk, dil, ırk ve kavimlere mensup yaratılmaları, birbirlerine karşı övünmeleri ve aralarına düşmanlık sokmaları için değil; tanışma sebebine dayanır. İnsanın ve her şeyin tek yaratıcısı olan Allah Teâlâ: “Ey insanlar, doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden (Âdem ile Havva’dan veya bir ana ve babadan) yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’na karşı en çok takvalı davrananızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.” Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • Ey Benim Puslu Düşlerim Ey Donup Kalan Gülüşlerim

     

    Yazar: Reşat Cengil

     

    Alev Alev yanan bir kalple, bulutların arasında yağmur damlalarıyla yaşıyorum… Bir gün geldi, nefesim rüzgâra dönüştü ve gökyüzünü beyaz bulutlarla süsledim ve bir gün geldi, ateş taşıyan bir kasırga sürdü bembeyaz bulutlarımı. Nefesim kasırgaya dönüştü ve ufkumu kana buladım.

    Apaçık ve merhamet dolu bir kalple doğuyorsun bu hayata… Ve yaşıyorsun… Ve sonra yürek kapanıyor yavaş yavaş… Ansızın boğuyor seni… Boğulur gibi oluyorsun… Gün geliyor ve sen sadece maske oluyorsun…

    Yeni hayatının kıymetini bil… Onu sana vereceğim… Bil ki yaşamak hayret etmektir…

    Tenkid ibadettir derler… Niyetler sadece sahiplerine aşikârdır… Bil ki yaşamak sorgulamaktır… Bil ki sorgulanmayan bir ezberi, karanlık gecelere tapmaktır…

    Dokunsam arkadaşlarına ölürler hemen… Kırılır zihinleri, buz tutmuş ırmaklar misali… Zifiri karanlık gecede bir yıldızın kayması gibi düşerler sonsuzluğa… Gözlerimden yaşlar boşandı ve bu karanlık, bu acayip dünyadan nefret ettim ben… Bir gün gelir yeniden severim diye… Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • Modernizmin Korkuttuğu Müslümanlar ….

     

    Yazar: Ragıp Ergün

    İnsan(lık) Açmazı

    Oku! Yaratan rabbinin adıyla,

    O insanı bir “alak”tan yarattı.

    (Alak 1-2)

    İnsan olmanın ne demek olduğunu

    her geçen gün daha az bileceğiz.

    Kehanetler Kitabı

    Bir insanı anlamak istiyorsanız, öncelikle insanlar

    hakkında bildiğiniz her şeyi ama her şeyi unutmalısınız.

    Carl Gustav Jung

    himmete muhtaç dede,

    nerede kaldı gayrıya himmet ede.

    !!! Sigmund Freud !!!

    Nehirler mürekkep, ağaçlar kalem, yazarların da Nuh kadar ömrü olsa; insan ve insana dair konular anlatılarak bitirilemez. O kadar çok insan tanımı yapılmış ki insanlar tarafından, literatür taraması yapılırken insan insanlıktan çıkıyor. Sazı eline alan, muktedirliği söze alan, iktidarı gönlüne koyan, mürekkep yalayan, tükürdüğünü yalayan, sabah erken uyanan kim varsa, âlim ya da zalim, bugün bedenen yaşayan ya da soluğunu bugüne taşıyan herkes insan ve insanlık diye başlayan en az birkaç kelam etmiştir. Hem büyük yaratılıştan (dünyanın ve insanlığın) hem de küçük yaratılıştan (insanın) beri en çok bahsedilen olgu insanın ve insanlığın ne olduğudur. Otoriteyi -küçük ya da büyük fark etmez- eline geçirenin ilk yaptığı şeylerden biri insanın ne olduğu veya nasıl olması gerektiğini insanlara vahyetmesi olmuştur. Vahiy tabiri, tanımlaması mübalağa değil, az bile; çünkü vahyin asıl sahibi bile yüz çevirene mühlet tanıyor. “Yeryüzü Tanrıları”nın ise yüz çevirene zerre tahammülü olmuyor. “Mürtedin sosyo-psikolojik linçe tâbi tutulması helal, caiz, farz-ı kifaye”… Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • ÇÖZÜM İSLÂM MI MİLLİYETÇİLİK Mİ

     

    Yazar: Prof. Dr. İbrahim Sarmış

     

    Cahiliye inanışı, anlayışı ve uygulamalarıyla ateş çukurunun kenarına gelmiş olan Arap toplumunu Yüce Allah, indirdiği vahiyle bilgilendirerek, uyararak, ödüller ve cezalar vaat ederek kurtarmış ve örnek bir İslam toplumu yapmıştı.

    “Ey m’üminler! Allaha itaatsizlikten nasıl sakınmak gerekiyorsa öyle sakının ve ancak ona teslim olmuş kimseler olarak can verin. Hepiniz Allah’ın ipine/Kur’an’a (Bakara, 2/256; Lokmân, 31/22) sımsıkı sarılın. Sakın ayrılığa düşmeyin. Hele Allah’ın size verdiği birlik ve beraberlik nimetini iyi düşünün. Sizler vaktiyle birbirinize karşı kanlı bıçaklı idiniz, ama Allah kalplerinizi birbirine ısındırdı ve onun verdiği iman sayesinde kardeş oldunuz. Sizler  bir ateş çukurunun tam kenarında iken Allah sizi oraya düşmekten kurtardı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklıyor ki doğru yoldan şaşmayasınız. Sizler hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir ümmet olunuz. Kurtuluşa erecek olanlar işte onlardır. Bölünüp parçalanan ve birbirlerine düşenler gibi olmayın. Böylelerin hakkının korkunç azap olduğunu bilin.” (Âl-i İmrân, 3/103-105)

    Ama vahyin yasakladığı ve ısrarla kaldırmak istediği cahiliyenin şirkten sonra en bariz özelliği olan soyculuk, kabilecilik, kavimcilik zihniyeti çok geçmeden münafıkların ve eski nüfuzlarına tekrar sahip olmak isteyenlerin kışkırtmalarıyla toplumda hortlamış ve Müslümanlara çok pahalıya mâlolmuştur. Bin beş yüz yıldır Müslümanlar bu hortlamanın cezasını çekmekte ve bedelini ödemektedir.  Bunun bir numaralı sorumlusu, vahyin öğretileri yerine ulusçuluk çağrılarını hortlatan ve toplumu parçalayıp birbiriyle çarpıştıranlardır. Milliyetçilik ve İslâm konusunda düşüncelerimizi maddeler halinde belirtmeye çalışacağız: Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

  • MİLLİYETÇİLİĞİN DEĞİŞEN YÜZÜ; MİKRO MİLLİYETÇİLİK

     

    Yazar: Arif Arcan

     

    ‘Bütün ideolojiler yaşadıkları çağın olaylarından ve gelişmelerinden etkilenerek oluşurlar. Milliyetçilik de modernliğin bir ideolojisi olarak modern tarihsel ve toplumsal koşulların etkisiyle ortaya çıktı. Modernliğin nesnel toplumsal koşullar ve değerler dünyası milliyetçilik söylemini üretti. Milliyetçilik, modernlik biçimiyle ulus-devletin bir ideolojisi olarak yapılanmıştı. Ulus-devletin kültürel ve politik bütünlüğü için önemli bir aidiyet kimliği olarak biçimlenmişti. Parçalanan imparatorluk kültür ve siyasetleri karşısında ulus-toplum ve ulus-devlet bütünlükleri üreterek kitlelere, topluluklara, cemaatlere ve milletlere yeni bir şemsiye sağlamaktaydı. Ancak milliyetçilik, her söylem gibi belirli koşullara bağlı olduğundan koşulların değişmesiyle birlikte o da değişmeye başlamaktadır. Çünkü yeni koşullar yeni politik, kültürel, ekonomik ve teknolojik gelişmelerle birlikte oluşmaktadır. Bunlar da milliyetçiliğin içinde inşa olduğu eski yapının parçalanması ve dolayısıyla milliyetçiliğin de paradigmal egemenliğinin kaybetmeye yüz tutması demektir. Son sözü en başta söyleyelim: Millet değiştikçe onu temel yorumlama kaynağı olarak gören milliyetçilik söylemi de değişecektir.’

    Milliyetçiliği değişime uğratan ‘millet’ kavramsallaştırmasındaki değişim, bizatihi millet kavramının yapısal değişiminden çok, millet kavramsallaştırmasının anlam yükünün değişimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ulus-devlet, millet, ortak vatan, ortak ülküler, kader birliği, ortak doyum ve ortak doyum beklentisi, milli çıkar, fiziki ve siyasi sınırlar, coğrafya, yurttaş ve yurttaşlık ödevleri gibi birçok soyut anlamlandırmalar özellikle ekonomi politiğin değişimi ile farklı muhayyel içerikler kazanmaktadır. Hayal edilmişlik durumu burada önemli bir şifre anahtarıdır. Zira;  ‘… Milliyetçilik, elde mevcut bulunan tarihî mirasın içindeki kültürler arasından seçici bir bakışla yeni kompozisyonlar oluşturur ve onları bütünüyle dönüştürür; ama her halükârda yararlandığı kaynak bu kültürel zenginliktir. Ölü diller yeniden canlandırılır, yeni gelenekler icat edilir, hayali bir geçmişe ait olan bazı saf semboller restore edilir.’    Continue Reading

    10 Kasım 2016 • Genel

sarısoy nakliyatbaymak servisigüncel haberlergüncel haberlermedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeislami dergiteknoloji haberlerikadın sitesidemirdöküm servisdemirdöküm servisiferroli servisbaymak servisibaymak servisiferroli servisiprotherm servisiprotherm servisiferroli servisidemirdöküm servisiklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfümariston servis