• İSLAM’DAN DEĞİL, AMA MÜSLÜMANLARDAN KORKULUR

    MAKALE/Prof. Dr. İbrahim Sarmış

    Geçen gün bir tv kanalında sevdiğim bir doçent kardeşimiz İslam’ın korkulacak bir din olmadığını, aksine barış ve esenlik dini olduğunu, İslamafobyanın insanları ürkütüp İslam’dan uzak tutmak için İslam ve Müslüman sevmez emperyalist güçler tarafından kasıtlı olarak oluşturulduğunu anlatıyordu.

    Şüphesiz barış ve esenlik olan İslam’ı öcü gibi görmenin ve göstermenin haksızlık olduğu bir gerçek. Ancak kültürde ve kamuoyunda Müslüman (!) olarak şöhret bulan, gerçekte bazılarının Müslüman olmadığına inandığım, bazılarının ise Müslüman demekte zorlandığım birtakım kişilerin ve çevrelerin yaptığına bakılırsa Müslümanlardan korkmamak elde değildir.

    Evet,  kelime olarak İslam’ın anlamı barış ve esenliktir. “Ey müminler! Hepiniz barışa/esenliğe giriniz, sakın şeytanın izinden gitmeyiniz, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır”(2 Bakara/208).

    “Allah sizi esenlik yurduna/cennete çağırır ve isteyenleri dosdoğru yola iletir”(10 Yunus/25).

    Bunun yanında İslam’da savaşın arızî ve düşmanın saldırısına verilen karşılık olduğunu, bu durumda bile yapılacak savaşın kurallarına uyulması, sınırların aşılmaması ve sadece Allah yolunda olması öngörülmektedir. Bunu görmek için mesela şu ayetlere bakılabilir.

    ”Sizinle savaşanlara karşı siz de Allah için savaşınız, ama haksızlık yapmayınız, şüphesiz Allah haksızlık yapanları sevmez”(2 Bakara/190).

    “Sizinle antlaşması bulunan bir halka sığınanlara veya gerek sizinle gerek kendi halklarıyla savaşmak istemedikleri için gelip size savaşmayacaklarını bildiren tarafsızlara ilişmeyin. Allah isteseydi onları başınıza musallat eder ve sizinle savaşırlardı. Şu halde onlar size ilişmez, saldırmaz ve barış teklif ederlerse bilin ki bu durumda Allah onların aleyhine herhangi bir şey yapmanızı onaylamaz”(4 Nisa/90).

    “Müşrikler topyekûn sizinle savaştıkları gibi siz de onlarla topyekûn savaşınız, Allahın muttakilerle beraber olduğunu biliniz”(9 Tevbe/36)

    “Düşman barış isterse sen de barıştan yana ol ve daima Allaha güven, şüphesiz o her şeyi bilir, her şeyi işitir”(8 Enfal/61).

    “Din uğrunda size savaş açmamış, sizi yurdunuzdan çıkarmamış kimselere vefa göstermenizi ve onlara adaletle davranmanızı yasaklamaz. Sadece din uğrunda size savaş açmış, sizi yurdunuzdan çıkarmış ve çıkarılmanıza destek vermiş olanları dost edinmenizi yasaklar. Çünkü onları ancak zalim olanlar dost edinirler”(60 Mümtehine/8-9).

    Bunlar ve benzeri yüzlerce ayet, İslamın barış ve esenlik dini olduğunu, İslam’a göre başkalarıyla ilişkilerde asıl olanın düşmanlık ve savaş değil, barış olduğunu, din, yurt, kavim ve başka şeyler için Müslümanlara saldırmayanlara saldırmanın haram olduğunu söylediği halde, din anlayışının altını üstüne getirerek Müslümanlara saldırma hazırlığı içinde olmasa da, yahut saldırmasa da sırf kafirdir, diyerek başkalarının düşman sayılması ve onlarla savaşılması anlayışı oluşturulmuş, barışı, adaleti ve saldırmazlığı öngören bunca ayeti görmeyip “Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün”(9 Tevbe/5) gibi  Müslümanlarla fiilen savaş halindeki düşmanla savaşmayı emreden ayetleri esas alan ve başta ABD olmak üzere BATI’nın ve işbirlikçilerinin güdümündeki coğrafyamızdaki meşhur örgütlerin kanlı elleriyle İslam öcü gibi gösterilerek İslamafobya oluşturulmuştur. Oysa yukarıdaki ayetlerde ve yüzlerce benzerinde gördüğümüz gibi İslam, bütün dünyanın gözünün önünde, desteği ve himayesi altında İsrail’in yaptığı gibi işi gücü toprak işgal etmek, ganimet almak, köle-cariye yapmak, kafa-kol kesmek, taşlayarak öldürmek olan korkulacak bir din değil, karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak için Yüce Allah’ın âlemlere gönderdiği rahmetidir.

    “Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik”(21 Enbiya/102), “Ey nebi, biz seni şahit olarak, müjdeleyici olarak, uyarıcı olarak gönderdik”(33 Ahzab/45). “Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren odur”(57 Hadid/9) gibi yüzlerce ayet bunu ortaya koymaktadır. Continue Reading

    18 Ocak 2018 • Genel

  • KUR’ÂN’DA İNFAK

    MAKALE/Ömer Faruk KARATAŞ

    Giriş:
    Size ne oluyor da Allah yolunda/uğrunda infak etmiyorsunuz! …’ (57/Hadid, 10)
    Kur’ân’ın temel talimatlarından, temel değerler sisteminin biz mü’minlere yüklediği olmazsa olmaz
    vecibelerinden birisi olan infak, tabii olarak Resulullah Efendimizin hayatında da çok önemli ve öncelikli
    bir yere sahipti. Tevhide dayalı bir nizam olan İslam’da bilindiği gibi hüküm ve talimatlar, ilke ve
    mesajlar sadece Allah’a karşı sorumluluklarımızdan ibaret olmayıp insanlara dair de çok büyük yekûn
    tutan vecibelerimiz vardır (Hukuk-u ‘ibad). Elbette dinin aslı başta Allah’a ve bildirdiği iman esaslarına
    gerektiği gibi iman etmek, Allah’a karşı bilmemiz, bilincinde olmamız ve ifa etmekle yükümlü
    olduğumuz vecibeler, dinin aslını ve esasını teşkil eder ve bizler için olmazsa olmaz bir ağırlığı, ciddiyeti
    vardır. Fakat bunlara ek olarak ve tamamlayıcı özellikte ferdi, ailevi, çevresel, sosyal, ekonomik vs
    yükümlülüklerimiz de vardır ve dinde bunların da olmazsa olmaz bir ehemmiyet ve vazgeçilmezliği söz
    konusudur. Bunlardan birisi ve en öncelikli, en olmazsa olmazlardan birisi de infaktır. Tarif olarak:
    ‘Allah’ın hoşnutluğunu elde etme amacıyla kişinin kendi servetinden harcama yapması, muhtaçlara
    ayni ve nakdi yardımda bulunması. Continue Reading

    18 Ocak 2018 • Genel

  • İSMAİL DEMİREZEN İLE…

    TÜKETİM’, ‘TOPLUM’ ‘TÜKETİM TOPLUMU’ ÜZERİNE…

    RÖPORTAJ: ÖMER KARATAŞ

     

    Hocam, Tüketim kültürü dediğimizde “tüketim” ve “kültür” olarak iki kavramdan bahsediyoruz. “Tüketimin Kültürleşmesi” dediğimizde neyi kastediyoruz?

    Metalar, kullanım değeri (ihtiyaç değeri) ve market değerlerine ek olarak kültürel değerler kazanmaları neticesinde kültürleşme sürecine dâhil olmaktadırlar. Özellikle Baudrillard’ın işaret değerleri kavramsallaştırması metaların kültürleşmesine örnek olarak verilebilir.  Fakat biz burada daha geniş bir perspektifle metaların değişik anlamlar kazanarak kullanım ve market değerinden sıyrılmasını kastetmekteyiz. Günümüz toplumlarında çok az meta, kullanım değeri çerçevesinde satın alınıp tüketilmektedir.  Özellikle meta fetişizmi, reklamların etkisi ve oluşturulmuş ihtiyaçlar, metaların farklı anlamlar ve değerler kazanmalarını sağlamaktadır. Bireyler de bu farklı anlamlar çerçevesinde metaları tüketme eğilimi göstermektedirler.  Continue Reading

    18 Ocak 2018 • Genel

  • LEHEB SURESİ TEFSİRİ

    HAMîDUDDîN el-FERÂHİ

    Tercüme: Orhan Güvel

    1. BÖLÜM

    Birinci ayetin tefsiri, surenin bir önceki sureyle (Nasr) olan ilişkisi; surenin beddua anlamı içermediği ve Mekke’nin fethini haber verdiğine dâir…

      Nasr suresini tefsir ederken, Allah’ın; peygamberliği Mekke’nin fethiyle sonlandırdığı gibi bu peygamberliğin kitabını da bu büyük fetihden bahsederek sona erdirdiğini söylemiştik. Bu durum hakikatin, peygamberliğin merkezine ulaştığının habercisiydi. Çünkü Mekke’nin fethi Kâbe’nin, tevhidin ve İslâm’ın merkezi olması hasebiyle bu peygamberlik için merkezi bir konuma sahipti. Nitekim biz bu meseleye Bakara Suresi tefsirinde ayrıntılı olarak değinmiştik. Bu fetihten sonra tevhid inancı üzere dosdoğru yürümek ve ona sıkıca sarılmaktan başka bir yol kalmamıştır. Bu yüzden Kur’an’ın son üç suresinde, bu peygamberliğin temel gayesinin tevhid inancı olduğuna dair yapılan vurgu artmıştır. Bu bağlamda İhlas Suresi tevhid inancını kapsayan bir içeriğe sahiptir. Felak ve Nas Suresi ise bu inanç üzere dosdoğru yürümek içindir. Şu ayet bu surelerin arasındaki ilişkiye benzer bir içeriğe sahiptir: “Rabbimiz Allah’tır.” diyen ve Allah yolunda kararlılıkla yürüyen kimselere gelince, melekler onların üzerine inip şu müjdeyi verir: Endişe etmeyin, hiç üzülmeyin. İşte size vaat edilen cennet müjdesi!” (Fussilet/30) Bu meseleye Felak ve Nas Surelerinin tefsirinde ayrıntılı olarak değinildi. Continue Reading

    18 Ocak 2018 • Genel

  • HAYAT YANSITTIKLARIMIZDAN MI İBARET?

    YASEMİN ŞÜHEDA

    “  Denizi seviyorsan dalgaları seveceksin, uçmayı seviyorsan düşmeyi bileceksin! Korkarak yaşarsan , sadece hayatı seyredersin..” Friedrich Nietzsche

     

    Değişmek, dönüşmek veya dönüştürmek… İnsan yaşamının vazgeçilmez kavramları. Bunlar olmadan ‘ben yaşıyorum’ ve ‘bende varım’ diyebilmek gerçekten çok zor. Çünkü insan hayatı sürekli biyolojik, sosyolojik ve psikolojik bir değişim içindedir. Siz farkında olsanız da olmasanız da.. Continue Reading

    18 Ocak 2018 • Genel

  • İMTİHANI ZORLAŞTIRMAK

    FATIMA NEŞE TUNA

    Burası dünya ve bizler imtihandayız.

    Yaşadığımız müddetçe cevaplanması gereken bir sürü soru bizi bekliyor.

    Bazen hiç zorlanmadan çözeriz soruları. Başkalarının sorularına da yardım ederiz üstelik. Ama bazen çözümü öyle zor sorularla karşılaşırız ki, içinden çıkmak şöyle dursun, altında ezildikçe eziliriz.

    Bazen ellerimizin işlediği yüzündendir başımıza gelenler… Akletmeyişimizden, düşüncesizliğimizden, gerekeni gerektiği gibi, gerektiği zamanda yapmayışımızdan… Allah’ın koyduğu ölçülere uymayışımızdan… Continue Reading

    18 Ocak 2018 • Genel

  • MODERNİZMİ ELEŞTİREBİLİR MİYİZ?

    NURETTİN ÖZCAN

     

                                                                                                                       Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir;
    Müptela-yı gâma sor kim geceler kaç vakit!

                                                          

          Merhum Tanpınar, bir şiirine “Ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” mısralarıyla başlar. Zannediyorum Aşiyan’daki kabrinde de bu mısralar var. Tıpkı bu mısraların ifade ettiği gibi insanımızın birey olarak hangi noktada, hangi hâlet ve değer içinde olduğu da işte bu mısralarda olduğu gibi müphem bir şey. Evet, insanımız nerede? Bu toplumdaki Müslümanlardan, onların beklentilerinden, iddialarından, varsa eğer mücadelelerinden, hayatın neresinde kaldıklarından, ihtiraslarından, şikâyetlerinden, eleştirilerinden, fikir firarlarından vs bahsetmeden evvel, 1- O hayatları temelinden etkileyen en az yüz-yüz elli yıllık bir maceraya ve dış etkilere; 2- Bu zaman zarfında aydınların ve esas olarak da Müslüman aydınların tavırlarına, tepkilerine, çabalarına; 3- kitlelerin bu boğucu atmosfer içindeki duruş ve etkilenişlerine bakmamız gerekir. Bu coğrafyada ağır fırtınalar içinde yaşamış insanımızı tanıyabilmek ve onu kavrayabilmek için bu şarttır ve bugünkü toplumsal kompozisyonun sırrı ancak böyle anlaşılabilir. Continue Reading

    12 Ocak 2018 • Genel

  • HAKİKATİN MODERNİZASYONU

    RAGIP ERGÜN

    İnsanın var oluşundan beri, hayat ile arasındaki ilişkiye binaen gerçek, doğru ve hakikat kavramları onun için her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Çünkü insan içine “atıldığı” dünyanın gerçekliğini, bu gerçeklik içinde neyin doğru neyin yanlış olduğunu ve bu nesneler dünyasında hakikat denen bir şey var mıdır, varsa nedir bilmek ister. Çünkü insan bilmediği şeyden korkar ya da Abduh’un dediği gibi “İnsan bilmediği şeyin düşmanı olur.” Tarih boyunca insan yaşadığı dünyayı çok farklı şekillerde anlamlandırmaya çalışmış ve farklı saiklerle giriştiği bu çaba sonucunda yaşamına devam etmek için karineler üretmiştir. Bilmek insanın doğasında olduğu sürece, bilinen ile bilen arasındaki bu ilişki devam edecektir. Continue Reading

    12 Ocak 2018 • Genel

  • MODERNİZM ELEŞTİRİSİ VE MÜSLÜMANLAR

    MAKALE/KÜRŞAD ATALAR

    Çağdaş dönemde Müslümanların moderniteye yönelik eleştirilerini değerlendirirken, Müslüman Düşüncesi içerisindeki 3 temel yaklaşımdan yardım alabiliriz. Malum olduğu üzere, Çağdaş Dönem Müslüman Düşüncesi’nin ana yaklaşımlarını, ‘Gelenekçiler’, ‘Müslüman Modernistler’ ve ‘İslamcılar’ temsil etmektedir. Kabaca bir değerlendirmeyle, ‘Gelenekçiler’in modernizm eleştirisi, ‘modern’ olan her şeyi ‘reddetmek’ üzerine kuruludur. Gelenekçi için, ‘modernite’ türedidir ve ‘asl’dan uzaklaşmaya karşılık gelir; o nedenle, çağdaş dönemde Müslümanın yapması gereken şey, doğruluğunu/kalitesini kalıcılığı ile kanıtlamış olan ‘geleneğe’ geri dönmektir. Continue Reading

    12 Ocak 2018 • Genel

  • MODERNİZMDEN ÇIKTIK YOLA POST-MODERNİZM’DE VERDİK MOLA;

    “DEĞERLER KÜME”SİNE DADANAN TAVŞAN GÖRÜNÜMLÜ TİLKİ’Yİ TANIYAMAMAK

     MAKALE/ ARİF ARCAN

     Modernizm, gelenekle olan göbek bağını radikal bir biçimde keserken, ortaya koyduğu temel iddiası ve hedefi; insanı boş bir sayfa (Tabula Rasa) olarak görüp onu “yeniden” “yeni” olarak inşa etmekti. Eski ve Yeni Dünya karşıtlığına dayanan bu faaliyet, neticede yıkıcı sonuçlar ortaya çıkardı. Modernizm, daha en başından yıkıcı olduğunu açıkça izhar etmişti ve bu yıkıcılığı ile de belirli bir övünme hakkını kendisinde görebiliyordu. Modernizm “dobralığı” ile ne kadar övünse azdır.

    Müslüman entelijansiya için  modernizm eleştirisi cazip bir alan. Ama modernizmi kıyasıya eleştirirken kendi geleneği ile olan hesaplaşma girişimlerini nereye koyacağını bilemeyen ve bu bilememe çıkmazı içinde esasında neye karşı olduğunu da tam kestiremeyen bir “bulanıklık” halini yaşayan cari Müslüman zihnin imdadına başka bir bulanıklık hali yetişir gibi oldu: Post-modernizm. Continue Reading

    12 Ocak 2018 • Genel

sarısoy nakliyatmedya haberlerimedya haberleriistanbul beyaz eşya servisibakırköy playstation cafeklima serviskombi servisdemirdöküm servisbaymak servisvaillant servisprotherm servisiumrekadıköy ikinci el eşyaumreaçık parfüm